(1632 S. K. m. 132) (765 S. K. m. 59, 62, 72, 80) (647 S. K. m. 4) (765 S. K. m. 80) (353 S. K. m. 226) (AYDK. 15.04.2004 T. 2004/75 E. 2004/66 K.)
Müteaddit (iki kez) arkadaşının bir şeyini çalmak suçundan sanık Ter. Ulş.Er Ömer DALKILIÇ hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince verilen 28.09.2005 gün ve 2005/42-201 esas ve karar sayılı mahkumiyet hükümlerinin, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının bozma görüşünü içeren 08.03.2006 gün ve 2006/1519 sayılı tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece, sanık Ter. Ulş. Er Ömer DALKILIÇın;
1. 09.07.2001 tarihinde Dz. P.Er İsmail EMEKTARın çantasından bir çift spor ayakkabısını mağdurun rızası olmaksızın almak suretiyle (üstünün) eşyasını çalmak suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 132, TCKnın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddeleri uyarınca 600.00 YTL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına;
2. 09.07.2001 tarihinde Dz.P.Er Halil KAÇMAZın çantasından çorap ve iç çamaşırlarının mağdurun rızası olmaksızın almak suretiyle (üstünün) eşyasını çalmak suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 132, TCKnın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddeleri uyarınca 600.00 YTL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına;
3. TCKnın 72 nci maddesi uyarınca cezaların toplanarak neticeten 1.200.00 YTL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından özetle; suçu kabul etmediği, sabıkasız olduğu halde direkt ceza verilmesi, beraat etmesi gerekirken ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu sebepleriyle süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; sanığın, üzerine atılı suçları müteselsilen işlediğinin değerlendirilmesi ve mahkumiyet hükümlerinin uygulama yönünden bozulması; ayrıca, bozmanın sanıkla iştirak halinde suç işleyen ve hakkında verilen hükmü temyiz etmeyen diğer sanık Ulş. Er Orhan MAMANa da sirayet ettirilmesi görüş ve düşüncesi bildirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; sanık Ulş. Er Ömer DALKILIÇın Silahlı Kuvvetler Spor Okulu ve Eğitim Merkezi Kh. ve Kh.Srv.Bl.K.lığında askerlik hizmetini yaptığı sırada, arkadaşı diğer sanık (hakkındaki mahkumiyet hükmü temyiz edilmemekle kesinleşmiş olan) Orhan MAMAN ile birlikte, koğuş sorumlusu olarak görevliyken, birliğe yeni katılan Dz.P.Er İsmail EMEKTAR ile Dz.P.Er Halil KAÇMAZın 09.07.2001 tarihinde koğuşa geldikleri, bu iki mağdur erin yatacak yer ve dolaplarının gösterilmesinden sonra sivil eşyalarını koğuşa bırakarak, askeri elbiselerini giyinmek üzere depoya gittikleri, mağdurların ayrılmasından sonra, sanık Ömer DALKILIÇın mağdur Dz.P.Er İsmail EMEKTARın çantasını açarak içinde bulunan bir çift spor ayakkabısını alıp diğer sanık Orhan MAMANa verdiği, Orhan MAMANın da spor ayakkabısını dolabına koyduğu, sanıkların daha sonra diğer mağdur Dz.Er Halil KAÇMAZın kilitli çantasının kilidini kırarak 10 çift çorap, 1 uzun don ve 4 atleti alarak dolaplarına koydukları,
Mağdurların tekrar koğuşa dönüp çantalarını sivil eşya deposuna götürürlerken eşyalarının alındıklarını gördükleri, ancak birliğe yeni katılmış olmaları nedeniyle bu durumu kimseye söyleyemedikleri, mağdur İsmail EMEKTARın çalınan ayakkabısını bir hafta kadar sonra, Orhan MAMANın ayağında gördüğü, daha sonra mağdurların şikayeti üzerine yapılan idari soruşturma sonucunda olayın ortaya çıkarılarak eşyaların sanıklardan alınarak mağdurlara verildiği, ancak mağdur Halil KAÇMAZın eşyalarının bir kısmının iade edilmediği maddi olay olarak sabit görülmüştür
Sanıklar hakkında aynı iddianame ile kamu davası açıldığı, ancak sanık Ömer DALKILIÇın bulunamaması nedeniyle dosyanın tefrik edildiği, diğer sanık Orhan MAMAN hakkında tesis edilen müteaddit üstünün (arkadaşının) eşyasını çalmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin taraflarca temyiz edilmemekle kesinleştiği,
Gıyaben tutuklanan sanık Ömer DALKILIÇın yakalanmasından sonra da hakkında yazılı olduğu şekilde mahkumiyet hükümleri kurulduğu anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemece toplanan delillere göre müsnet suçların sübutunun kabulünde, suç vasıflarının tayininde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen şekilde meydana gelen olayda, sanığın eylemleri, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 132nci maddesi kapsamına giren arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu oluşturmakla birlikte, iki ayrı mağdura karşı işlediği bu suçlardan dolayı ASCKnın 132nci maddesinin iki kez tatbiki ile iki ayrı ceza tayin edilerek gerçek içtima kuralının mı, yoksa ASCKnın 132nci maddesi uyarınca tek bir ceza verilip TCKnın 80inci maddesi uyarınca cezasında artırım yapılarak teselsül hükümlerinin mi uygulanması gerektiği irdelenmelidir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun müteselsil suç kavramını tartışan 01.07.1999 tarihli ve 1999/161-151 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi;
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 80inci maddesi: Bir suç işleme kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı, terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır. hükmünü içermektedir.
Bu tanıma göre müteselsil suçun şartları genel olarak:
1. Objektif şartlar,
a) Birden çok fiilin bulunması,
b) Failin farklı zamanlarda olsa dahi aynı kanun hükmünü ihlal etmesi,
2. Subjektif şart (Bir suç işleme kararı),
Olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır.
Sanık er Ömerin, mağdur erlerinin koğuştaki çantalarından iki ayrı fiil ile mağdur İsmailin spor ayakkabısını, mağdur Halilin de çorap ve iç çamaşırlarını diğer sanık Orhan ile birlikte mağdurların rızası olmadan aldıkları, dolayısıyla inceleme konusu olayda objektif şartın bulunduğu konusunda kuşku bulunmamakla birlikte, sübjektif şartın, diğer bir deyişle bir suç işleme kararının bulunup bulunmadığı konusuna gelince:
765 sayılı TCKnın 80inci maddesinin önceki metninde yer alan kastı cürmi ibaresi, 02.06.1941 tarihli ve 4055/1 sayılı Kanun ile bir suç işleme kararı olarak değiştirilmiştir.
Suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünün müteaddit defa (birden çok) ihlal edilmesi konusunda önceden kurulan bir planın, genel bir niyetin anlaşılması gerekir. Fail, önceden böyle bir plan veya niyeti tespit etmiş, bunu bir defada icra edecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket ettiği içindir ki, müteaddit kısımlar tek bir müteselsil suç meydana getirmiştir. Bu şekilde işlenen suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlenmediğini her zaman belirtmez. Nitekim 80 inci madde de, birden çok ihlalin muhtelif zamanlarda meydana gelse bile bir suç sayılacağı belirtilmiştir.
Suç kararında birlik, teselsülü meydana getiren eylemlerin aynı kastın ürünü olmaları demek değildir. Her biri bağımsız olan bu eylemler, ayrı ayrı kasıtlar altında işlenmişlerdir. Müteselsil suçları, subjektif unsur yönünden başlangıçtan itibaren tüm neticeye yönelmiş irade şartı ile sınırlandırmamak ve bazı hallerde hareketler arasında subjektif bağlantının aranması ile yetinmek adalet ilkelerine uygun düşecektir. Genel bir saik birliğine kadar gitmemek şartıyla müteselsil suç teşkil eden hareketlerin aynı amaca yöneltilmiş olması suç işleme kararındaki birlik in ölçütü olarak kabul edilebilir.
Bu konudaki önemli bir sorun da farklı hak sahiplerine karşı işlenen suçlardır. Bu hususta, öğretide değişik düşüncelere rastlanmakla beraber, mağdurların farklı kişiler olmasına, suç işleme kararının değiştiğini gösteren kesin bir ölçüt niteliğini tanımamak gerektiği yönündeki düşüncelerin önemli bir yer tuttuğu söylenebilir.
Yargıtay kararları incelendiğinde; Aynı suç işleme kararının varlığı veya yokluğunun;
Suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yerler ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen zaman süresi, suçun mağdurları, ihlal edilen değer ve yarar, korunan değer ve hak, olayın meydana geliş biçimi, gelişimi ve oluşumu gibi tüm özellikleriyle göz önüne alınıp değerlendirilerek olaysal olarak saptanması gerektiği vurgulanmaktadır (Y.C.G.K.nun 12.10.1992, 244/268, 20.03.1995, 6-48/68 ve 27.03.1995, 8-58/86 tarih ve sayılı kararları). Bu konudaki temel gerekçenin de,
Aynı suç işleme kararından kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme konusunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail suçu işlemeden önce bir plan yapmalı veya suça niyet etmeli fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmelidir. Öngörülen ve gerçekleştirmeye yönelik olan suç planı çerçevesinde hareket etmelidir. Failin hareketi önceki hareketinin devamı olmalı ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmalıdır şeklinde olduğu görülmektedir.
Birden çok kişiye (müteaddit şahıslara) karşı işlenen suçlarla ilgili olarak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun Haziran 1929 tarih ve 26/20 sayılı kararında,
Kişiler aleyhine işlenen suçlar ile mala karşı (mülkiyet aleyhine) işlenen suçları
birbirinden ayırarak mütalaa etmek gerektiğinden, kişiler aleyhindeki suçlarda, yani kişilerin hayatına, namusuna karşı işlenen suçlarda, bu yöndeki hakları ihlal edilen kişilerin çokluğunun (taaddüdünün) müteselsil suç teşkil edemeyeceğine müttefik kalınmıştır. Çünkü, birden çok kişi aleyhinde cürüm işleyen bir kimsenin hareketinde bir kastı cürminin vücudu iddia edilemez
Mülkiyet aleyhine işlenen suçlara gelince, bu yöndeki bir hakkına taarruz veya tecavüz olunan kişinin aynı veya birden çok olması, müteselsil suçu tayinde ölçü olamayacağına da ittifak edilmiştir
denilmekte ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.1995, 8-58/86 tarih ve sayılı kararından da uygulamanın bu doğrultuda olup, geçerliliğini koruduğu görülmektedir.
Askeri Yargıtay içtihatlarının kabul tarzı da aynıdır (Drl.Krl.nun 31.03.1988/58-36, 16.02.1989/6-50, 15.03.1990/49-42 ve 15.04.2004/75-66 sayılı kararları).
Dava konusu olayda; mağdurlara ait eşyaların çalınma şekli ve tarihi dikkate alındığında sanığın, temyize gelmeyen diğer sanıkla birlikte, olay günü kışlaya yeni katılan ve arkadaşları konumunda bulunan iki erin, koğuşta bıraktıkları çantalarından, üstelik birisinin kilidini de kırarak şahsi eşyalarının arasından bir kısım eşyayı çalmaya karar verdikleri, bu niyet ve plan doğrultusunda hareket ederek, aynı gün çok kısa bir zaman aralığı içerisinde mağdurların eşyalarını onların rızaları olmaksızın faydalanmak maksadıyla almak suretiyle müteselsilen arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu işlediği, diğer bir deyişle ASCKnın 132nci maddesini, birbirinden farklı kararlarla değil, bir suç işleme kararının icrası kapsamında olarak iki kez ihlal etmiş olduğunun kabulü ile, hakkında teselsül hükümleri uygulanarak ASCKnın 132nci ve TCKnın 80inci maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken, herbir eylemi için ASCKnın 132nci maddesinin ayrı ayrı tatbiki ile iki kez ceza tayin edilerek gerçek içtima kuralının uygulanması kanuna aykırı görülmüş ve mahkumiyet hükümlerinin uygulamadan bozulmasına karar verilmiştir.
Kabule göre de; sanık hakkında kurulan hükümlerde cezadan takdiri indirim yapılırken 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 62/1 inci maddesi yerine, karar tarihinde yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı TCK'nın 59 uncu maddesinin uygulanması, yine yürürlükten kalkmasına rağmen 765 sayılı TCK'nın 72 nci maddesi uyarınca cezaların toplanmasına karar verilmesinin hatalı bulunduğuna;
Ayrıca, sanığın ve mağdurların hem rütbe olması nedeniyle, eylemlerinin ASCKnın 132 nci maddesinde yazılı Arkadaşının Eşyasını Çalmak suçunu oluşturmasına rağmen kısa kararda suçların Üstünün Eşyasını Çalmak olarak kabul edilmesinin de hatalı olduğuna işaret edilmesi gerekmiştir.
Sanık Ömer DALKILIÇ hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin uygulamadan bozulması nedeniyle, bozmanın temyize gelmeyen ve hakkındaki hükümler kesinleşmiş bulunan ve sanıkla aynı suçları birlikte işleyen diğer sanık Orhan MAMANa sirayetinin mümkün olup olmayacağı hususu irdelendiğinde;
353 sayılı Kanunun 226ncı maddesi; Hüküm, cezanın uygulanmasında kanuna aykırılıktan dolayı sanık lehine bozulmuş ise, bozulan kısımların temyiz isteminde bulunmamış olan veya başka yönlerden temyiz eden öteki sanıklara da uygulanması mümkün olursa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar hükmünü içermektedir.
Bu maddeye göre bozmanın sirayeti için hükmün, ceza uygulamasında kanuna aykırılıktan bozulması gerekmektedir. Teselsül hükümleri, ceza uygulamasıyla doğrudan ilgili olduğundan; incelenen davada aynı olay ve aynı koşullar altında aynı suç isnadı nedeniyle yargılanan sanık Orhan MAMANın da yeniden yargılanmasını sağlamak üzere, bozmanın, adalet esası dikkate alınarak temyize gelmeyen bu sanığa da 353 sayılı Kanunun 226ncı maddesi gereğince sirayeti uygun görülmüş ve bu sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin de bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık Ter. Ulş. Er Ömer DALKILIÇın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin uygulama yönünden ayrı ayrı BOZULMASINA,
Bozma kararının, 353 sayılı Kanunun 226ncı maddesi gereğince hakkındaki hükmü temyiz etmeyen terhisli sanık Orhan MAMANa sirayet ettirilmesine ve bu sanık hakkında müteaddit üstünün (arkadaşının) eşyasını çalmak suçundan dolayı tesis olunan mahkumiyet hükümlerinin de uygulama yönünden ayrı ayrı BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 22.03.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy