(1632 S. K. m. 82, 85, 88, Ek m. 7) (765 S. K. m. 47, 59) (5237 S. K. m. 32) (2709 S. K. m. 141) (353 S. K. m. 173, 207, 221) (AYDK 10.01.2002 T. 2002/4 E. 2002/3 K.)
Toplu asker karşısında üste saygısızlık, üste hakaret ve toplu asker karşısında üstü tehdit suçlarından sanık malûlen emekli Uzm.J.III.Kad.Çvş.Kerem AKIN hakkındaki Kz.Dz.Saha K.lığı Askeri Mahkemesinin 09.03.2005 tarih ve 2005/131-75 sayılı mahkûmiyet ve beraet hükümlerinin, sanık ve müdahil tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 02.01.2006 tarih ve 2006/7 sayılı onama ve bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın,
1. 01.07.2003 tarihinde toplu erat karşısında üste saygısızlık suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 82/1, TCKnın 47 ve 59/2nci maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
2. 01.07.2003 tarihinde üste hakaret suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 85/1, TCKnın 47 ve 59/2nci maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
3. 01.07.2003 tarihinde işlediği ileri sürülen üstü tehdit suçundan dolayı her türlü şüpheden uzak, yeterli delil bulunmadığından beraetine karar verilmiştir.
Mahkûmiyet hükümleri sanık tarafından olay sırasında aşağılandığını, müdahil tarafından ceza alması için çaba sarf edildiğini, tanık beyanlarının çelişkili ve gerçeğe aykırı olduğunu belirten bir dilekçeyle temyiz edildiği, müdahil J.Kad.Kd.Bçvş.Yusuf DOĞANın sanığın sübut bulan eyleminin toplu asker karşısında üste saygısızlık değil toplu asker karşısında emre itaatsizlik olduğunu ve bu nedenle ASCKnın 88inci maddesi uyarınca ceza verilmesi gerektiğini, üste hakaretten ASCK 82/1 maddesi uygulanarak verilen cezanın hatalı olduğunu, hepinizi vururum sözünün üstü tehdit niteliğinde olup ASCKnın 82/2nci maddesi ile cezalandırılmak yerine beraet kararı verilmesinin Kanuna aykırı olduğunu belirterek aleyhe temyiz başvurusu yaptığı anlaşılmaktadır.
Tebliğnamede, üstü tehdit suçundan dolayı verilen beraet kararının onanması, sanık hakkında TCKnın 47nci maddesinden yararlanması gerektiğine dair rapor verilmesi nazara alınarak durumunun 5237 sayılı TCKnın 32/1nci maddesi kapsamına girip girmediği konusunda yeniden ek rapor alınması için mahkûmiyet hükümlerinin bozulması, mahkûmiyet hükümlerine konu eylemlerin bir bütün hâlinde ASCKnın 85/1inci maddesinin ikinci cümlesindeki üste hakaretin nitelikli şeklini oluşturduğuna işaret edilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
İddianamede eylem, Bayrampaşa Cezaevi J.Koruma Tb.1inci Koruma Bölüğünde görevli olan sanığın 01.07.2003 tarihinde sabah içtiması sebebiyle 1inci Tk.K.Yrd.olarak takımının başında Bl.Komutanını beklerken duruşunun bozuk olduğu gerekçesiyle bölüğe komut veren J.Kad.Kd.Bçvş. Yusuf DOĞAN tarafından uyarıldığı, ancak sanığın komutlara uy, ellerini belinden indir şeklindeki emre uymadığı, bunun üzerine disiplini bozduğu gerekçesiyle içtima alanını terk etmesi emri verildiği, ancak sanığın gitmemekte direnerek beni kovamazsın, yeter lan şeklinde karşılık verdiği, bu kez 1inci Tk.K. J.Bçvş. Sedat KAPTAN tarafından olayın daha fazla büyümemesi için zorla içtima alanından uzaklaştırıldığı, ancak sanığın belindeki silâha davranarak vururum lan hepinizi dediği ve al içtimayı başına çal dedikten sonra içtima alanını terk ettiği şeklinde belirtilerek sanığın toplu asker karşısında üste zorunlu olduğu saygıyı göstermeyerek uyarmayı saygı duruşu ile kabul edip dinlememek suretiyle oluşan toplu asker karşısında üste saygısızlık suçundan dolayı ASCKnın 82/1inci maddesi uyarınca, vururum lan hepinizi demek suretiyle oluşan toplu asker karşısında üstü tehdit suçundan dolayı ASCKnın 82/2nci maddesi uyarınca ve al içtimanı başına çal demek suretiyle oluşan üste hakaret suçundan dolayı ASCKnın 85/1inci maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış olup;
Mahkemece maddi vakıa ve kabul;
...Yusuf Astsb.ın taburu terk etmesi yönündeki emrine rağmen sanığın, tanık J.Er Yusuf BİLGİNin benimle neden uğraşıyorsunuz, tanıklar J.Uzm.Çvş.Ferhat ERDEM, J.Er Dursun KAYA ve J.Kd.Bçvş.Sedat KAPTANın neden taburu terk edeyim, J.Er Fevzi İŞÇİMEN ve J.Astsb.Kd.Çvş.İsmail BAYKALa göre beni kovamazsınız, yeter lan, J.ErYusuf YAMANa göre gitmeyeceğim lan, J.Er Abdullah KÖKENe göre ise terk etmeyeceğim şeklindeki sözleriyle içtimadan ayrılmak istemediği ve içtimayı da terk etmediği, yine tanıklardan J.Er Yusuf BİLGİN ve J.Er Süleyman KOCAAĞAya göre ise hazır ol şeklindeki Yusuf Astsubayın emrine uymadığı, tabur içtima yerinden uzaklaştırıldıktan sonra ise neredeyse tüm tanıkların ifadelerine göre Yusuf Astsubayın taburu rapor etmek için beklediği esnada taburdan zorla götürülürken bu astsubaya al içtimanı başına çal şeklindeki bir cümle sarf ettiği konusunda da şüphe bulunmamaktadır. Neredeyse tüm tanıkların ifadelerinde geçtiği üzere sanığın ayrıca tabur içtiması esnasında öleceğimi bilsem...hepinizi vururum, lan şeklinde bir beyanda bulunduğu da sabittir. Bu durumda olayın ilk safhasındaki sanığın üzerine atılı suçu irdelersek, sanığın verilen komutlara elini palaskasında tutarak uymadığı, daha sonra da çeşitli sözlerle içtima alanından ayrılmak istemediği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Burada sanığın özellikle Tehdit suçuna ait niyetini ortaya koymak bakımından tanıklardan J.Astsb.Kd.Çvş.İsmail BAYKALın ifadesi daha da bir önem kazanmış, bu tanığın beyanına göre ise, Yusuf Astsubayın ellerini indir sözü üzerine sanığın palaskamı düzeltiyorum demek suretiyle emrini yerine de getirmez iken, ellerini de zaten palaskanın üzerinde tuttuğu fark edilmiştir. Yine tanıklar Yusuf YAMAN, Ferhat ERDEM, Dursun KAYA, Fikret AYDIN, Hakan KALIN, Dursun ÖZDEMİR, Mehmet TEKİN, Mustafa MALCInın birbirlerini doğrular şekildeki ifadelerinde, sanığın elini palaskasından, yani dolayısıyla silâhına yakın tuttuğu halde İsmail BAYKAL ve Mustafa MALCInın beyanlarına göre de silâhına davranmadığı sabittir. Yani tüm bu ifadelerden de çıkan, sanığın özellikle verilen emirlere uymamak gayesiyle hareket ederken, yani astsubayın hazır ol şeklinde tevcih edilen emrine uymamak için elini palaskasının üzerinde tutarken, ayrıca ortalığa vururum lan hepinizi ve yeter lan şeklinde sözler de sarf ettiğidir. Sanığın aynı olarak niyet ile gerçekleştirmiş olduğu eylemlerinde vururum lan hepinizi şeklindeki cümlesini çoğul seçerken Yusuf Astsubayın ismini belirtmediği, beni kovamazsınız, yeter, vururum şeklindeki kelimelerin devamına lan ibaresini ekleyerek bizzat Astsubay Yusuf DOĞANı kast ettiği şüphesizdir. Yani sanığın bu olayda aslında gayesi emirlere uymak iken elini bu nedenle palaska tuttuğu esnada silâhını çekme fırsatını yakalamış iken buna yeltenmemesi, içtima yerinden uzaklaştırıldığı esnada da J.Kd.Bçvş. Sedat KAPTANın ifadesine göre yine bu fırsatı yakalamışken elini silâhına atmaması sebebiyle sanığın aslında üste saygısızlık kastıyla hareketi sırasında, niyeti baştan beri tehdit olmadığından, daha doğrusu sanığın üzerine atılı üstü tehdit suçunun bu itibarla üste saygısızlık suçu içinde eridiği düşünülmüştür. Diğer taraftan sanığın neredeyse tüm tanık ifadelerinde geçtiği üzere olayın başlangıcının içtima sırasında gelişip, J.Uzm.Çvş.Ferhat ERDEMin beyanına göre ise ayrıca bu içtimada sayımın dahi yapılmış olması esnasında, sanığın ilk saygısızlık eyleminin iddianame gibi 70 kadar personelin önünde toplu erat karşısında gerçekleştirdiği kabul edilmekle, bu suçun ayrıca sanığın lan şeklindeki kelimeleri astsubaya karşı sarf ettiği sözlerinin sonuna eklendiğinden üste hakaret suçunun ayrı ayrı sübuta erdiğine kanaat getirilmiştir. Tüm bu nedenlerle sanığın üstü tehdit suçundan beraetine karar verilirken, sübuta eren toplu erat karşısında üste saygısızlık ve üste hakaret suçundan iddianame doğrultusunda mahkûmiyetine karar verilmiştir. şeklinde gerekçeli hükme yansıtılarak yazılı olduğu şekilde beraet ve mahkûmiyet hükümleri tesis edilmiş ise de;
1) Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 07.01.1999 tarih ve 1999/21-76;10.01.2002 tarih ve 2002/4-3 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, T.C. Anayasasının 141/3üncü maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağını amirdir. 353 sayılı Kanunun 50nci maddesi, Askeri mahkemelerce verilen her türlü kararlar gerekçeli olarak yazılır. hükmünü taşımaktadır. 353 sayılı Kanunun 173üncü maddesine göre, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların gösterilmesi; beraet hâlinde sanığa isnat olunan suçu işlediğinin sabit olmamasından mı yoksa sabit ve gerçekleşmiş sayılan eylemin kanunda bir mahkûmiyeti gerektirmediğinden mi beraete hükmedildiğinin gerekçede gösterilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, temyiz incelemesi sırasında gerekçe de denetleneceğinden, gerekçe Askeri Yargıtayın denetimine imkân verecek şekilde açık ve anlaşılır olmalıdır. Dolayısıyla, mahkemece suç işlendiğinin sabit olmamasına ya da sübutun kabulüne ve eylemin nitelendirmesine esas alınan deliller gösterilmeli, bu deliller karşında savunma ve iddia irdelenmeli, iddia ve savunma tarafından sunulan delillere itibar edilmemiş ise bunun sebepleri akla ve mantığa uygun olarak açıklanmalıdır. Bir başka anlatımla, sonuç çıkarma işleminin ve bu sırada yapılan muhakemenin gerekçede gösterilmesi, denetimin gereği gibi ve usulüne uygun olarak yapılabilmesi bakımından zorunludur. Gerekçenin usule uygun ve yeterli olmamasının, gerekçe yokluğu ile aynı sonuçları doğurduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle, uygulamada gerekçesizlik kadar, yetersiz gerekçe de mutlak bozma nedeni sayılmaktadır. Bu açıklamalara göre inceleme konusu hükmün gerekçesi denetlendiğinde;
a) Mahkemece, iddianamede sınırları çizilen eylemin ne şekilde gerçekleştiği gerekçede yeterince açık ve anlaşılır biçimde gösterilmemiş, hangi normun hangi sabit eyleme uygulandığı açıkça belirtilmemiştir. Gerekçede bir kısım tanıkların çelişkili beyanlarının sıralanması ile yetinilerek giderilemeyen çelişkili beyanların hangisinin tercih edildiği ve bu beyanların tercih ediliş nedeni makul, mantıki, kabul edilebilir bir gerekçeyle ortaya konmamıştır. Öte yandan, mahkûmiyet kararları ile ilgili olarak sübutun kabulüne ve eylemin nitelendirmesine esas alınan deliller, keza yüklenen üstü tehdit suçundan dolayı tesis olunan beraet kararının gerekçesi yeterince ve açıkça gösterilmemiş; dosyadaki delillere uymayan bir sonuç çıkarma işlemi yapılmıştır.
b) Mahkemece, iddianamede komutlara uy, ellerini belinden indir şeklindeki emre, keza bu emre uyulmaması üzerine içtima alanını terk etmesi emrine uymamak ve gitmemekte direnmek ve direnirken beni kovamazsınız yeter lan sözlerini sarf etmek şeklinde tanımlanan eylemin ne şekilde gerçekleştiği belirtilmeden ve eylemin nitelendirmesine esas alınan deliller gösterilmeden eylem toplu erat karşısında üste saygısızlık olarak kabul edilmiş ise de, emirlere uymamak şeklindeki eylemin sübutu ve unsurların gerçekleşmesi hâlinde ASCKnın 88inci maddesinde unsur ve cezası gösterilen toplu asker karşısında emre itaatsizlik suç tipine uyacağından bu durum hiç irdelenmeden yetersiz gerekçeyle kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. 4551 sayılı Kanunun 37nci maddesiyle Askeri Ceza Kanununa Ek Madde 7 ile ASCKda geçen toplu efrat ibaresi toplu asker olarak değiştirildiği hâlde oluştuğu kabul edilen suçun isminde toplu erat deyimine yer verilmesi de Kanuna aykırıdır.
c) İddianamede beni kovamazsın yeter lan sözünün diğer itaatsizlik hareketleriyle birlikte toplu asker karşısında üste saygısızlık suçunu oluşturduğu, al içtimayı başına çal sözünün ise üste hakaret suçunu oluşturduğu ileri sürülmesine karşın, Mahkemece sadece lan sözü üzerinde durularak bunun üste hakaret teşkil ettiğinin kabulü, diğer yüklenen al içtimayı başına çal sözü hakkında bir değerlendirme yapılmaması, keza hizmet hâlinde işlenmesi söz konusu olan eylem hakkında ASCKnın 85inci maddesinin 1inci fıkrasının ikinci cümlesi yerine madde numarası da 82/1 olarak yanlış gösterilmek suretiyle ASCKnın 85/1inci maddesinin ilk cümlesi uyarınca uygulama yapılması hatalı olup, eylemin hizmet esnasında işlenmesi olgusunun hiç irdelenmemesi bozmayı gerektirmektedir.
d) Mahkemece, yüklenen toplu asker karşısında üstü tehdit suçu ile ilgili olarak, sanığın bu olayda aslında gayesi emirlere uymak iken elini bu nedenle palaska tuttuğu esnada silâhını çekme fırsatını yakalamış iken buna yeltenmemesi, içtima yerinden uzaklaştırıldığı esnada da J.Kd.Bçvş. Sedat KAPTANın ifadesine göre yine bu fırsatı yakalamışken elini silâhına atmaması sebebiyle sanığın aslında üste saygısızlık kastıyla hareketi sırasında, niyeti baştan beri tehdit olmadığından, daha doğrusu sanığın üzerine atılı üstü tehdit suçunun bu itibarla üste saygısızlık suçu içinde eridiği düşünülmüştür. şeklindeki gerekçe ile beraet kararı tesis edilmiş, buna karşın kısa kararda şüpheli durum ve delil yetersizliğinden beraet kararı verildiği belirtilmiş ise de, iddianamede üstü tehdit suçu zorla içtima alanından uzaklaştırılırken belindeki silâha davranarak vururum lan hepinizi şeklinde söz sarf etmesi eylemine bağlanmış olup, Mahkemece bu eylemin tam ve gerektiği gibi irdelenmediği, içtimada ellerini palaskasında tutması ve imkânı varken silâhına davranmaması olgusunun gerekçe yapıldığı görülmektedir. Öte yandan, tehdit suçunun üste saygısızlık suçu içinde eridiğine ilişkin kabulde de isabet bulunmamaktadır. Bu hâliyle beraete dair hükmün yetersiz gerekçeyle kurulduğu görülmekte ve bu durum bozmayı gerektirmektedir.
Açıklanan nedenlerle, yetersiz gerekçeyle kurulan mahkûmiyet hükümleri ile beraete dair kararın 353 sayılı Kanunun 207nci maddesi uyarınca usul yönünden oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiştir.
2) Sanık hakkında Kasımpaşa Deniz Hastanesi Sağlık Kurulunun 28.05.2004 tarih ve 178 sayılı raporuyla geçirilmiş anksiyete bozukluğu tanısı konarak suç tarihlerinde ve gözlem tarihinde askerliğe elverişli olduğu belirlenmiş ve aynı Hastanede adli gözlem altında tutularak suç tarihinde ceza ehliyetinin tam olmadığı ve ceza ehliyetini etkileyecek nitelikte bir akıl ve ruh hastalığı bulunduğundan 765 sayılı TCKnın 47nci maddesinden yararlandırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu tespit doğrultusunda Mahkemece, mahkûmiyet hükümleri ile ilgili olarak sanık hakkında 765 sayılı TCKnın 47nci maddesi uyarınca cezada indirim yapılmış ise de;
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesinde akıl hastalığı konusu farklı şekilde düzenlenip, 1inci fıkrada işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiler arasında ceza sorumluluğu bakımından fark gözetilmemiş; ayrıca sözü edilen maddenin 2nci fıkrasıyla Türk Ceza Hukukuna önemli bir yenilik getirilerek, 1inci fıkrada yazılı derecede olmayan yani algılama ve irade yeteneğini tamamen kaldırmayan veya bunları önemli derecede azaltmayan akıl sağlığındaki ve bilinçteki bozukluk nedeniyle, işlediği fiilin haksız niteliğini tam olarak değerlendiremeyen failler hakkında ceza indirimi ya da ceza süresi kadar güvenlik tedbiri uygulaması öngörülmüştür. Bu yeni düzenleme kapsamında sanığın suç tarihlerindeki akli durumunun yeniden adli gözlem altına alınarak ceza ehliyeti ve askerliğe elverişlilik durumunun Askeri Hastane Sağlık Kurulunca değerlendirilmesi gerektiğinden hükmün noksan soruşturma nedeniyle de bozulmasına karar verilmiştir. Başkan Hv. Hâkim Albay Necmettin ÖZKAN ve Üye Hâkim Albay Hasan DENGİZ, ceza ehliyeti yönünden noksan soruşturma bulunmadığı, psikoloji biliminin verilerine göre sanığın suç tarihinde kısmi akıl hastası olduğunun belirlenmiş olduğu, bozma sonrası yeniden yapılacak olan yargılama sonunda sanığın sabit kabul edilecek olan suçları hakkında 5237 sayılı TCKnın 32/1inci maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirine hükmolunmasına karar verilmesi gerektiğine işaret edilmesi gerektiği görüşüyle noksan soruşturma yönünden yapılan bozmaya katılmamışlardır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık ve müdahilin temyizlerine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, mahkûmiyet hükümleri ile beraete dair hükmün usul(yetersiz gerekçe) yönünden BOZULMASINA,
Beraet kararı yönünden tebliğnameye aykırı diğer hususlarda uygun olarak, 01.02.2006 tarihinde, Başkan Hv. Hâkim Albay Necmettin ÖZKAN ve Üye Hâkim Albay Hasan DENGİZin farklı gerekçesiyle ve fakat bozmada oybirliğiyle karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesinde akıl hastalığı konusu farklı şekilde düzenlenip, tam akıl hastalığı-kısmi akıl hastalığı ayrımı terk edilerek anılan maddenin 1inci fıkrasında tam akıl hastaları ile algılama ve irade yeteneği önemli derecede azalmış olan kısmi akıl hastaları arasında ceza sorumluluğu bakımından fark gözetilmemiştir. (2001 TCK DÖNMEZER TASARISI Md.34, gerekçe; 5237 sayılı TCK Adalet Alt Komisyonu ve TBMM Adalet Komisyonu Raporları; TCK Gazi Şerhi 2nci Bası 2005 İzzet ÖZGENÇ)
Tebliğnamede sanığın akli durumunun 5237 sayılı TCKnın 32/1inci maddesi kapsamına girip girmediği hususunda yeniden ek rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği ileri sürülmüş ve bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmiş ise de, sanıkta suç tarihinde psikiyatri bilimi verilerine göre 765 sayılı TCKnın 47nci maddesine uygun olarak kısmi akıl hastalığı tespit edildiğinde ve kusur yeteneğini etkileyen bu durumun 5237 sayılı TCKya göre cezasızlık nedeni oluşturduğunda kuşku yoktur. Bu nedenle yeniden ek rapor alınmasına gerek bulunmamaktadır. 01.06.2005 tarihinden önce 765 sayılı TCKnın 47nci maddesine uyduğu belirtilen akli malûliyetlerin, 01.06.2005 tarihinden itibaren 5237 sayılı TCKnın 32/1nci maddesinde belirtilen algılama ve irade yeteneği önemli derecede azalmış akıl hastalığı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunla ilgili Hükümet Tasarısının 18inci maddesinde Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Kanunun 47nci maddesine göre verilmiş ceza hükümleri, tazminata ilişkin kısımları hariç olmak üzere Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte kendiliğinden ortadan kalkar ve bu hükümlerden infazı tamamlanmamış olanlar hakkında Türk Ceza Kanununun öngördüğü tedbirlerin uygulanmasına, dosya üzerinden evvelce hükmü vermiş olan ve hükümlü bu mahkemenin yargı çevresi dışında ise o yerdeki ve aynı derecedeki mahkeme tarafından karar verilir. hükmüne yer verilmiş iken TBMM Adalet Komisyonu Raporunda Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanması ile ilgili kurallar göz önünde bulundurularak; Tasarının, kısmi akıl hastalığına ilişkin 18inci maddesi metinden çıkarılmıştır. şeklinde karar verilmiş ve sözü edilen Kanun Tasarının bu maddesi olmaksızın kabul edilmiştir. Zaman bakımından uygulama kuralına göre sanık lehine derhal uygulanacak olan bu durum için yeniden soruşturma yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu yeni düzenleme kapsamında, yukarda açıklanan usulden bozma nedenine uygun olarak Mahkemece maddi vakıanın ne şekilde gerçekleştiğinin kabulü ve bu kabul doğrultusunda sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığının ya da sübut bulan eylemlerinin hangi suça uyduğunun belirlenmesinden sonra, suç tarihindeki akli durumu 5237 sayılı TCKnın 32/1inci maddesinde belirtilen algılama ve irade yeteneği önemli derecede azalmış kısmi akıl hastalığına uyan sanık hakkında sübut bulan eylemleriyle ilgili olarak 5237 sayılı TCKnın 32/1inci ve 5271 sayılı CMKnın 223üncü maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirine hükmolunmasına karar verilmesi gerektiğine işaret edilmesi gerekirken, çoğunluğun ceza ehliyeti konusunda yeniden rapor alınmasına dair bozma nedenine katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy