(765 S. K. m. 2, 29, 45, 59, 240, 296, 455) (1632 S. K. m. 146) (647 S. K. m. 4, 6) (353 S. K. m. 115, 144, 162, 251) (5252 S. K. m. 9) (5237 S. K. m. 7, 21, 22, 61, 281)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 17.03.2004 gün ve 2004/86-153 sayılı kararı ile, sanık terhisli P.Er Atilla HASTE hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu arkadaşının ölümüne sebebiyet vermek suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükmünün; Askeri Savcı ve Müdahil Vekili tarafından sanık aleyhine olarak, sanık Astsb. Muammer AŞKIN hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükmünün; sanık tarafından, sanıklar Bnb. Sadetdin SOLAK ve Ütğm.Erkan TÜRKER hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan tesis edilen beraet hükümlerinin; Askeri Savcı ve Müdahil Vekili tarafından sanıklar aleyhine olarak, yasal süresi içinde sebep gösterilerek temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası Askeri Yargıtay Başsavcılığının sanıklar Bnb. Sadetdin SOLAK ve Ütğm.Erkan TÜRKER hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan tesis edilen beraet hükümlerinin onanması, sanıklar terhisli P.Er Atilla HASTE ve Astsb. Muammer AŞKIN hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükümlerinin bozulması görüşünü içeren 07.04.2006 gün ve 2006/2252 sayılı tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilmekle incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
HÜKÜM:
Askeri Mahkemece; 11.02.2001 tarihinde,
1) Sanık terhisli P.Er Atilla HASTEnin silahı hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu P.Er Veysel KUTLUnun ölümüne sebebiyet vermek suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCKnın 146ncı maddesi delaletiyle TCKnın 455/1 ve 59/2nci maddeleri gereğince bir yıl sekiz ay hapis ve 118.637.000-TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, hükmolunan hapis ve ağır para cezalarının 647 Sayılı Yasanın 6ncı maddesi uyarınca ertelenmesine,
Sanığın 11.02.2001-12.02.2001 tarihleri arasında gözaltında, 12.02.2001-05.03.2002 tarihleri arasında tutuklulukta geçirdiği sürelerinin 353 sayılı Kanunun 251/1nci maddesi, 05.03.2002-08.03.2002 tarihleri arasında adli müşahede altında geçirdiği sürelerin CMUKun 74üncü maddesi uyarınca mahkumiyetinden mahsubuna,
2) Sanık Per.Bnb.Sadetdin SOLAKın unsurları itibariyle oluşmayan müsnet memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan 353 sayılı Kanunun 162/2nci maddesi uyarınca beraetine,
3) Sanık Ulş.Ütğm.Erkan TÜRKERin unsurları itibariyle oluşmayan müsnet memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan 353 sayılı Kanunun 162/2nci maddesi uyarınca beraetine,
4) Sanık P.Kad.Bçvş.Muammer AŞKINın memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCKnın 144ncü maddesi delaletiyle TCKnın 240, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 1.542.137.000-TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, verilen ağır para cezasının 647 sayılı Kanunun 6ncı maddesi uyarınca ertelenmesine,
Askeri Savcılığın zapt olunan eşya defterinin 2001/86 numarasına kayıtlı bulunan ve olayda kullanılan bir adet 40052 seri numaralı Kırıkkale tabanca ile diğer eşyaların Birlik Komutanlığına iadesine,
Karar verilmiştir.
TEMYİZ:
1) Sanık terhisli P.Er Atilla HASTE hakkındaki mahkûmiyet hükmü yasal süresi içerisinde;
a) Askeri Savcı tarafından; gerekçeli hükmün çelişkili olduğu ve asgari hadden ceza tertip edilerek ertelenmesine karar verilmesinin yasaya uygun olmadığı belirtilerek, sanık aleyhine olarak,
b) Müdahil vekili tarafından, sanığın eyleminin kasten adam öldürmek suçunu oluşturacağı ileri sürülerek, sanık aleyhine olarak,
2) Sanıklar Per.Bnb.Sadetdin SOLAK ve Ulş.Ütğm.Ercan TÜRKER hakkındaki beraet hükümleri yasal süresi içerisinde;
a) Askeri Savcı tarafından, sanıklara isnat olunan memuriyet görevini kötüye kullanmak suçlarının sübuta erdiği, ileri sürülerek sanıklar aleyhine olarak,
b) Müdahil Vekili tarafından, amir pozisyonunda bulunan sanıkların eylemlerde ihmallerinin bulunduğu, ileri sürülerek sanıklar aleyhine olarak,
3) Sanık P.Kad.Bçvş.Muammer AŞKIN hakkındaki mahkûmiyet hükmü; sanık tarafından özetle, memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu işleme kastının bulunmadığı gözetilerek beraet kararı verilmesi ya da en azından fiilin memuriyet görevini ihmal suçuna sebebiyet verebileceği hususunun gözetilmesi gerektiği, ileri sürülerek,
Temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME:
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 07.04.2006 gün ve 2006/2252 sayılı tebliğnamesinde;
Sanık terhisli P.Er Atilla HASTE hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; Askeri Mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılabilmesine olanak sağlanması bakımından, 5252 sayılı Kanunun 9uncu maddesi uyarınca öncelikle uygulama yönünden bozulması, ayrıca, asgari hadden uzaklaşılarak ceza tayini bakımından bir çok neden olmasına karşın asgari hadden ceza tayin edilmesinin de yasaya aykırı olduğu belirtilerek, söz konusu hata nedeniyle bozulması,
Sanıklar Per.Bnb.Sadetdin SOLAK ve Ulş.Ütğm.Ercan TÜRKER hakkındaki beraet hükümlerinin; unsurları itibariyle oluşmadığı belirtilerek onanması,
Sanık P.Kad.Bçvş.Muammer AŞKIN hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; gerçekleştirilen eylemin ASCKnın 115/1inci maddesinde düzenlenen sair suretle memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı belirtilerek, suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulması, ayrıca, bu görüşün kabul görmemesi halinde, Askeri Mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılabilmesine olanak sağlanması bakımından, 5252 sayılı Kanunun 9uncu maddesi uyarınca uygulama yönünden bozulması,
Yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
İNCELEME VE DEĞERLENDİRME:
1) Sanık terhisli P.Er Atilla HASTEnin eylemi ile ilgili yapılan incelemede;
Sanık terhisli P.Er Atilla HASTE ile müteveffa Veysel KUTLUnun Merkez Komutanlığında görevli oldukları, her ikisinin de rütbesiz er oldukları, sanık Atilla HASTEnin silahlık nöbetçisi olduğu (Dz.46), müteveffa Veysel KUTLUnun ise olay günü otogar nöbetçisi olduğu, bu nöbete bir adet boş tabanca (mermisiz olarak - Dz.82) ve talimat uyarınca (Dz.276), tabanca kütüklüğü, tabanca kılıfı, haki fiber başlık, beyaz fular, beyaz inzibat kemeri, kordon ve haki er harici elbisesi ile gittiği (Dz.44), bu nöbetin bitiminde, saat 17:00 sıralarında müteveffa Veysel KUTLUnun silahlığa gelerek nöbet için kendisine teslim edilen 40052 seri numaralı Kırıkkale marka tabancasını silahlık nöbetçisi olan sanığa teslim ettiği, silahlık nöbetçisi olan sanığın kendisine teslim edilen tabanca ile oynarken silahın ateş aldığı, Veysel KUTLUnun alnının sol tarafı kaş kemerinin tam ortası yukarısından giren merminin kafasının arkasından çıktığı (Dz.4), yapılan muayene ve otopsi sonucuna göre müteveffa Veysel KUTLUnun ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin doku hasarı ve beyin kanaması sonucu öldüğünün tespit edildiği (Dz.3), Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 19.04.2001 tarihli ekspertiz raporunda, bir adet 9x17 mm. çapında suç konusu kovan ile bir adet 9 mm. çapında suç konusu mermi çekirdeğinin 40052 seri numaralı Kırıkkale marka tabancadan atıldığının ve söz konusu tabancanın sağlam olduğunun belirtildiği (Dz.102-103), balistik uzmanı bilirkişi J.Bçvş. M.İrfan GÖZENin dosyada mevcut bilgiler ve adli tıp uzmanı tabibin katılımı ile yapılan otopsi sonrasında düzenlenen otopsi raporu ışığında yaptığı değerlendirme sonucunda, atışın dar açılı bitişik atış olduğu (Dz.111-113, 242-243), bilirkişi P.Yzb.Oktay İNCEKAŞın ise olayın meydana gelişinde sanığın 8/8 oranında kusurlu olduğu (Dz.390-391) yönünde görüş ve mütalâada bulundukları, dosya kapsamında mevcut delillerden maddi vakıa olarak anlaşılmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, adam öldürme fiillerinde, suç niteliğinin belirlenebilmesi, sanığın suç kastının saptanması ile mümkün olmaktadır. Kast, suçu teşkil eden hareketin neticelerini bilerek ve isteyerek işlemek iradesidir. Yani, irade sadece hareketi değil, aynı zamanda neticeyi de kapsamalıdır. İstenilen ve meydana gelen neticenin uygun olması halinde kastın varlığından söz edilebilir. Kastın varlığının kabulü için failin iradesinin hem suçu oluşturan fiile, hem de bu fiilden meydana gelecek neticeye yönelik olması gerekmektedir. Failin iradesinin sadece fiile yönelik olması, neticenin istenmemiş veya düşünülmemiş olması halinde ise kasttan değil, ancak taksirden söz edilebilir.
Yerleşik yargı kararlarına göre, adam öldürme suçlarında failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde, failin dışa yansıyan davranışlarından hareket edilerek bir sonuca ulaşmak mümkündür. Bu bağlamda;
(a) Fail ile ölen arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı;
(b) Failin olayda kullandığı aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı;
(c) Failin, davranışlarına kendiliğinden mi, engel bir sebebin etkisi ile mi son verdiği;
(c) Olay sonrasında failin ölene yönelik davranışları gözetilerek, failin olay sırasındaki konumu, davranışları ve kullandığı vasıtanın özellikleri itibariyle suç kastının ortaya konulmasının gerekli olmasının yanı sıra, ölendeki darbe sayısı ve şiddeti, darbenin vurulduğu bölgenin hayati bakımdan önemi ve failin kullandığı aracın kullanılış biçimi de failin kastının belirlenmesinde önem arz etmektedir.
Özellikle, değerlendirme yapılırken, öldürme sonucunu doğuran hareketlerin iradi olarak yapıldığı sonucuna varılsa bile, netice istenmemiş veya neticenin istenmiş olduğuna ilişkin kesin ve inandırıcı deliller elde edilememiş ise, olayda kastın değil, taksirin varlığını kabul etmek gerekir.
Somut olayda, sanıkla maktulün samimi arkadaş olmaları, aralarında bilerek ve isteyerek öldürmeyi gerektirecek bir nedenin, herhangi bir husumetin bulunmaması, sanığın maktulü kasten vurduğunu gösteren kesin ve inandırıcı bir belirtinin ve delilin bulunmaması, olayın hemen öncesinde sanıkla maktül arasında tartışmanın olmaması ve şakalaştıklarının görülmesi (Dz.214, 91, 249), olaydan sonra sanığın üzüntüsünden şoka girdiği yönünde belirtiler göstermesi (Dz.249, 326, 217), mevcut delillere göre, sanığın maktûlü kasten öldürmesi için hiçbir sebebin ortaya konamaması, eylemin gelişimi sürecinde taraflar arasında birbirini tahrik edici davranışların olmaması birlikte değerlendirildiğinde, sanıkta; maktûl arkadaşını öldürme kastının varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle sanığın eyleminin kasten adam öldürme suçunu oluşturmayacağı sonucuna varılarak, Askeri Mahkemece yasal ve inandırıcı gerekçelerle kabul edildiği gibi, silâhı ve cephanesi hakkında tedbirsizlik, dikkatsizlik, talimat ve emirlere aykırı hareket etmek sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan kurulan kararda isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak, sanık hakkında atılı suçtan hüküm kurulduktan sonra kabul edilen 5237 sayılı TCK, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
765 sayılı TCKnın 2/2 ve 5237 sayılı TCKnın 7/2nci maddelerinde, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri birbirinden farklı ise, failin lehinde olan kanunun uygulanıp, infaz olunacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda öncelikle yapılması gereken, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sonradan yürürlüğe giren kanunlardan hangisinin sanığın lehinde olduğunun saptanmasıdır.
5328 sayılı Kanunun geçici 1inci maddesiyle değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/2nci maddesinde, ... 01.06.2005 tarihinden önce verilip de Yargıtay tarafından lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozularak Mahkemesine gönderilen hükümler ... den söz edilmekte, 9/3üncü maddesinde ise, Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. hükümleri yer almakta olup, lehe olan kanun hükümlerinin uygulanması konusunda hüküm mahkemesince değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Askeri Mahkemece, öncelikle sanığın eyleminin sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerine göre de değerlendirilip, 5237 sayılı TCKda, maddi olaya uygun suç tipinin belirlenmesi, hangi kanunun sanığın lehine olduğunun ortaya konulması ve bu değerlendirme sonucuna göre yeniden hüküm kurulması gerektiği sonucuna varıldığından, mahkûmiyet hükmünün 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 9uncu maddesi uyarınca, öncelikle uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, 765 sayılı TCKnın 3679 sayılı Kanunla değişik 29uncu maddesinin son fıkrasında; hâkimin iki sınır arasında temel cezayı belirlerken, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suçun konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın ve tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı gibi hususları göz önünde bulundurmak zorunda olduğu belirtilmiş, aynı ölçütler 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 61inci maddesinde de öngörülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hâkim, yasal gerekçeleri göstermek suretiyle iki sınır arasında temel cezayı serbestçe belirleyebilecektir. Bu belirleme hâkimin takdir hakkı içinde olmakla birlikte, bu takdirini kullanırken anılan maddede sayılan nesnel ve öznel ölçütleri gözetmesi, yanılgıya, çelişkiye düşmemesi gerekir. Hâkime tanınan bu takdir hakkı bilindiği gibi yüksek mahkemelerin denetimine tâbi bulunmaktadır.
Suçun işlendiği tarih itibariyle, taksirden doğan sorumluluğun dayanağını 765 sayılı TCKnın 45inci maddesi oluşturmaktadır (Suç tarihinden sonra, 08.01.2003 tarihli 4785 sayılı kanunla eklenen fıkra ile 765 sayılı TCKda bilinçli taksir ayrımı getirilmiş, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 21 ve 22nci maddeleri ile kast-olası kast ve taksir-bilinçli taksir ayrımı getirilmiştir). Bu maddede Cürümde kasdın bulunmaması cezayı kaldırır. Failin, bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır denildiğinden kast olmasa dahi bir kimsenin cezalandırılabilmesi kabul edilmiştir. Maddede taksirin tanımı yapılmadığı gibi, doktrinde bilinçli taksir olarak ifade edilen bir ayırıma da mevzuatımızda, suç tarihi itibariyle yer verilmemiştir. Taksirin yoğunluğu kavramı ise, 765 sayılı TCKnın 29uncu maddesine 3679 sayılı Kanunla eklenen fıkra ile mevzuatımıza girmiş, 5237 sayılı TCKnın Cezanın Belirlenmesi başlıklı 61/1inci fıkrasının (f) bendinde, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı şeklinde tanımlanmıştır.
Suç tarihi itibariyle mevcut düzenlemeye göre; taksirle işlenen suçlarda yasada bir ayırım yapılmadığından taksirin yoğunluğu veya bilinçli taksir halleri, ancak, hakimin temel cezayı kanunun öngördüğü sınırlar içerisinde belirlemesinde bir kıstas olarak kabul edilebilecektir. Her olayın özelliği ve taksirin vehameti farklılık arz edebileceğinden bu hususta önceden bir belirleme yapmak olanağı da yoktur. Ancak, failin taksir teşkil eden tek bir hareketi sonucu meydana getirmiş olabileceği gibi, her biri taksir teşkil eden birden fazla hareketinin birleşmesiyle de sonuç meydana gelmiş olabilir. Bir başka ifadeyle, failin hem tedbirsizlik ve dikkatsizliği veya meslek ve sanatta acemiliği hem de emir ve talimatlara riayetsizliği suç teşkil eden neticeye yol açmış olabilir. Her iki durumda da failin taksiri söz konusu olmakla birlikte, son durumda kusurlu davranışları daha ağır olduğundan, kusurunun daha yoğun olduğunu kabul etmek gerekir. Örnek vermek gerekirse atış sırasında dikkatsizliği sonucu iyi nişan alamayan ve bir başkasının ölümüne neden olan asker kişinin kusuru, hiç gereği yokken silahına dolduruş yapan ve silahı ile oynarken bir başkasının ölümüne neden olan asker kişinin kusurundan daha hafiftir.
Somut olayda, sanığın sergilediği taksirli davranışlar nedeniyle tam kusurlu olarak kabulü, hiç gereği yokken kendisine teslim edilen silaha tam dolduruş yapması ve bu sırada emniyete almaması, tabancayı dar açılı bitişik atış yapacak tarzda müteveffanın başına tevcih etmiş olduğu halde tetik düşürmesi, herhangi bir kimse için de taksir teşkil eden bu hareketleri usta asker konumundaki sanığın (şubeden sevki 21.08.2000dir), silahlık sorumlusu olarak görev yaparken, kendisine tebliğ edilmiş emirlere rağmen yapması, dolayısıyla taksirde emre riayetsizliğin de varlığı, taksirin yoğunluğunun göstergesidir. Bu nedenle, Askeri Mahkemece, temel cezanın belirlenmesinde taksirin yoğunluğunun takdiri teşdit nedeni olarak kabul edilmeyerek, cezanın asgari hadden tayin edilmesi hak ve adaletle ve cezaların kişiselleştirilmesi ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, dosya içeriğine uygun düşmeyen yetersiz bir gerekçeyle ve takdir zaafı oluşturacak şekilde asgari hadden ceza tayin edilmesi nedeniyle de mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, 647 sayılı Kanunun 6ncı maddesinde, cezanın ertelenmesi için sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimine göre cezasının ertelenmesi halinde ileride suç işlemekten çekineceği yönünde mahkemenin kanaat edinmesinin gerektiği düzenlenmiştir. Mahkemelerin, sanığın geçmişteki kişiliğini tartıştıktan sonra, olay öncesi ve sonrası davranışlarını gözönünde bulundurarak gelecekteki yaşamını sezip suç işleme hususundaki eğilimlerini değerlendirmeleri ve bu hususları gerekçeleri ile kararlarında açıklamaları zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli olmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme kararı verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırıdır ve uygulamada keyfiliğe de yol açar.
Askeri Mahkemece, sanığın adli sicil ve sabıka kaydında yer alan ve 4616 sayılı Kanuna tabi olması nedeniyle sanığın cezasının ertelenmesine engel olmayan geçmişteki mahkumiyeti dikkate alınmadan, suç işleme eğilimi göz önüne alınarak cezası ertelendiği takdirde bir daha suç işlemeyeceğine kanaat getirildiği denilmek suretiyle gösterilen erteleme gerekçesi, sanığın geçmişteki hali ile suç işleme eğilimini ortaya koyacak nitelikte olmadığından yasal ve isabetli görülmeyerek, hükmün bu yönden de bozulmasına karar verilmiştir.
Üyeler Hâkim Albay Ülkü COŞKUN ve Hâkim Albay Hasan DENGİZ, dar açılı bitişik atış oluşturacak şekilde müteveffanın başına içinde mermi bulunan 9 mm.lik tabancayı yönelten ve tetik düşüren sanığın, eylemine bağlı olarak doğacak ölüm sonucunu öngörebileceği, dolaysıyla bu eylemin taksirle ölüme sebebiyet verme olarak kabul edilemeyeceği, gayri muayyen kast ile kasten adam öldürme suçunu oluşturacağı görüşüyle çoğunluk kararına katılmamışlardır.
2) Sanıklar Per.Bnb.Sadetdin SOLAK, Ulş.Ütğm.Erkan TÜRKER ve P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKINın eylemleri ile ilgili yapılan incelemede;
Olay tarihinde Merkez Komutan Vekili olarak görevli sanık Per.Bnb. Sedetdin SOLAKın silahlıkta bulunan ve sanık P.Er Atilla HASTEye zimmet karşılığı teslim edilmiş tabanca ve tüfek mermilerini, Cumhuriyet Savcısı gelmeden önce başka yere naklederek olay mahallini, P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKIN ile birlikte değiştirdikleri, bu durumu Savcıya bildirmediği, bu suretle görevini kötüye kullanmak suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın mermilerin taşınması yönünde emir verdiği hususunun şüpheli kaldığı gibi olay yerini değiştirme yönündeki eylemin varlığı kabul edilse dahi suç işleme kastıyla hareket etmediği değerlendirilerek, unsurları itibariyle oluşmayan yüklenen suçtan beraetine karar verilmiş ise de;
Olay tarihinde Merkez Komutanlığı Nöbetçi Amiri olarak görevli sanık Ulş.Ütğm.Erkan TÜRKERin birlik Nöbetçi Amiri olarak, olaya derhal müdahale etmesine rağmen emniyet tedbirlerini aldırmayarak, yetkisiz kişilerin olay mahalline girmelerine imkân sağladığı, görgü tanığı olmayan ve tüm emarelerin delil sayılabileceği bir cürüm sonrasında olay mahallinin bozulması ve değiştirilmesine imkân sağladığı, Cumhuriyet Savcısı gelmeden önce olay mahallindeki 4 adet tabanca mermisini masa üzerinden bizzat alarak cebine koyduğu, bu mermilerin varlığını Savcıdan gizleyerek ilgisiz kişilere teslim ettiği, bu suretle görevini kötüye kullanmak suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın müsnet suça konu eylemi icra ettiğinin şüpheli kaldığı, olay yerinin emniyetini aldırma konusunda ihmali bulunduğuna dair herhangi bir maddi unsurun tespit edilemediği, dört adet mermiyi ise, Cumhuriyet Savcısından kaçırma amacı bulunmadığından, suç işleme kastıyla hareket etmediği değerlendirilerek, yüklenen suçtan beraetine karar verilmiş ise de;
Olay tarihinde Merkez Komutanlığı İdari İşler Astsubayı olarak görevli sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKINın silahlıkta bulunan ve sanık P.Er Atilla HASTEye zimmet karşılığı teslim edilmiş tabanca ve tüfek mermilerini, Cumhuriyet Savcısı gelmeden önce başka yere naklederek olay mahallini, Per. Bnb. Sedetdin SOLAK ile birlikte değiştirdikleri, bu durumu Savcıya bildirmediği, ayrıca nezaret altında tutulan sanık P.Er Atilla HASTEye silahlıkta mermi bulunduğunu Savcıya söylememesi hususunda tembihlediği, bu suretle görevini kötüye kullanmak suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda, mermilerin silahlıktan taşınmasından ibaret olan eylemlerin sabit olmadığı kabul edilerek, diğer taraftan, idari işler astsubayı olarak silahlıktan sorumlu bulunması, silahlıktaki aksaklıklardan sorumlu tutulma ihtimalinin bulunması göz önüne alındığında, sanığın nezaret altında tutulan sanık P.Er Atilla HASTEye silahlıkta mermi bulunduğunu Savcıya söylememesi hususunda telkinde bulunduğunun sabit olduğu, böylece sanığın memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Dosyada mevcut delil durumuna göre; silahlıkta bulunan ve sanık P.Er Atilla HASTEye zimmet karşılığı teslim edilmiş tabanca ve tüfek mermilerinin, Cumhuriyet Savcısı olay yerine gelmeden önce başka yere nakledilmesi konusunda sanık Per. Bnb. Sadetdin SOLAKın emir verdiği ve sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKINın da emri yerine getirttiği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Zira, sanık Per. Bnb. Sedetdin SOLAK, Askeri Mahkemece huzurda tespit edilen sorgu ve savunmasında (Dz.166), sanık Muammer AŞKINın olay yerinde bulunan mermiler nedeniyle nöbet hizmetinin aksayacağını ifade etmesi üzerine, uygun bir yere mermilerin ve şarjörlerin taşınması yönünde emir verdiğini beyan etmektedir. Öte yandan, sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKINın, Askeri Savcı tarafından tespit edilen ifadesinde (Dz.85), Per. Bnb. Sadetdin SOLAKın, silahlıkta bulunan mermilerin ve şarjörlerin mühimmat deposuna kaldırılması yönündeki emri üzerine, mermi sandıklarını mühimmat deposuna aldırdığını beyan etmiş olup, Askeri Mahkemece huzurda tespit edilen ifadesinde de Askeri Savcıya verdiği ifadesinin doğru olduğunu belirtmiştir (Dz.166).
Diğer taraftan, sanık Ulş.Ütğm.Erkan TÜRKERin; Cumhuriyet Savcısı gelmeden önce olay mahallindeki 4 adet tabanca mermisini masa üzerinden bizzat alarak cebine koyduğu, bu mermilerin varlığını Savcıya bildirmeksizin ilgisiz kişilere teslim ettiği, sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKINın; nezaret altında tutulan sanık P.Er Atilla HASTEye silahlıkta mermi bulunduğunu Savcıya söylememesi hususunda telkinde bulunduğu konusunda, Askeri Mahkemece de kabul edildiği gibi, kuşku bulunmamaktadır.
Bu bağlamda, olay sonrasında gerçekleştirilen ve sanıkların her birinin ayrı ayrı eylemlerinden oluşan, silahlıkta bulunan mermi ve şarjörlerin bulunduğu sandıkların olay yerinden uzaklaştırılması, masa üzerinde bulunan mermilerin alınması, sanık P.Er Atilla HASTEye, silahlıkta mermi bulunduğu konusunda Savcıya bir şey söylememesi konusunda telkinde bulunulması olguları birlikte değerlendirildiğinde, Merkez Komutan Vekili, Nöbetçi Amiri ve İdari İşler Astsubayı olarak görevli sanıkların, bizzat kendilerini olası cezai takibattan kurtarmak düşüncesiyle soruşturmayı yanlış yönlendirme kastı ile hareket ettikleri değerlendirilmiş olup, sanıkların eylemleri suç tarihi itibariyle yürürlükte olan 765 sayılı TCKnın 296ncı maddesinde tanımlanan Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmek suçunu oluşturmaktadır. Ancak, 765 sayılı TCK yürürlükten kaldırılıp, yerine 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdiğinden, sanıkların eylemlerinin 765 sayılı TCKnın 296, 5237 sayılı TCKnın 281 veya diğer maddelerinde yer alan suçlar kapsamında olup olamıyacağının tartışılıp karşılaştırılması ve lehe kanun değerlendirmesi yapılmasına olanak sağlanması yönünden, sanıklar Per.Bnb.Sadetdin SOLAK ve Ulş.Ütğm.Erkan TÜRKER hakkındaki beraet hükümleri ile sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKIN hakkındaki mahkûmiyet hükmünün esastan bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Usûl ve kanuna aykırı bulunan mahkûmiyet hükümlerinin, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince;
Sanık terhisli P.Er Atilla HASTE hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu arkadaşının ölümüne sebebiyet vermek suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükmünün, Askeri Savcı ve Müdahil Vekilinin temyizine atfen ve resen, uygulama yönünden BOZULMASINA, Üyeler Hâkim Albay Ülkü COŞKUN ve Hâkim Albay Hasan DENGİZin; sanığın eyleminin kasten adam öldürme suçunu oluşturduğundan mahkûmiyet hükmünün vasıf yönünden bozulması gerektiğine dair farklı bozma görüşlerine binaen sonuçta oybirliği ile,
Sanıklar Per.Bnb.Sadetdin SOLAK ve Ulş.Ütğm. Erkan TÜRKER hakkında tesis edilen beraet hükümlerinin Askeri Savcı ve Müdahil Vekilinin temyizine atfen ve resen, esastan BOZULMASINA, oybirliğiyle,
Sanık P.Kad.Bçvş. Muammer AŞKIN hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükmünün sanığın temyizine atfen ve resen, esastan BOZULMASINA, oybirliğiyle,
Tebliğnameye kısmen uygun olarak, 21.06.2006 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy