(1632 S. K. m. 50, 131) (765 S. K. m. 59) (5252 S. K. m. 5) (647 S. K. m. 4, 5) (5275 S. K. m. 122) (6183 S. K. m. 51) (AYDK. 12.10.2000 T. 2000/148 E. 2000/148 K.)
Askeri hizmete mahsus eşyayı gizlemek suçundan sanık terhisli J.Er Gökhan ŞAKCI hakkındaki 8inci Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinin 24.05.2005 tarih ve 2005/142-210 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 28.03.2006 tarih ve 2006/2023 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 18.01.2004 tarihinde askeri hizmete mahsus eşyayı gizlemek suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 131/1(az vahim hâl fıkrası), 131/2 ve 50, 765 sayılı TCKnın 59 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri uygulanıp sonuç olarak 1925 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, adli para cezasının 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 19 eşit taksit hâlinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen para cezasına 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirtilen oranın yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından hastalık nedeniyle kullandığı ilâçların yarattığı sinirlilik ve unutkanlık etkisiyle olayın oluştuğu, suç işleme kastı ile hareket etmediği, zarar verme niyetinin bulunmadığı belirtilerek temyiz edildiği,
Tebliğnamede, ASCKnın 131/2 ve 50nci maddelerine göre alt sınırın üstünde yapılan 1/6 oranındaki artırımın gerekçesinin gösterilmemesi, adli para cezası yerine ağır para cezası tayini ve hükümde gecikme zammı uyarısına yer verilmesi nedenleriyle mahkûmiyet hükmünün bozulması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede, sanığın Alacakaya İlçe J.K.lığında askerlik hizmetini yaparken, 15.01.2004 gününden itibaren 723065 plakalı servis aracında araç muhafızı olarak görevlendirilmiş olan J.Er Ekrem BİLENe zimmetli GP 300 Motorola El Telsizini 18.01.2004 günü akşamı bulunduğu yerden alarak, J.Er Ekrem BİLENe zarar vermek ve ceza almasını sağlamak maksadıyla telsizin bataryasını, gövde ve antenini birbirinden ayırıp gövdeyi koğuş arkasındaki araziye, anteni futbol sahasına ve bataryayı rütbelilere ait araç park yerine sakladığı, el telsizinin santrala gelmediğinin fark edilmesi üzerine Nöb.Astsb. tarafından uyarılan Er Ekremin telsizi almak için araca gittiğinde telsizi yerinde bulamadığı, telsizin yapılan ilk aramada bulunamaması üzerine 19.01.2004 günü tüm personel tarafından yapılan aramada gövde kısmının arazide bulunduğu, kendisinden şüphe edilen sanığın soru yöneltilmesi üzerine telsizin diğer parçalarını sakladığı yerden alarak teslim ettiği ortaya çıkmış olup, Mahkemece dosyada mevcut elverişli delillere uygun olarak maddi vakıanın açıklandığı şekilde belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ankara Mevki Asker Hastanesinde tutulduğu adli gözlem sonucu ceza ehliyetinin tam olduğu belirlenen ve aynı Hastane Sağlık Kurulunca psikiyatri ve enfeksiyon hastalığı yönünden askerliğe elverişli bulunan sanığın suç tarihlerinde algılama ve irade yeteneğini haiz ve askerliğe elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
Askeri Ceza Kanununun 131inci maddesinin 1inci fıkrasında .....kendisine tevdi veya emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler, yahut ihtilâs edenler veya satanlar, yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizleyenler ......cezalandırılır şeklinde düzenleme yapılmış olup, maddede sözü edilen askeri eşyayı gizlemek suçu, özel kastla işlenen bir suç niteliğindedir. Eşyanın sahibini takibata uğratmak, askeri birliğin düzen ve disiplinini bozmak, hatıra olarak saklayıp koleksiyonuna dahil etmek gibi saik ile işlenebilen bu suçta da, sonuçta manevi fayda temin edilmektedir. Ancak, bu suçun oluşumu için öngörülen manevi unsur, hırsızlık için öngörülen faydalanma niyetinin çok daha özel ve spesifik hâlidir.
Yukarda açıklanan maddi vakıa çerçevesinde, sanığın askeri eşya niteliğindeki el telsizini muhafazasından sorumlu kişiden habersiz olarak bulunduğu yerden alıp birkaç parçaya ayırarak gizlediği bu suretle askeri eşyayı gizlemek suçunu işlediği sabit olup, Mahkemece uygun gerekçelerle sübutun bu şekilde kabulünde ve suç vasfının tayininde bir isabetsizlik görülmediğinden sanığın sübuta yönelen temyiz sebepleri kabule değer bulunmamıştır.
Ancak; Mahkemece, hangi nedenle uygulandığı belirtilmeksizin ASCKnın 131inci maddesinin 2nci fıkrası uyarınca ASCKnın 50nci maddesine göre temel cezanın 1/6 oranında artırılması ve artırım oranının belirlenmesinde gerekçe gösterilmemesi Kanuna aykırı bulunmuştur. ASCKnın 131inci maddesinin 2nci fıkrasında, 1inci fıkrada yazılı fiillerin silâh, cephane veya herhangi bir müdafaa vasıtasına ilişkin olması hâlinde cezanın artırılacağı öngörülmüştür. Askeri Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre savaş araç ve gereci(müdafaa vasıtası); Birliğin muharebe gücüne tesir eden ve Birlik Teşkilat Malzeme Kadrosunda (TMK) gösterilen bütün ordu malları ile birlik tarafından yetki verilmiş, ikmal kataloglarında ve tahsis listelerinde gösterilen malzemeler. olarak tanımlanmaktadır.
Hâl böyle olmasına karşın, Mahkemece, gizlenen askeri eşyanın niteliği üzerinde hiç durulmamış, müdafaa vasıtası olup olmadığı tartışılmaksızın ve gerekçe gösterilmeden ASCKnın 131/2nci maddesi uygulanarak artırıma gidilmiştir. Öte yandan, ASCKnın 131/2nci maddesinin koşulları oluştuğu takdirde, temel cezanın ASCKnın 50nci maddesi hükmüne göre uygun gerekçe gösterilmek suretiyle 1 günden iki misline kadar arttırılması mümkün olup, Mahkemece, takdiren şeklindeki yetersiz ve artırım nedenini açıklamaktan uzak bir gerekçeyle 1/6 oranında artırım yapılması Kanuna uygun bulunmamaktadır. Bu nedenle ASCKnın 131/2nci maddesinin uygulanması nedeninin ve bu maddeye göre asgari artırım miktarından daha fazla artırım yapılmasının uygun gerekçesinin gösterilmemesi karşısında mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 12.10.2000 tarih ve 2000/148-148 sayılı kararı da bu görüş doğrultusundadır.
Diğer taraftan, 647 sayılı Kanunun 5inci maddesinin taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına dair hükmü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 ve 5237 sayılı Kanunlarda düzenlenmemiş ve 5275 sayılı Kanunun 122nci maddesiyle yürürlükten kalkmış olduğu hâlde hükümde gecikme zammı uygulanmasına ibaresine yer verilmesi, 5252 sayılı Kanunun 5inci maddesiyle Kanunlarda öngörülen ağır para cezaları adli para cezasına dönüştürüldüğü hâlde para cezasının ağır para cezası olarak tayin edilmesi, sanığın 17.02.2005-21.02.2005 tarihleri arasında adli gözlem altında tutulduğu sürelerin cezasından indirilmemesi de Kanuna aykırı bulunduğundan, hükmün yukarda belirtilen nedenle bozulması karşısında bu hususlar da bozma nedeni yapılmıştır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince mahkûmiyet hükmünün uygulamadaki gerekçesizlik ve uygulama hataları nedenleriyle BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 06.04.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy