(1632 S. K. m. 63) (765 S. K. m. 2, 30, 59, Ek m. 6) (5237 S. K. m. 7) (647 S. K. m. 4, 5) (1412 S. K. m. 135, 208, 210, 236) (353 S. K. m. 118, 120, 220) (5083 S. K. m. 2) (5252 S. K. m. 5) (5275 S. K. m. 122)
Yoklama kaçağı suçundan sanık Top. Er Mustafa KARAMAN hakkında 8 inci Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 31.12.2004 gün ve 2004/1229-784 esas ve karar sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askerî Yargıtay Başsavcılığının 29.12.2005 gün ve 2005/5722 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. Gereği düşünüldü:
Askerî Mahkemece; sanığın, 28.05.2003-03.03.2004 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi, TCKnın 59/2 nci ve 647 sayılı Kanunun 4/1 inci maddesi uyarınca 1.485.000.000.TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, ağır para cezasının 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca aylık 18 eşit taksit hâlinde tahsiline, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve 6183 sayılı kanunun 51 inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına karar verilmiştir.
Hüküm sanık tarafından süresinde sebepsiz olarak temyiz edilmiş, tebliğnamede hükmün usûl ve noksan soruşturma yönünden bozulması görüş ve düşüncesi bildirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 1983 doğumlu olan sanık adına çıkarılan son yoklama çağrı pusulasının 10.08.2002 tarihinde amcasına tebliğ edildiği ve 02.09.2002 tarihinde son yoklamasını yaptırmak üzere Askerlik Şubesinde bulunmasının istenildiği, son yoklamasını yaptırmayan ve emsalleri 21-27 Mayıs 2003 tarihleri arasında sevk edilen sanığın yoklama kaçağı olarak aranırken 03.03.2004 tarihinde kendiliğinden yabancı askerlik şubesine başvurarak eylemine son verdiği, böylece sanığın üç aydan fazla süreyle yoklama kaçağı suçunu işlediği tüm dosya kapsamı elverişli delillerle sabit olup, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçun sübutunu kabulde, suç vasfını tayinde, asgari hadden tayin edilen temel cezanın kabul edilen takdiri tahfif sebebiyle indirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Tebliğnamede, sanığa yargılama sürecinin hiçbir aşamasında iddianamenin tebliğ edilmemiş olmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu ve usûl yönünden bozmayı gerektirdiği görüşü belirtilmiş ise de;
353 sayılı Kanunun 118 inci maddesinde iddianamenin sanığa davetiye ile birlikte verileceği, 120 nci maddesinde tebliğ ile duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmesi gerektiği, süreye uyulmaması halinde iddianamenin okunmasından önce sanığın tehir veya talik isteyebileceği,
Olay tarihinde yürürlükte bulunan CMUKnun 208 inci maddesinde iddianamenin, davetiye ile birlikte mahkemece sanığa tebliğ olunacağı, 210 uncu maddesinde celpnamenin tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık süre geçmemişse sanığın duruşmaya ara verilmesini isteyebileceği, 236 ncı maddesinde duruşmanın başlamasından sonra sanığın açık kimliği ve şahsî durumunun tespit olunacağı daha sonra iddianamenin okunup 135 inci maddeye göre sanığın sorguya çekileceği hükme bağlanmıştır.
Askerî Yargıtayın yerleşik kararlarında; iddianamenin tebliği ile en aşağı bir haftalık yasal sürenin hatırlatılması sanığın savunma hakkının kısıtlanmamasının bir gereği olarak kabul edilmiştir.
İnceleme konusu dosyada; sanığın sorgu ve savunmasının tespiti için Askerî Mahkemece birliği komutanlığına talimat yazılarak talimat ekindeki iddianamenin ve duruşma gününün tebliğ edilerek tebellüğ belgesinin gönderilmesinin, sanığın talimat ve ekleri ile en yakın asliye ceza mahkemesine sevk edilerek bu mahkemece sorgu ve savunmasının tespitinin istendiği, birliği Komutanlığınca sanığın talimatla birlikte Muş Asliye Ceza Mahkemesine sevk edildiği, Mahkemece sanığın kimliğinin tespitinden sonra askerî mahkemenin talimatının (dolayısıyla talimat ekindeki iddianamenin) okunup üzerine atılı suçun anlatıldığı, duruşmadan vareste tutulmayı talep etmesi üzerine CMUKnun 135 inci maddesindeki yasal haklarının hatırlatılıp sanığa söz verildiği, sanığın aynen haklarımı anladım, savunmamı yapacağım ayrıca yedi günlük süre talep etmiyorum, duruşmanın ertelenmesi talebim yoktur. şeklindeki beyanları üzerine savunmasının tespitine geçildiği ve iddianamede belirtilen eylem nedeniyle ayrıntılı savunmasını yaptığı anlaşılmaktadır.
İstinabe mahkemesinde iddianamenin tebliğ edildiğine ilişkin olarak tutanağa açık bir ibare geçmemiş ise de, Sanığa Elazığ Askerî Mahkemesinin 01.12.2004 tarih ve 2004/1229 esas sayılı talimatı okundu, üzerlerine atılı suçu anlatıldı şeklinde bir tespit tutanakta yer almıştır. Bu tespite göre talimatla birlikte iddianamenin okunmak suretiyle sanığa tebliğ edildiği, ayrıca hakim tarafından suçunun anlatıldığı, sanığın yasal süreden vazgeçerek savunmasını yaptığı, bunun aksini düşündürecek bir emare veya itiraz da bulunmadığı, dolayısıyla sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı anlaşılmakla tebliğnamede belirtilen görüşe itibar edilmemiştir.
Diğer yandan dosyada mevcut suç davet cetvelinde şubemizin 1983 doğ. ana celbi 21, 27 Mayıs 2003dür. şeklinde belirtilen yazı nedeniyle de; Gerger Askerlik Şubesinin2003 yılına ait celp ve sevk dönemini gösterir çizelgelerin dosyaya konmaksızın hüküm tesisinin noksan soruşturma oluşturduğu görüş ve düşüncesine de itibar edilmemiştir.
Ancak, gerek mülga 765 sayılı TCKnın 2 ve gerekse 5237 sayılı TCKnın 7/2 nci maddelerinde, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı hükmüne yer verilmiş olup, sanık hakkında uygulanan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlükten kalkan 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin yeni Kanundaki düzenlemelere göre daha lehe sonuç doğurduğunda kuşku bulunmamakta ise de,
27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2nci maddesinde değişiklik yapan 5335 sayılı Kanunun 22 nci maddesinde, İlgili kanunları gereğince uygulanacak adlî ve idarî para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, Bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz. hükmüne yer verilmesi nedeniyle, sözü edilen bu yasal değişiklik, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 30 uncu maddesinde yazılı para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz. kuralını zımnen ilga etmiştir. Dolayısıyla, bin liranın küsuru hesaba katılmaz kuralı, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar hesaba katılmaz hâline dönüşmüştür. Bu durumda, para cezalarında bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların nazara alınmayacağına ilişkin kuralın, 647 sayılı Kanunun 4/1 inci maddesinde bir gün hürriyeti bağlayıcı cezaya karşılık tutulan para cezası miktarının her takvim yılı bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 4421 sayılı Kanunla eklenen Ek-6 ncı maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi sırasında da nazara alınması, yani bir hesaba başvurulması zorunlu olan her aşamada, gerek hesaplama sonucu bulunan gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her miktar yönünden bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmaması gerekmektedir. Buna göre, 647 sayılı Kanunun 4421 sayılı Kanun ile değişik 4/1 inci maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar için cürümlerde beher günün 2-3 Milyon TL. ağır para cezasına çevrilmesinin ve müteakiben bu rakamların her yıl saptanan yeniden değerleme oranında artırılmasının öngörülmüş olduğu nazara alındığında, bu oranlar dikkate alınarak ve her hesaplama aşamasında bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar dikkate alınmadan yapılan hesaba göre, cürümlere ilişkin kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına dönüştürülmesinde, 2004 yılı için beher gün karşılığı 11.00-17.00 YTL adlî para cezası uygulanması gerekmekte ve bu durum, cezasının beher günü 14.850.000.TL.den ağır para cezasına çevrilen sanık lehine sonuç doğurmaktadır.
Diğer yandan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle kanunlarda öngörülen ağır para cezaları adlî para cezasına dönüştürülmüş, 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına dair hükmü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 ve 5237 sayılı Kanunlarda düzenlenmemiş ve 5275 sayılı Kanunun 122 nci maddesiyle yürürlükten kalkmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Mahkemece, tayin olunan kısa süreli hapis cezalarının 647 sayılı Kanunun 4/1 inci maddesi uyarınca beher günü 11.00 YTLden adlî para cezasına çevrilmesi gerekirken, bu yapılmayarak beher gün 14.850.000.TL.den ağır para cezasına çevrilmesi kanuna aykırı olup, hükmün sanık aleyhine sonuç doğuran bu aykırılıklar nedeniyle bozulması gerekmiş, bu bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince hükmün gecikme zammı ile ilgili bölümünün çıkarılmasına ve sanığın neticeten 1.100.00 YTL adlî para cezası ile cezalandırılmasına şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yasaya aykırı görülen mahkûmiyet hükmünün 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca sanığın temyizine atfen ve resen uygulama yönünden BOZULMASINA;
Ancak; bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J maddesi uyarınca, yoklama kaçağı suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün gecikme zammı ile ilgili bölümünün çıkarılmasına, para cezasının tayinine ilişkin bölümünün 647 sayılı Kanunun 4/1 inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü 11.00 (onbir) Yeni Türk Lirası üzerinden hesaplanarak ve 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca, aylık 18 eşit taksitte ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamının tahsil edilecek şekilde sonuç olarak 1.100.00 (bin yüz) YTL. adlî para cezası ile cezalandırılmasına şeklinde düzeltilerek ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 18.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy