(2709 S. K. m. 141) (1632 S. K. m. 115) (765 S. K. m. 80) (5237 S. K. m. 62) (353 S. K. m. 50, 173, 207, 221, 251) (5252 S. K. m. 9) (AYDK. 10.01.2002 T. 2002/4 E. 2002/3 K.) (AYDK. 18.03.2004 T. 2004/59 E. 2004/53 K.)
Memuriyet nüfuzunu sair surette kötüye kullanmak suçundan sanık sözleşmesi fesh edilmiş J.Uzm.Çvş.Ali DOYMAZ hakkındaki Hava Eğitim K.lığı Askeri Mahkemesinin 16.06.2005 tarih ve 2005/183-240 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık müdafii tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 10.03.2006 tarih ve 2006/1597 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dosya üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, memuriyet nüfuzunu sair surette kötüye kullanmak suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 115/2, 765 sayılı TCKnın 80 ve 5237 sayılı TCKnın 62nci maddeleri uyarınca 5 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın paraya çevrilmesi ve ertelenmesi talebinin reddine, 25.11.2004-26.11.2004 tarihleri arasında nezarette ve 26.11.2004-10.02.2005 tarihleri arasında tutuklulukta geçen sürelerin 353 sayılı Kanunun 251/1inci maddesi uyarınca cezasından indirilmesine karar verildiği,
Bu hükmün temyiz süre tutum dilekçesi veren sanık müdafii tarafından gerekçeli hükmün tebliğine karşın temyiz dilekçesi verilmemek suretiyle nedensiz olarak temyiz edilmiş olduğu,
Tebliğnamede, sübut bulan eylemden dolayı tesis olunan hapis cezasının paraya çevrilmemesi için gösterilen gerekçelerin isabetli olmasına karşın aynı gerekçelerin cezanın ertelenmemesinde de kullanılmasının usule aykırı olduğu, sanık hakkındaki olumsuz kanaate işaret olunarak erteleme talebinin reddedilmesinin yetersiz gerekçe nedeniyle isabetsiz olduğu, teselsül nedeniyle 765 sayılı TCKnın ve takdiri indirim nedeniyle 5237 sayılı TCKnın uygulanmış olmasına karşın 5252 sayılı Kanunun 9uncu maddesine aykırı olan bu durumun hangi gerekçeyle yapıldığının hükümde açıklanmamasının yasaya aykırı olduğu belirtilerek mahkumiyet hükmünün usul ve uygulama hatasından bozulması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede; sanığın Kırkağaç 6ncı J.Komd.A.2nci Tb.9uncu Bölükte sözleşmeli J.Uzm.Çvş. olarak görev yaparken, 24.11.2004 günü mesai sonrası saatleri de kapsayacak şekilde Birliğe yeni gelen acemi erleri nizamiyedeki kayıt işleminden sonra tertip edildikleri Bölüklere götürüp teslim etmekle görevlendirildiği, saat 17.30da Alay Kantini önünde teslim aldığı 14 kişilik ilk acemi er grubunu ana yoldan ayrılıp ağaçlık araziden yürüterek Bölükler Bölgesine götürürken erlere kayıt parası için 10 Milyon TL. ödemelerini emredip acemi er Ferdi YETİŞ marifetiyle toplattığı 140 Milyon lirayı alıp cebine koyduğu, daha sonra 19.30 sıralarında teslim aldığı 11 kişilik acemi er grubunu aynı şekilde götürürken içinizde lise mezunu var mı diye sorup öne çıkan acemi er Orhan KÜRKDİKENe kayıt parası için kişi başı 10 Milyon TL. toplamasını bildirdiği, bir kişi hariç 10 kişiden toplanan parayı aldığı, son kez saat 21.00 sıralarında götürdüğü 10 kişilik acemi er grubundan da aynı şekilde acemi er Özkan ÖZDEMİR marifetiyle kişi başı onar milyon lira toplatıp aldığı, para toplanması sırasında imza attırmayacak mısınız şeklindeki sorulara kızarak ters cevap verdiği, 9uncu Bölüğe katılan acemi er Şanver YILMAZın haksız para toplanması olayını ihbar ettiği, sanığın acemi erleri geceleyin karanlık bölgeden götürmesi ve muhataplarıyla yüz yüze gelmemeye çalışması nedeniyle kendisini daha önce hiç tanımayan acemi erler tarafından toplu yüzleştirmede net olarak teşhis edilememesine karşın, olay günü acemi erleri Bölükler Bölgesine götürmekle görevli 3 rütbeli görevliden biri olan sanığın diğerlerinden ses ve eşkal yönünden acemi erler tarafından ayırt edilerek teşhis edildiği, diğer taraftan görevli er Hayrettin SEVİNÇin saat 21.00de içlerinde acemi er Çağdaş DOKUYANın da bulunduğu acemi erleri Alay Kantini önünde sanığa teslim ettiğini ve sanığın bu grubu alıp götürdüğünü beyan etmesi ve er Çağdaşın para toplanan kişilerden biri olması karşısında para toplayanın sanık olduğu konusunda tereddüt kalmadığı, yine sanığın üzerinden çıkan paralar arasından 1 adet 10 Milyon TL. ve 1 adet 5 Milyon TLnin sahipleri tarafından üzerlerindeki yırtık ve bant nedeniyle teşhis edildiği, maddi vakıa olarak ortaya çıkmış olup, Birliğinde Disiplin Subayınca saptanan ifadesinde para topladığını kabul etmesine karşın sonraki aşamalarda suç işlediğini inkar eden sanığın ve müdafiinin sübuta yönelik savunmalarına itibar edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak,
Mahkemece, gerekçeli hükümde sanığın hazırlıkta suçunu itiraf etmesi, erleri götürmekle görevli olması, tanıkların bazılarının sanığın sesini ve tipini teşhis etmeleri ve ayrıca üzerinde çıkan paraların iki tanesinin teşhis edilmesi birlikte değerlendirildiğinde sanığın müsnet suçu işlediği anlaşılarak sübuta ermiştir. şeklinde gerekçeye yer verilmesinin ardından, sanığın topladığı para miktarının az oluşu, kısmi ikrarı ve sabıkasızlığı nedeniyle temel cezanın asgari hadden verildiği belirtilerek, eylemi birden fazla kere gerçekleştirdiği için cezasının 765 sayılı TCKnın 80inci maddesi gereğince 1/6 oranında artırıldığı ve duruşmadaki iyi hâli nedeniyle cezasının 5237 sayılı TCKnın 62nci maddesi gereğince 1/6 oranında indirildiği açıklanarak hüküm tesis edildiği; sanığın kastının yoğunluğu, fiilden sonraki olumsuz davranışı ve suçunu inkar etmesi, kendisine emanet edilen erlere karşı bu suçu işlemesi nedeniyle hapis cezasının paraya çevrilmediği ve bu gerekçelere ilaveten hakkındaki olumsuz kanaat dikkate alınarak cezasının ertelenmediği hususlarının açıklandığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi, Mahkemece suç vasfı konusunda ve yüklenen suçun maddi unsuru dışında kalan diğer unsurları hakkında bir irdeleme yapılmadığı, unsurları tartışılmayan yüklenen suçun hangi nedenlerle ASCKnın 115inci maddesinin 2nci fıkrasına temas ettiğinin belirtilmediği, kanunda unsurları gösterilen söz konusu suçun oluşma biçiminin gösterilmediği, hüküm tarihi itibarıyla 5237 sayılı TCKnın yürürlüğe girmiş olmasına karşın eski ve yeni kanun karşılaştırması konusunda bir gerekçeye yer verilmediği, lehe olduğu temyiz denetimi yapan merciinin malumu olmakla birlikte zincirleme suç konusunda lehe olduğuna dair bir gerekçeye yer verilmeksizin mülga 765 sayılı TCKnın 80inci maddesi uygulanırken alt sınırdan yapılan artırımın gerekçesinin gösterilmediği, temel cezanın alt sınırdan verilişi için gösterilen gerekçelerden biri olan kısmi ikrar olgusunun cezanın paraya çevrilmesi sırasında bu kez suçunu inkar etmesi tarzında bir gerekçeye yer verilerek tezat yaratıldığı, yine kastının yoğunluğu ve fiilde sonraki olumsuz davranışı şeklindeki temel cezanın belirlenmesindeki kanuni ölçütlerin yoğunluk ve olumsuzluk nedenleri belirtilmeden paraya çevirmeme ve ertelememenin müşterek gerekçesi olarak gösterildiği, sabıkası olmayan sanığın tekrar suç işlemeyeceği konusunda Mahkemede bir kanaatin oluşmadığı hususunda yeterli gerekçe sunulmadığı, hakkındaki olumsuz kanaat ibaresinin anlam çıkarmaya elverişli bir gerekçe olmadığı anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 07.01.1999 tarih ve 1999/21-76; 10.01.2002 tarih ve 2002/4-3; 18.03.2004 tarih ve 2004/59-53 ve 17.06.2004 tarih ve 2004/93-97 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, T.C. Anayasasının 141/3üncü maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağını amirdir. 353 Sayılı Kanunun 50nci maddesi, Askeri mahkemelerce verilen her türlü kararlar gerekçeli olarak yazılır. hükmünü taşımaktadır. 353 Sayılı Kanunun 173üncü maddesi gereğince; hükmün gerekçesinde, Suçun yasal unsurlarının yanında, sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıalar gösterilmeli, maddi eylemin neden ibaret olduğunun izahının ardından, fiil ve fail arasındaki ilişki irdelenerek, gerek sanığın ortaya koyduğu savunmaların, gerekse iddia makamının istemlerinin ne ölçüde ve hangi sebeplerle kabule değer bulunup bulunmadığının temyiz incelemesine imkân verecek yeterlilikte açıklanması gerekmektedir. Bir başka anlatımla, sonuç çıkarma işleminin ve bu sırada yapılan muhakemenin gerekçede gösterilmesi, denetimin gereği gibi ve usulüne uygun olarak yapılabilmesi bakımından zorunludur. Bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesine, tarafların ikna olmalarına, yargılama makamının güvenilirliğine ve özellikle adil yargılanma ilkesine hizmet edeceği de aşikardır.
Öte yandan, gerekçenin usule uygun ve yeterli olmamasının, gerekçe yokluğu ile aynı sonuçları doğurduğunda kuşku olmayıp, bu nedenle, uygulamada gerekçesizlik kadar, yetersiz gerekçe de mutlak bozma nedeni sayılmaktadır.
Açıklandığı üzere, hükmün gerekçesinde yukarda belirtilen hususlarda yetersiz ve çelişkili gerekçe gösterilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında ikna edici bir gerekçe sunulmaması nedeniyle, mahkumiyet hükmünün 353 sayılı Kanunun 207/G maddesi uyarınca yetersiz gerekçe hatasından dolayı usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen, mahkumiyet hükmünün 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince usul yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 22.03.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy