(7201 S. K. m. 17, 23) (1632 S. K. m. 85) (765 S. K. m. 51, 59) (5237 S. K. m. 7, 29) (5252 S. K. m. 9)
Temyiz isteminin süresinde olup olmadığı yönünden yapılan incelemede;
Sanığın, amire hakaret suçundan dolayı 1 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin önceki mahkûmiyet hükmünün, sanığın temyiz başvurusu üzerine, Askerî Yargıtay 1'inci Dairesinin 4.5.2003 tarih ve 2003/489-483 sayılı ilâmı ile, gerekçesizlik yönünden bozulmasının ardından bozmaya uyularak yürütülen yargılama sonunda, askerî mahkemece; sanığın, amire hakaret suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 85/1, TCK'nın 51/1 ve 59/2'nci maddeleri uygulanıp sonuç olarak, 1 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, yokluğunda açıklanan ve gerekçesine temyiz yolu için tebliğden itibaren
7 gün içinde herhangi bir mahkemeye başvurulabileceği hususu kaydedilen mahkûmiyet hükmünün, sanığa bilinen son adresi olan işyeri adresinde tebliği için tebliğ mazbatalı zarf çıkarıldığı, tebliğe görevli memur tarafından söz konusu hükmün, 2.5.2005 Pazartesi günü tebliğ mazbatalı zarfa muhatap yerine, aynı konutta çalışır ustasına-F.A. şerhi verilerek bir şahsa tebliğ edildiği; sanığın 2.6.2005 tarihini taşıyan ve usulsüz tebligatı 1.6.2005 günü öğrendiğini açıkladığı ve suçun sübuta ermediğini ve şüpheden yararlandırılması gerektiğini belirttiği temyiz dilekçesini, aynı gün Muğla 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi Hakimine havale ettirerek hükmü temyiz ettiği anlaşılmaktadır.
Hukuki bir işlemin ilgilisine usulüne uygun olarak bildirilmesi ve bu bildirimin resmi bir belgeye bağlanması olarak tanımlanan tebligatın, birisi bildirim, diğeri belgeleme olmak üzere iki esaslı unsuru bulunmaktadır. Gerek bildirimin yapılmasında, gerek bunun belgeye bağlanmasında kanunun öngördüğü şekil ve şartlara aynen uyulmaması halinde geçerli bir tebligattan söz edilemez.
İnceleme konusu olayda, tebliğin bizzat sanığa yapılmadığı tebliğ mazbatalı zarftan açıkça anlaşılmaktadır. Bir kahvehanede garson olarak çalışan ve ev adresi bilinmeyen sanığa, bu iş yerinde çalışma saatlerinde süreklilik arz eden işi nedeniyle, tebligatın bizzat kendisine veya çok kısa süreli ayrılma hâli ya da vardiyalı çalışma vb. durumlar söz konusu olduğunda, tebligatın işveren veya vekiline yapılması, muhatabın geçici olarak başka yere gitmesi durumunda Tebligat Kanununun 20'nci maddesinde belirtilen kuralların uygulanması gerekmektedir. Somut olayda, tebliğ mazbatasında, sanığın iş yerinde bulunmama nedeni ile, sanık adına tebligatın kime yapıldığı belli edilmemiştir. Tebligat Kanununun 17'nci maddesine göre, belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlerin o yerde bulunmadıkları takdirde, aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birisine tebligat yapılabilmesi mümkün olmakla birlikte, Tebligat Kanununun 23'üncü maddesi uyarınca, muhatap yerine tebliğ yapılan kimsenin ad ve soyadının ve tebellüğe ehil olduğunun tebliğ mazbatasına yazılması şarttır. Oysa, inceleme konusu tebliğ evrakında işleten sıfatı bulunmayan sanığın durumunun, 17'nci madde kapsamına girip girmediği bir yana, kendisi yerine ustası ibaresi yazılarak tebliğ yapılan şahsın kimliği ve ehliyeti belli olmayıp, bu durum 2.5.2005 tarihinde yapıldığı ileri sürülen tebligatı geçersiz kılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, yöntemine uygun olarak yapılmayan tebligat geçerli olmadığından, sanığın bu usulsüz tebliğin mahiyetini öğrendiğini beyan ettiği 1.6.2005 tarihi tebliğ tarihi sayılacağından, bu tarih itibarıyla temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla hükmün esastan incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
Esas yönünden yapılan incelemede;
Sanığın 23'üncü Mot. P.A. l'inci Mot. P.Tb. l'inci Mot. P. Bölüğünde askerlik hizmetini yaparken, 6.5.2002 tarihinde 19.00-21.00 saatleri arasında tel devriye nöbetçisi olduğu, nöbet bitiminde yeni nöbetçileri getiren Nöb. Onb. mağdur P.Onb. N.Y.'nin, sanıkla birlikte nöbetleri sona eren diğer nöbetçileri de alarak, son nöbet değiştirme yeri olan benzinliğe doğru sıra halinde hareket ettikleri, sanık ile P.Er Y.B.'nin mağdurdan izin almadan sıradan ayrıldıkları, mağdurun benzinlik nöbetçilerini değiştirdikten sonra, nöbeti bitenlerle birlikte doldur-boşalt istasyonuna doğru hareket ettiği, yolda sanık ile P.Er Y.B.'yi görerek neden sıradan ayrıldıklarını sorduğu, sanığın sıkıştığını söylediği, mağdurun ben eşek başımıyım diyerek, her ikisine sıradan ayrılmaları sebebiyle kızdığı, bunun üzerine sanığın, mağdura yönelik olarak bana artistlik yapma, ..mına koyayım şeklinde küfür ettiği, mağdurun sanığın yakasından tutup neden bana küfür ediyorsun diyerek sanığı iteklediği, akabinde sanık ile mağdurun birbirlerine girerek kavga ettikleri ve birbirlerine yumrukla vurdukları, sanığın amire fiilen taarruz suçundan dolayı önceki mahkûmiyet hükmü ile, 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılıp bu hükmün, Askerî Yargıtay 1'inci Dairesinin 4.5.2003 tarih ve 2003/489-483 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, anlaşılmaktadır.
Askerî mahkemece, dosya kapsamı elverişli deliller irdelenerek, sanığın mağdura yönelik olarak bana artistlik yapma, ..mına koyayım sözlerini sarf ettiğinin, tanıklar H.Y., İ.A., B.Y., N.Y. ve Y.B.'nin aşamalardaki istikrarlı ifadeleri ile anlaşıldığı ve diğer tanıkların bu sözü duymamalarının, olay yerindeki bulundukları konumdan kaynaklandığı açıklanmak ve uygun şekilde gerekçelendirilmek suretiyle, sanığın amire hakaret suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde bir isabetsizlik bulunmayıp, sanığın sübuta yönelen temyiz nedeninin reddine karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece, eylem öncesinde Onb. Nihat'ın askerî kurallara uygun olmayan bir yöntemle, sanığı arkadaşları arasında rencide olmasına neden olacak biçimde bağırıp uyarmasından dolayı, sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle ceza indirimi yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de;
Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 1.6.2005 tarihinde yürürlükten kalkması, bu tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi ve yeni kanunun haksız tahrik konusu ile ilgili 29'uncu maddesinde hafif-ağır haksız tahrik ayırımından vazgeçilip, dörtte birden dörtte üçe kadar ceza indirimi öngörülmesi nazara alındığında, sanık hakkında lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda mahkemece yeniden değerlendirme yapılması gerektiğinden, amire hakaret suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün 5252 sayılı Kanunun 9 ve 5237 sayılı TCK'nın 7/2'nci maddesi hükümleri uyarınca uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy