(1632 S. K. m. 66) (765 S. K. m. 46, 47, 59) (353 S. K. m. 120, 130, 221) (5271 S. K. m. 176, 190) (5237 S. K. m. 32)
Firar suçundan sanık Top.Er Mümin MERAL hakkındaki 6ncı Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinin 17.02.2005 tarih ve 2005/2267-84 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 28.12.2005 tarih ve 2005/5700 sayılı ve hükmün bozulmasını isteyen tebliğnamesi ekinde gönderilen dosya üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 17.10.2004-28.10.2004 tarihleri arasında yakalanmakla son bulan firar suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 66/1-a ve TCKnın 59/2nci maddeleri uyarınca sonuç olarak on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından neden gösterilmeksizin temyiz edildiği;
Tebliğnamede iddianamenin tebliğinden sonra bir haftalık hazırlık süresi tam geçmeden mehilin son günü muvafakati alınmadan sanığın sorgusunun yapılmasının ve duruşmada sanığın adının Mümin yerine Mümün olarak tutanağa kaydedilmesinin usule aykırı olduğu belirtilerek hükmün bozulması yönünde görüş bildirildiği, anlaşılmaktadır.
Mahkemece, Osmaniye 106ncı Top. A.2nci Top. Tb. Kh. Hz.Bölüğünde askerlik hizmetini yapmakta olan sanığın 17.10.2004 tarihinde izinsiz kışlayı terk ederek firar ettiği ve 28.10.2004 günü saat 03.30da Trabzon Dolaylı Köyünde evinde jandarma görevlilerince yakalandığı ve bu suretle altı günden fazla süreyle Birliğinden uzak kalıp firar suçunu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şekilde mahkumiyet hükmü tesis edilmiş ise de;
Öncelikle usul yönünden yapılan incelemede; tutuklu olan sanığa iddianamenin cezaevi idaresince 19.11.2004 tarihinde tebliğ edildiği, 26.11.2004 tarihinde yapılan duruşmada sanığın kimliği tespit olunduktan sonra iddianamenin 19.11.2004 tarihinde tebliğ edildiği ve yasal sürenin geçtiği görüldü denilerek sanığa söz verildiği ve sanığın yasal haklarımı anladım, savunmamı şimdi kendim yapacağım dediği hususu tutanağa geçirilerek ardından Askeri Savcının iddianameyi okuduğu ve sanığın sorgusunun saptandığı anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 120 ve 5271 sayılı CMKnın 176/4üncü maddelerinde, iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir haftanın geçmesi gerektiği, sanığın uygun görmesi halinde bu sürenin azaltılabileceği, bu süreye uyulmamış ise, iddianamenin okunmasından önce sanığın duruşmanın tehir veya talikini isteyebileceği; yine 353 sayılı Kanunun 130/3 ve 5271 sayılı CMKnın 190/2nci maddelerinde, belirtilen süreye uyulmamış ise, hakim tarafından duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunun sanığa bildirileceği hükümlerine yer verilmiştir.
Duruşma tutanağından sanığa hangi haklarının hatırlatıldığının anlaşılamadığı, bu nedenle hemen savunma yapmak ifadesinin anlamlandırılamadığı, iddianamenin tebliği ile sorgu ve savunmasının tespiti anı arasında kanunen geçmesi gereken yedi günlük sürenin tam dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum savunma hakkını kısıtlayan bir usul hatası niteliğinde olduğundan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, duruşmada dinlenen psikiyatri uzmanı bilirkişi tarafından sanık hakkında antisosyal kişilik+hafif derecede konuşma bozukluğu tanısı konarak ceza ehliyetinin tam olduğu ve adli gözlem altına alınmasına gerek olmadığı yönünde mütalaa verilmiş ise de, bu incelemenin Birliğinden istenen sağlık evrakları gelmeden yapıldığı, sonradan gelen belgelere göre eğitim birliğinde anksiyete bozukluğu tanısıyla 3 gün istirahat raporu verildiği, kıta tabibince deprasyon tanısı konarak kadro birliğinde takibi uygundur şeklinde kanaat belirtildiği, psikososyal risk faktörü tarama anketinde sanığın son 2 yıl içinde ruhsal bir rahatsızlık geçirdiğini ve kendisine zarar vermeye yönelik girişimde bulunduğunu belirttiği, sanığın sorgusunda da intihar girişiminde bulunduğunu ve Trabzon Devlet Hastanesinde tedavi gördüğünü belirttiği nazara alındığında, 765 sayılı TCKnın 46 ve 47nci maddeleri kapsamında serdedilen bilirkişi mütalaasının eksik incelemeye dayalı ve ceza ehliyeti yönünden duyulan kuşkuları gidermekten uzak bir mahiyet taşıdığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesinde akıl hastalığı konusu farklı şekilde düzenlenip, tam akıl hastalığı-kısmi akıl hastalığı ayrımı terk edilerek tam akıl hastaları ile algılama ve irade yeteneği önemli derecede azalmış olan kısmi akıl hastaları arasında ceza sorumluluğu bakımından fark gözetilmemiş; ayrıca sözü edilen maddenin 2nci fıkrasıyla Türk Ceza Hukukuna önemli bir yenilik getirilerek, 1inci fıkrada yazılı derecede olmayan yani algılama ve irade yeteneğini tamamen kaldırmayan veya bunları önemli derecede azaltmayan akıl sağlığındaki ve bilinçteki bozukluk nedeniyle, işlediği fiilin haksız niteliğini tam olarak değerlendiremeyen failler hakkında ceza indirimi ya da ceza süresi kadar güvenlik tedbiri uygulaması öngörülmüştür. Bu yeni düzenleme kapsamında sanığın suç tarihlerindeki akli durumunun yeniden adli gözlem altına alınarak değerlendirilmesi gerektiğinden hükmün noksan soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Duruşmada kimliği saptanan sanığın adının tutanağa Mümin yerine Mümün olarak yazılması da hatalı olup, bilahare nüfus kaydının dosyaya getirtilmesinden sonra, kısa karara ve gerekçeli hükme kimliğin doğru şekilde yazılmış olduğu saptandığından, mevcut hatanın sanığın kimliğinde ciddi tereddüt doğuracak ve hükmün bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna varılarak giderilmiş hatanın tenkiti ile yetinilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince mahkumiyet hükmünün usul ve noksan soruşturma yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 18.01.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy