(1632 S. K. m. 132) (765 S. K. m. 59, 72, 80) (647 S. K. m. 4) (6183 S. K. m. 51) (353 S. K. m. 166, 220, 251) (AYDK. 01.07.1999 T. 1999/161 E. 1999/151 K.) (YCGK. 12.10.1992 T. 1992/6-244 E. 1992/268 K.) (YİBK. 01.05.1929 T. 1929/26 E. 1929/20 K.)
Müteaddit müteselsilen arkadaşının bir şeyini çalmak (dört kez) ve müteaddit arkadaşının bir şeyini çalmak (iki kez) suçlarından sanık terhisli P.Er Orhan OVALI hakkında 1inci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 06.04.2005 gün ve 2005/203-48 sayılı mahkûmiyete ilişkin hükümlerin sanık tarafından yasal süresi içinde sebep gösterilerek temyiz edilmesi üzerine dava dosyası Askeri Yargıtay Başsavcılığının hükmün düzeltilerek onanması görüşünü içeren 07.04.2006 gün ve 2006/2253 sayılı tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilmekle incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın,
1) Mağdur Nazım ERDOĞANa yönelik olarak Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.227,50 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına,
2) Mağdur Eyüp Emre KÜTÜKe yönelik olarak Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.227,50 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına,
3) Mağdurlar Ahmet Can KARAGÖZ ve Erdem ERYILDIZa yönelik olarak Müteselsilen Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 80, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.598,75 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına;
4) Mağdurlar Mehmet Ali TAŞKIRAN ve Mert KARAKUZUya yönelik olarak Müteselsilen Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 80, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.598,75 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına;
5) Mağdurlar Yasin DEDE, Fatih KONUŞ, Yunus ÇAM ve Erkan KARADENİZe yönelik olarak Müteselsilen Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 80, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.598,75 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına;
6) Mağdurlar Furkan KARGI ve Serhat ELBASANa yönelik olarak Müteselsilen Arkadaşının Bir Şeyini Çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCKnın 132, 765 sayılı TCKnın 80, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddeleri gereğince 2.598,75 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına;
7) Sanık hakkında tertip olunan aynı neviden para cezalarının 765 sayılı TCKnın 72nci maddesi uyarınca toplanarak, neticeten 14.850 YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve bu para cezasının aylık 24 eşit taksit halinde sanıktan tahsiline, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına, sanığın 15.12.2004-29.12.2004 tarihleri arasında tutuklulukta geçirdiği 14 günlük sürenin bir günü 32.27 YTL.den paraya çevrilerek 451.78 YTL.nin 353 sayılı Kanunun 251/1nci maddesi uyarınca mahkumiyetinden mahsubuna,
Karar verilmiştir.
Hükümler, sanık tarafından, yüklenen suçlardan sadece ikisini tehdit edilmesi sonucunda işlediği, diğerlerini ise, işlemediği halde baskı üzerine üstüne aldığı belirtilerek, süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, hapis cezası adli para cezasına çevrilirken suç tarihi de dikkate alındığında, beher günün 11 YTL. üzerinden hesaplanarak adli para cezasına çevrilmesi gerektiği, para cezasına gecikme zammı uygulanmasını öngören düzenlemenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulama olanağı bulunmadığı belirtilerek, 353 Sayılı Yasanın 220/2-J maddesi uyarınca hükümlerin düzeltilerek onanması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir. Ayrıca, sanığın tutuklulukta kaldığı sürenin bir gün karşılığı 100 YTL. üzerinden adli para cezasına çevrilmesi gerekirken, Askeri Mahkemece 32,27 YTL. üzerinden çevrilmesi hatalı olmakla birlikte, infaz aşamasında Askeri Mahkemeden alınabilecek duruşmasız işlere ait bir kararla düzeltilmesi mümkün olan bu hataya işaret edilmiştir.
Yapılan incelemede; sanığın Kulesi Askeri Lisesi Destek Kıtaları Hizmet Bölük Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken, hazırlık sınıfı temizlik sorumlusu olarak görevlendirildiği, tahminen 2004 yılı Ağustos ayı içerisinde 19-34 No.lu koğuşların açıldığı koridor anahtarını ele geçiren sanığın, 2004 yılı Ağustos ayı sonları-22 Eylül 2004 günleri arasında değişik tarihlerde, her birinde dört askeri öğrencinin kaldığı koğuşlara girip, dolaplardan veya dolapların üzerindeki çantalardan mağdurlara ait para ve eşyaları sahiplerinden habersizce ve gizlice aldığı, bu bağlamda, kesin olarak tespit edilemeyen tarihlerde 26ncı koğuştan Mehmet Ali TAŞKIRANın 60.000.000-TL.sını, Mert KARAKUZUnun 20.000.000- TL.sını ve MP-3 müzik çalarını, 28nci koğuştan Nazım ERDOĞANın 60.000.000-TL.sını, 31nci koğuştan Furkan KARGInın 20.000.000-TL.sını, Serhat ELBASANın 10.000.000-TL.sını, 32nci koğuştan Erkan KARADENİZin 20.000.000-TL.sını, Yunus ÇAM ve Fatih KONUŞun Sony walkmenlerini, Yasin DEDEnin 60.000.000-TL.sını, 33ncü koğuştan Eyüp Emre KÜTÜKün 40.000.000-TL.sını çaldığı, 06.09.2004 tarihinde 30ncu koğuştan Ahmet Can KARAGÖZün Q&Q marka saatini ve Nokia 3310 marka ve model cep telefonunu, Erdem ERYILDIZın 80.000.000-TL.sını çaldığı, sanığın temizlik görevinin yanında nöbetçi öğretmenlerin habercisi olarak da görev yaptığı, 22.09.2004 günü Nöbetçi Öğretmen Binbaşı Mehmet DEMİRin sanığı arattığı ve bulması için Uğur KOÇAKı görevlendirdiği, Uğur KOÇAKın koğuşlar sorumlusu Şemsettin PEKTAŞ ile birlikte sanığı aramaya başladıkları, sanığı bulamayınca hazırlık sınıfı koğuşlarında olabileceğini düşünerek koğuşlara çıktıkları, 23üncü koğuşa girdiklerinde yataklardan birinin üzerinde kapağı açık bir çanta gördükleri, dolap kapaklarının arkasında ise sanığı gizlenmiş vaziyette buldukları, sanıktan şüphelenen Uğur KOÇAK ve Şemsettin PEKTAŞın sanığın üzerini aradıkları ve üzerinde (iki adet 20.000.000-TL.lik banknot olmak üzere) 40.000.000-TL'si buldukları, Uğur KOÇAK ve Şemsettin PEKTAŞın sanığı Nöb.Öğr.Bnb. Mehmet DEMİRe götürdükleri, sanığın paraları çaldığını kabul ettiği, çalınan paralardan 20.000.000-TL.lik banknotun seri numarasının öğrenci Furkan KARGInın çalınan parasının seri numarasıyla uyuşması üzerine kendisine verildiği, kalan 20.000.000-TL.nin ise daha önce 60.000.000-TL'si çalınan ve parası çalındığı için çarşı iznine çıkamayan Nazım ERDOĞANa verildiği, çaldığı iki adet walkmen, bir adet MP-3 müzik çalar ve Nokia 3310 marka cep telefonunun sanığın yer göstermesi üzerine sakladığı Nöbetçi Öğretmen odası tavan arasında bulunduğu, maddi vakıa olarak dosyada mevcut delillerden belirlenmiştir.
Öncelikle usûl yönünden yapılan inceleme sonucunda; 1inci Ordu K.lığı Askeri Savcılığının 05.10.2004 tarih ve 2004/941-415 sayılı iddianamesi ile, sanık hakkında, 22.09.2004 tarihinde 23üncü öğrenci koğuşunda bulunan askeri öğrencilere ait çantaları karıştırarak 40.000.000- TL.yi çalmak suretiyle, arkadaşlarının bir şeyini çalmak suçundan açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sırasında, sanığın çaldığı bu paranın 20.000.000-TL.lik banknotunun askeri öğrenci Furkan KARGIya, kalan 20.000.000-TL.nin ise, Nazım ERDOĞANa ait olduğu belirlenerek, 03.11.2004 tarihinde yapılan duruşmada sanığın eyleminin müteselsilen arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu oluşturabileceği ihtimaline binaen ek savunması tespit edilmiştir. Ayrıca, sanığın 11 askeri öğrencinin daha eşyasını çaldığının belirlenmesi üzerine, 21.02.2005 tarih ve 2005/263-97 sayılı iddianame ile, müteaddit (11 kez) arkadaşlarının bir şeyini çalmak suçundan kamu davası açıldığı, 02.03.2005 tarihinde yapılan ilk duruşmada sanığın sorgu ve savunmasının iddianame uyarınca saptandığı ve müteakiben, söz konusu olan iki ayrı davanın birleştirilmesine karar verildiği, 06.04.2005 tarihinde terhis olan sanığın yokluğunda yapılan duruşmada, askeri savcının mütalaası doğrultusunda, yazılı olduğu şekilde yüklenen suçlardan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
353 sayılı Kanunun suçun mahiyet ve niteliğinde değişme başlığını taşıyan 166ncı maddesinde düzenlenen ek savunma müessesesi, suçun mahiyet ve niteliğinde değişme ile ilgili olup, suçun niteliğinin duruşmada değişecek olması halinde, sanığın haberdar edilip, değişen suç niteliğine göre savunmasını hazırlamasına imkan vermek için konulmuş olup, aynı kanunun 166ncı maddesinin 5inci fıkrasında; iddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinde belirtilen cezadan daha az bir ceza verilmesini gerektiren hallerde; hazır bulunan sanıkla ilgili duruşma, ek savurma için talik edilmez... denilmektedir.
Bu hükme göre, daha az ceza verilmesini gerektiren durumlarda sanık duruşmada hazır ise ona ek savunma verileceği, ancak ek savunma yapılması için duruşmanın başka bir güne talik edilmesi için sanıktan talep gelir ise, bu talikin kabul edilmeyeceği sonucu çıkmaktadır. Dava konusu olayda, hakkında düzenlenen iki ayrı iddianame ile sanığa isnad edilen on iki ayrı suç yönünden, bu suçlar kapsamına giren her bir eylem için ayrı ayrı ceza verilmesi yerine iki suç için ayrı ayrı ceza verilmesi, kalan on ayrı suçun mağdurlara göre gruplandırılarak dört ayrı ceza verilmesi ve bu cezaların TCK'nın 80nci maddesi ile artırılması kuşkusuz sanığın lehine bir uygulamadır. Ancak, durumun böyle olması sanığa ek savunma verilmesine engel teşkil etmemektedir.
353 Sayılı Kanunun 166/son maddesi uyarınca, sanığın duruşmaya çağrılması, duruşmaya geldiği takdirde ek savunmasının alınması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu usûl hükmüne uyulmadan karar verilmesi kanuna aykırı bulunduğundan, mahkûmiyet hükümlerinin, açıklanan nedenlerle usûlden bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, Askeri Mahkemece, sanığın farklı koğuşlarda kalan mağdurlara karşı eylemlerini aynı tarihlerde işlemediği kanaatine varıldığından ve ayrı koğuşlar olması nedeniyle aynı tarihte olsa dahi başka bir koğuşa hırsızlık amacıyla girmek için yeni bir suç işleme kararı vermesi gerektiğinden, her koğuşta kalan mağdurlara yönelik eylemleri müstakil eylem olarak kabul edilerek;
26 No.lu koğuşta kalan mağdurlardan Mehmet Ali TAŞKIRANın 60.000.000-TL.sını, Mert KARAKUZUnun 20.000.000-TL.sı ile MP-3 müzik çalarını,
30 No.lu koğuşta kalan mağdurlardan Ahmet Can KARAGÖZün Q&Q marka saati ile Nokia 3310 marka cep telefonunu, Erdem ERYILDIZın 80.000.000-TL.sını,
31 No.lu koğuşta kalan mağdurlardan Furkan KARGInın 20.000.000-TL.sını, Serhat ELBASANın 10.000.000-TL.sını,
32 No.lu koğuşta kalan mağdurlardan Erkan KARADENİZin 20.000.000-TL.sını, Yunus ÇAM ve Fatih KONUŞun Sony marka wolkmenleri ile Yasin DEDEnin 60.000.000-TL.sını,
33 No.lu koğuşta kalan mağdur Eyüp Emre KÜTÜKün 40.000.000-TL.sını,
28 No.lu koğuşta kalan mağdur Nazım ERDOĞANın 60.000.000-TL.sını,
Bulundukları yerlerden habersizce ve gizlice almak suretiyle dört ayrı müteselsilen arkadaşının bir şeyini çalmak ve iki ayrı arkadaşının bir şeyini çalmak suçlarından yazılı olduğu şekilde mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun müteselsil suç kavramını tartışan 01.07.1999 tarih ve 1999/161-151 sayılı kararında da belirtildiği gibi;
765 sayılı TCK'nın 80inci maddesinde Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır hükmü yer almakta olup, buna göre müteselsil suçun şartları, genel olarak;
1. Objektif şartlar,
a) Birden çok fiilin bulunması,
b) Failin farklı zamanlarda olsa dahi aynı kanun hükmünü ihlâl etmesi,
2. Subjektif şart (Bir suç işleme kararı),
Olmak üzere ikili bir ayrıma tâbi tutulmaktadır.
Dava konusu olayda bu şartlardan objektif şartların gerçekleştirildiği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak sübjektif şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCKnın 80inci maddesinin önceki metninde yer alan kastı cürmi ibaresi, 02.06.1941 tarihli ve 4055/1 sayılı Kanun ile bir suç işleme kararı olarak değiştirilmiştir.
Suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünün müteaddit defa (birden çok) ihlâl edilmesi konusunda önceden kurulan bir plânın, genel bir niyetin anlaşılması gerekir. Fail, önceden böyle bir plân veya niyeti tespit etmiş, bunu bir defada icra edecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket ettiği içindir ki, müteaddit kısımlar tek bir müteselsil suç meydana getirmiştir. Bu şekilde işlenen suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlenmediğini her zaman belirtmez. Nitekim 80 inci madde de, birden çok ihlâlin muhtelif zamanlarda meydana gelse bile bir suç sayılacağı belirtilmiştir.
Suç kararında birlik, teselsülü meydana getiren eylemlerin aynı kastın ürünü olmaları demek değildir. Her biri bağımsız olan bu eylemler, ayrı ayrı kasıtlar altında işlenmişlerdir. Müteselsil suçları, subjektif unsur yönünden başlangıçtan itibaren tüm neticeye yönelmiş irade şartı ile sınırlandırmamak ve bazı hallerde hareketler arasında subjektif bağlantının aranması ile yetinmek adalet ilkelerine uygun düşecektir. Genel bir saik birliğine kadar gitmemek şartıyla müteselsil suç teşkil eden hareketlerin aynı amaca yöneltilmiş olması suç işleme kararındaki birlik in ölçütü olarak kabul edilebilir.
Bu konudaki önemli bir sorun da farklı hak sahiplerine karşı işlenen suçlardır. Bu hususta, öğretide değişik düşüncelere rastlanmakla beraber, mağdurların farklı kişiler olmasına, suç işleme kararının değiştiğini gösteren kesin bir ölçüt niteliğini tanımamak gerektiği yönündeki düşüncelerin önemli bir yer tuttuğu söylenebilir.
Yargıtay kararları incelendiğinde; aynı suç işleme kararının varlığı veya yokluğunun,
Suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yerler ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen zaman süresi, suçun mağdurları, ihlâl edilen değer ve yarar, korunan değer ve hak, olayın meydana geliş biçimi, gelişimi ve oluşumu gibi tüm özellikleriyle göz önüne alınıp değerlendirilerek olaysal olarak saptanması gerektiği vurgulanmaktadır(YCGKnın 12.10.1992, 244/268, 20.03.1995, 6-48/68 ve 27.03.1995, 8-58/86 tarih ve sayılı kararları). Bu konudaki temel gerekçenin de,
Aynı suç işleme kararından kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlâl etme konusunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail suçu işlemeden önce bir plân yapmalı veya suça niyet etmeli fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmelidir. Öngörülen ve gerçekleştirmeye yönelik olan suç plânı çerçevesinde hareket etmelidir. Failin hareketi önceki hareketinin devamı olmalı ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmalıdır şeklinde olduğu görülmektedir.
Birden çok kişiye (müteaddit şahıslara) karşı işlenen suçlarla ilgili olarak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun Haziran 1929 tarih ve 26/20 sayılı kararında,
Kişiler aleyhine işlenen suçlar ile mala karşı (mülkiyet aleyhine) işlenen suçları
birbirinden ayırarak mütalaa etmek gerektiğinden, kişiler aleyhindeki suçlarda, yani kişilerin hayatına, namusuna karşı işlenen suçlarda, bu yöndeki hakları ihlâl edilen kişilerin çokluğunun (taaddüdünün) müteselsil suç teşkil edemeyeceğine müttefik kalınmıştır. Çünkü, birden çok kişi aleyhinde cürüm işleyen bir kimsenin hareketinde bir kastı cürminin vücudu iddia edilemez
Mülkiyet aleyhine işlenen suçlara gelince, bu yöndeki bir hakkına taarruz veya tecavüz olunan kişinin aynı veya birden çok olması, müteselsil suçu tayinde ölçü olamayacağına da ittifak edilmiştir
denilmekte ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.1995, 8-58/86 tarih ve sayılı kararından da uygulamanın bu doğrultuda olup, geçerliliğini koruduğu görülmektedir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 31.03.1988 tarih ve 58-36, 16.02.1989 tarih ve 6-50, 15.03.1990 tarih ve 49-42 ve 15.04.2004/75-66 sayılı içtihatları da bu doğrultudadır.
Yapılan açıklamalar ışığında, somut olay incelendiğinde; hırsızlık olaylarının gerçekleştiği koğuşların herbirinin aynı koridorda olduğu ve koğuşların bulunduğu koridora girilebildiği takdirde, koğuşların herbirine de girişin mümkün olduğu, sanığın, koğuşların bulunduğu koridora açılan kapının anahtarını elde ederek, tarihleri tam olarak belirlenememekle birlikte, 2004 yılı ağustos ayı sonlarından 22.09.2004 tarihine kadar olan süreçte, değişik zamanlarda koğuşlara girdiği, kimlere ait olduğunu bilmediği dolapları ve çantaları karıştırmak suretiyle buralarda bulduğu mağdurlara ait eşyayı çaldığı, eşyaların çalındığı koğuşların koridora girişi mümkün kılan tahliye kapısının hemen yanında veya karşısında oluşu ve eylemlerin gerçekleştirildikleri tarihlerin tam olarak tespit edilememesi karşısında, salt suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması ve farklı koğuşlarda kalan suç mağdurlarının birden fazla olması nedeniyle tüm eylemler bakımından teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun olmayacağı, bu bağlamda sanığın suçu işlemeden önce bir plan yaptığının, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun gördüğünün, bu plan çerçevesinde hareket ettiğinin, her hareketinin önceki hareketinin devamı niteliğinde olduğunun ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunduğunun, bu nedenle sanığın eylemlerini bir suç işleme kararıyla işlediğinin kabulü gerekmektedir. Bu sebeple, tüm eylemlerin müteselsilen arkadaşının birşeyini çalmak suçunu oluşturmasına karşılık, yazılı olduğu şekilde iki ayrı arkadaşının birşeyini çalmak ve dört ayrı müteselsilen arkadaşının birşeyini çalmak suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükümlerinin uygulama yönünden de bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen 353 Sayılı Yasanın 221inci maddesi gereğince mahkumiyet hükümlerini usûle aykırılık ve uygulama yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 19.04.2006 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy