(1632 S. K. m. 30, 131) (5237 S. K. m. 51, 52, 62, 247) (647 S. K. m. 4) (353 S. K. m. 50, 173, 207, 221) (765 S. K. m. 202) (2709 S. K. m. 141)
Zimmet suçundan sanık J.Bçvş.Hüseyin ZAVALSIZ hakkında 48inci İç Güvenlik Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 12.07.2005 gün ve 2005/350-410 sayılı mahkûmiyete ilişkin hükmün, sanık ve sanık müdafii tarafından süresinde sebep gösterilerek temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası Askeri Yargıtay Başsavcılığının hükmün usul yönünden bozulması görüşünü içeren 28.02.2006 gün ve 2006/1269 sayılı tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilmekle incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 05.09.2003 tarihinde zimmet suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 131/1inci maddesinin az vahim hal cümlesi ve 5237 sayılı TCKnın 62nci maddesi uyarınca beş ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca hürriyeti bağlayıcı cezanın beher gün karşılığı takdiren 9 YTL. hesabıyla neticeten bin üç yüz elli (1350) YTL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hükmolunan adli para cezasının 5237 sayılı TCKnın 52nci maddesi uyarınca birer aylık süreler halinde on iki eşit taksitte sanıktan tahsiline, 5237 sayılı TCKnın 52/4üncü maddesi uyarınca taksitlerden birisinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının bir defada tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine, ASCKnın 30/1-B maddesi uyarınca Türk silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına, 5237 sayılı TCKnın 51inci maddesinin tatbikine yer olmadığına, sanığın eylemi sonucu meydana gelen 80.000.000 TL. tutarındaki hazine zararının ASCKnın 131/1inci maddesi uyarınca sanığa ödettirilmesine, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca sanıktan 11,20 YTL. tutarında nisbi harç alınmasına karar verilmiştir.
Bu hüküm, sanık ve sanık müdafii tarafından, özetle, sanığın Doğankent İlçe J.Mrk.Krk. Komutanı ve aynı zamanda Bedelen Beslenme Heyeti Mutemedi olarak görev yaptığı, Eylül 2003 ayına ait diğer faturalar gibi kasaptan alınan faturanın da iaşe kısmı muhasip mutemedi olan Uzm.J. Çvş.Nuri KOÇ tarafından alınarak yönerge gereği faturanın arkasının heyete imzalattırıldığı, bu dönemde sanığın sadece kontrol görevi bulunduğu, 19 Ağustos 2003 tarihinde on günlük kanuni izne ayrılan sanığın Merkez İaşe Kısmı Muhasip Mutemedi olan Uzm.J. Çvş. Nuri KOÇun Ağustos 2003 döneminde tabldota ne kadar et girdisi yaptığı konusunda bir bilgisinin olmadığı, ödemelerin Merkez İaşe Kısmı muhasip ve mutemedinin ödeme talimatı doğrultusunda yapıldığı, olayın oluş şekli itibarıyla zimmet suçundan bahsetmenin mümkün olmadığı, kaldı ki, 80.000.000 TL. tutarındaki etin yayla şenliklerinde kumanya olarak hazırlanıp görevli personele yedirildiği, ortada bir suç bulunmadığı ve sanığın beraetine karar verilmesi gerektiği belirtilerek, ayrı ayrı süresinde temyiz edilmiştir. Sanık hakkında, Askeri Mahkemece verilen beraat kararları temyiz edilmediğinden, incelenmemiştir.
Tebliğnamede, sanığın hangi aşamada ve hangi görevi nedeniyle mal/para teslim almış olduğunun, yahut her ne suretle olursa olsun tevdi/teslim halinin söz konusu olduğunun, sanığın tam olarak hangi eylemiyle zimmet suçunun tipik unsurunu gerçekleştirdiğine dair Mahkemenin kabulünün, gerekçeli karardan anlaşılamadığı, sanığın kumanya hazırlatmak amacıyla et aldırdığı ve bu amaçla da etin kullanıldığı yönündeki beyanlarına ne sebeple itibar edilmediğinin de kararda tartışılmadığı belirtilerek, gerekçeli kararın temyiz denetimine imkan verecek ölçüde yasanın öngördüğü unsurları taşımamasının usule aykırılık oluşturduğu ileri sürülerek, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulması gerektiği görüş ve düşüncesi bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; sanık J.Bçvş.Hüseyin ZAVALSIZın 2003 yılı içerisinde Doğankent Merkez J.Krk.Komutanı olarak görev yapmakta iken aynı zamanda Doğankent İlçe Jandarma Komutanlığının Bedelen Beslenme Heyeti Yönetim Kısmı Mutemedi olarak görev yaptığı, ayrıca Şubat 2003, Ağustos 2003 ayları içerisinde İlçe Jandarma Komutanı J.Bçvş.Süleyman GÜNDOĞDUnun kullandığı yıllık izinler nedeniyle 08.02.2003-17.02.2003 tarihleri arasında 24.07.2003-16.08.2003 tarihleri arasında İlçe Jandarma Komutanlığı görevine vekaleten baktığı, Doğankent ilçesindeki merkez kasabı Nihat PATANın Doğankent İlçe Jandarma Komutanlığının et ihalelerini kazanmadığı dönemlerde bu kasaptan şahsi ihtiyacı için et alımı yapmayan sanığın, bu kasabın Doğankent İlçe Jandarma Komutanlığının Mayıs 2003 ayından Aralık 2003 ayı sonuna kadarki et ihalelerini kazandığı dönemde bu kasaptan şahsi ihtiyacı için veresiye olarak et almaya başladığı ve kasap Nihat PATANa oluşan şahsi et borçlarını zaman zaman ödeyeceğini söylediği, ancak sanığın Doğankent İlçe Jandarma Komutanlığının bedelen beslenme heyeti yönetim kısmı mutemedi olmasından dolayı Ağustos 2003 ayı Merkez Karakolu ve İlçe Jandarma Komutanlığına ait erbaş/er istihkakı olan etlerin parasını ihaleyi kazanmış olan kasap Nihat PATANa çek ile ödeyeceği sırada kasap Nihat PATANı telefon ile arayarak daha önceden birikmiş olan 105.000.000 TL tutarındaki şahsi et borcunun 80.000.000 TL tutarındaki kısmını çeke dahil ettiğini ve geri kalan 25.000.000 TL tutarındaki parayı ise ödeyeceğini söyleyerek kasap Nihat PATANın iş yerine gidip 25.000.000 TL tutarındaki şahsi et borcunu ödediği ve karakola gelerek çekini alabileceğini kasap Nihat PATANa söylediği, bunun üzerine kasaba giden bir askerin fatura koçanını kasaptan almasından 2-3 gün sonra karakola giden kasap Nihat PATANın sanık tarafından kesilmiş 1.118.200.000 TL tutarındaki 1670 numaralı faturanın arkasını imzaladığı, kaşesini bastığı, sanık tarafından da faturanın arkasına bedelinin 17409 numaralı Ziraat bankası çeki ile ödendiğinin belirtilerek kasap Nihat PATANın 05.09.2003 tarihinde söz konusu Ziraat Bankası çekini sanıktan aldığı, bu suretle de sanığın zimmet suçunu işlediği kabul edilmiş ise de,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3üncü ve 353 sayılı Kanunun 50nci maddesi, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağını amirdir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde, geçerli, yeterli ve yasal olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetimde kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekmektedir. 353 sayılı Kanunun 173üncü maddesine göre, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların gösterilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, temyiz incelemesi sırasında gerekçe de denetleneceğinden, gerekçe Askeri Yargıtayın denetimine imkân verecek şekilde açık ve anlaşılır olmalıdır. Dolayısıyla, mahkemece suç işlendiğinin sabit olmamasına ya da sübutun kabulüne ve eylemin nitelendirmesine esas alınan deliller gösterilmeli, bu deliller karşında savunma ve iddia irdelenmeli, iddia ve savunma tarafından sunulan delillere itibar edilmemiş ise, bunun sebepleri akla ve mantığa uygun olarak açıklanmalıdır. Buna göre, bir hüküm sorun, gerekçe ve sonuç kısımlarından oluşmalı, gerekçede suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve gerçekleşmiş sayılan olaylar ve eğer kanıt başka olaylardan çıkarılmışsa bunlar gösterilmeli, cezanın kaldırılmasını, artırılmasını, indirilmesini gerektiren hususların neden sabit sayılıp sayılmadığı açıklanmalı, hangi kanıtlara neden itibar edildiği, hangisinin ne sebeple geçersiz sayıldığı gösterilmelidir. Bir başka anlatımla, sonuç çıkarma işleminin ve bu sırada yapılan muhakemenin gerekçede gösterilmesi, denetimin gereği gibi ve usulüne uygun olarak yapılabilmesi bakımından zorunludur. Gerekçenin usule uygun ve yeterli olmamasının, gerekçe yokluğu ile aynı sonuçları doğurduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle, uygulamada gerekçesizlik kadar, yetersiz gerekçe de mutlak bozma nedeni sayılmaktadır. Bu açıklamalara göre inceleme konusu hükmün gerekçesi denetlendiğinde;
Sanık sorgu ve savunmalarında; özetle, kasap Nihat PATANdan şahsi ihtiyacı için et almakta olduğunu, 24 Temmuz 2003 tarihinde yapılacak olan yayla şenliklerinde görevli personel için kumanya ihtiyacı hasıl olduğunu, yapılan görüşmeler sonunda kasaptan bu amaçla ve karakol ihtiyacı için Uzm. Çvş. Aziz YAMANCInın 6-7 kg. civarında et aldığını, bu etin kumanya olarak hazırlanıp yaylaya götürüldüğünü, daha sonra kendi borcunu öğrenmek için kasapla görüşmesinde şenliklere giden personel için alınan etin parasının da yanlışlıkla kendi veresiye hesabına yazılmış olduğunu fark ettiğini, bu nedenle şahsına ait 25.000.000 TL. borcu ödediğini ve yanlışlığın düzeltilerek kalan et borcunun karakolun hesabına geçirildiğini, özetle kendi şahsı için kasaptan aldığı etin parasını karakolun hesabından ödetmediğini, ayrıca tabldot programını bildiği için merkez iaşe kısmında görev yapan Uzm. Çvş. Şahin SEVİMe ve ondan sonra bu görevi yürüten Uzm. Çvş. Nuri KOÇa yardımcı olduğunu, bazı tanıkların husumet sebebiyle bazılarının ise baskı ve yönlendirme sebebiyle kendi aleyhine beyanda bulunduklarını ifade etmiştir(Dz.1, 149, 418, 618).
Sanık müdafii de aşamalardaki savunmalarında; özetle, sanığın Ağustos 2003 döneminde tabldota ne kadar et girdisi yapıldığı hususunda bilgisi olmadığını, merkez iaşe kısmı muhasip ve mutemedinin talimatı doğrultusunda ödeme yapıldığını, ayrıca 80.000.000. TL. tutarındaki etin köfte yapılarak yayla şenliklerinde görevli personele yedirildiğini, ortada işlenmiş bir zimmet suçu bulunmadığını beyan etmiştir (Dz.617, 618).
Askeri Mahkemece; gerekçeli hükümde, karara konu tüm suçlara ilişkin olarak sözlü deliller başlığı altında tanık ve bilirkişi isimleri ile ifadelerine ait dizi numaralarının sıralandığı, yazılı belgelerin nelerden ibaret olduğunun kararda hiç gösterilmediği, tanıklardan kasap Nihat PATANın hazırlık soruşturması safhasında alınan (Dz.14, 125) ve son soruşturma safhasında istinabe mahkemesince saptanan ifadeleri (Dz.413) karşısında, bu tanığın son soruşturma safhasında mahal mahkemesindeki ifadesine (Dz.469) ve tanık Cevdet PATANın ifadesine (Dz.421) itibar edilmediği, sonuç olarak Nihat PATANın önceki ifadelerine ve bilirkişi raporlarına itibar edildiği belirtilerek mahkûmiyet hükmü kurulduğu görülmektedir.
Öncelikle eylemin sübutunu kabulde, tanık Nihat PATANın ifadelerinin neden Cevdet PATAN ve sanığın ifadelerine üstün tutulduğu açıklanmış ise de; özellikle 24.07.2003 tarihindeki kumanya ihtiyacını kasaptan 6-7 Kg. et almak suretiyle karşıladığına dair sanığın savunması, şenliklerin güvenliği için 23-24.07.2003 tarihlerinde yaylada görevlendirilen personelin miktarı, şenlikler için hazırlanan kumanyaların içeriği ve yemek ihtiyacının ne şekilde karşılandığına dair tanıkların beyanları, söz konusu günlerde yemek listelerinde bulunan yemeklerin içeriği, konuya ilişkin tanık Uz.J.Çvş.Aziz YAMANCInın beyanları, kumanya hazırlığı ile ilgili olarak Karakol Komutanının beyanları ile birlikte değerlendirilerek, yayla şenliğine götürmek üzere kasaptan et alınıp alınmadığının, alınmışsa miktarının ne kadar olduğu ya da olabileceğinin, delilleri gösterilerek belirlenmesi gerekir.
Öte yandan, sanığın beslenme heyetinde suç tarihi olarak belirlenen 05.09.2003 tarihi itibarıyla görevli olmadığına dair müfettiş inceleme raporu ve ekli çizelgesinin (Dz.456-463), sanığın Ağustos-Kasım 2003 ayları (dahil) arasında yönetim kısmı mutemedi olarak görevlendirildiğine dair Doğankent İlçe J.K.lığına ait 2003 yılı bedelen beslenme heyeti teşkil çizelgesi (Dz.106) ile altında İlçe J.K. vekili Bçvş.Süleyman GÜNDOĞDU ile J.Onb.Cahit DUMANın imzaları bulunan fatura muhteviyatı tam ve eksiksiz olarak 2003 Ağustos ayı Doğankent İlçe J.K.lığı tabldot hesabında kullanılmıştır şeklinde arkasında kayıt yer alan 31.08.2003 tarihli ve 1.118.200.000. TL tutarındaki kasap faturasının bedelinin 0017409 No.lu çekle ödenmiş olduğuna dair sanığın isim ve imzasının yer almış olması (Dz.90, 305) birlikte tartışılarak, sanığın suç tarihindeki görevinin belirlenmesi gerekir. Diğer taraftan, sanığın Doğankent İlçe Jandarma Komutanlığının Bedelen Beslenme Heyeti Yönetim Kısmı Mutemedi olarak görev yaptığı kabul edilirken, söz konusu görevin kapsamının, Bedelen Beslenme Yönergesi doğrultusunda belirlenmesi zorunludur. Ayrıca, uygulamaya ilişkin tanıkların beyanları ile bilirkişi ve teftiş raporu birlikte değerlendirilerek, bedelen beslenme işlemlerinin yürütülmesinde, sanığın üstlendiği işlerin, Yönergeyle belirlenen göreviyle de karşılaştırılması gerekir. Dolayısıyla, tüm bu deliller ve dosyada mevcut tanık beyanları irdelenip gerekçeli kararda tartışılmaksızın, eylemin sübut şekli tam olarak açığa kavuşturulmaksızın sanığın zimmet suçunu işlediğinden bahisle hüküm kurulması usule aykırılık oluşturmaktadır. Mahkemece olay anlatılmış ve bütün olarak varılan kabule göre zimmet suçunun oluştuğu değerlendirilerek hüküm kurulmuştur.
Zimmet suçu, 765 sayılı TCKnın 202 ve müteakip maddelerinde Devlet İdaresi aleyhine bir cürüm olarak (5237 sayılı TCKnın Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı bölümü altında 247nci maddede), ASCKnın 131inci maddesinde ise, mala karşı bir cürüm olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu düzenlemelere göre, zimmet suçu, Bir memurun, vazife veya hizmet dolayısı ile tevdi edilmiş olan veya muhafaza, murakabe ve sorumluluğu altında bulunan kamu idaresine veya şahıslara ait paranın, para hükmünde evrak ve senetlerin ve sair eşyanın kendisi veya başkasının menfaatine temellük edilmesidir. şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre suçun maddi unsuru, görev sebebiyle kendisine tevdi edilmiş olan veya muhafaza, murakabe ve sorumluluğu altında bulunan kamu idaresine veya şahıslara ait paranın, para hükmünde evrak ve senetlerin ve sair eşyanın zimmete geçirilmesidir. Suçun manevi unsuru ise, temellük etme kastıdır.
Ancak, Mahkemenin kabulü genel nitelikte olup, gerekçeli karardan sanığın hangi aşamada, hangi görevi nedeniyle mal/para teslim almış olduğu yahut tevdi/teslim halinin ne şekilde söz konusu olduğu, sanığın tam olarak hangi eylemiyle zimmet suçunun tipik unsurunu gerçekleştirdiği tam olarak anlaşılamamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3üncü maddesinin Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır 353 sayılı Kanunun 50nci maddesinin Askeri mahkemelerce verilen her türlü kararlar gerekçeli olarak yazılır hükmünü içermesi, aynı Kanunun 173üncü maddesinde hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususların belirtilmiş olması ve 207/3-G maddesinde de kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hâller arasında Hükmün gerekçeden yoksun olması na da yer verilmiş olması karşısında, gerekçe yönünden kanuna aykırı bulunan hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık hakkında kurulan ve gerekçe yönünden kanuna aykırı bulunan hükmün, sanığın ve sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen 353 sayılı kanunun 221/1inci maddesi uyarınca usul yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 22.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy