(1632 S. K. m. 62, 63) (5237 S. K. m. 52, 62) (647 S. K. m. 4, 5) (1111 S. K. m. 43) (765 S. K. Ek. m. 2) (213 S. K. Mük. m. 298) (5275 S. K. m. 106, Geç. m. 1)
Bakaya ve geç iltihak suretiyle bakaya suçundan sanık terhisli P. Er Fuat KABAK hakkındaki 5inci P. Er Eğt. Tug. K.lığı Askeri Mahkemesinin 21.12.2005 tarih ve 2005/1086-979 sayılı mahkumiyet hükümlerinin, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 08.05.2006 tarih ve 2006/3004 sayılı ve onama görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın,
1) 20.03.1994-24.10.2000 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi (teşdiden), 5237 sayılı TCKnın 62/1 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca beher gün 3.YTLden hesaplanarak 450.YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 5237 sayılı TCKnın 52nci maddesi uyarınca aylık 10 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine,
2) 27.10.2000-12.09.2004 tarihleri arasında geç iltihak suretiyle bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-B maddesi (teşdiden), 5237 sayılı TCKnın 62/1 ve 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca beher gün 11.YTLden hesaplanarak 825.YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 5237 sayılı TCKnın 52nci maddesi uyarınca aylık 10 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine, karar verildiği,
Bu hükümlerin sanık tarafından ekonomik ve ailevi sorunları nedeniyle birliğine katılmadığı, suç kastı bulunmadığı için beraetine karar verilmesi gerektiği, cezanın alt sınırdan verilmek yerine artırılarak tesis edilmesinin ve sonuç cezaların ertelenmemesinin Kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek temyiz edildiği,
Tebliğnamede, her iki hükmün onanması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede; emsalleri 21-27 Mayıs 1991 tarihinde sevk edildiği halde tebligatsız yoklama kaçağı olarak aranırken Karayazı Askerlik Şubesine kendiliğinden başvurarak 01.03.1994 günü son yoklaması yapılan sanığın, 16.03.1994 günü 3 gün yol süresi verilerek Manisa 1inci P. Er Eğt. Tugayına sevk edildiğinde 1111 sayılı Kanunun 43üncü maddesi uyarınca tanınması gereken ve 02.03.1994 günü başlayan 15 gün hazırlık süresi nazara alındığında 20.03.1994 günü saat 24.00e kadar Birliğine katılması gerekirken katılmadığı ve bakaya durumuna düşen sanığın uzun bir süre sonra 24.10.2000 tarihinde kendiliğinden Menemen Askerlik Şubesine başvurup eylemine son verdiği, Menemen Askerlik Şubesince 25.10.2000 günü 1 gün yol süresi verilerek Isparta 40ıncı P. Er Eğt. Alayına sevk edildiğinde 26.10.2000 günü saat 24.00e kadar Birliğine katılması gerekirken katılmadığı ve eylemi sürerken 12.09.2004 günü 06.45de Menemende polis tarafından yakalandığı, bu kez Menemen Askerlik Şubesince mevcutlu olarak eğitim merkezine sevk ve teslim edildiği, maddi vakıadır.
Askere gitmek yerine ailesinin geçimini sağlamak için çalıştığını mazeret olarak ileri süren sanığın bu savunmasına, geçim sıkıntısı ve benzeri durumların askerlik hizmetine tercih edilecek bir mazeret niteliğinin bulunmaması ve eylem süresinin uzunluğunun mazeret değerlendirmesi yapmaya uygun olmaması karşısında, Mahkemece itibar olunmamasında bir isabetsizlik görülmemiş ve sanığın aynı yöndeki temyizinin reddine karar verilmiştir.
Sanığın tebligatsız yoklama kaçağı olarak aranırken kendiliğinden askerlik şubesine geldiği 01.03.1994 günü sevk işlemlerine esas olmak üzere son yoklaması yapıldığında aynı zamanda kendisine sevk için tebligat yapılmış olarak addedileceği, bu duruma göre 1111 sayılı Kanunun 43üncü maddesi uyarınca tebligatsız yoklama kaçaklarına tanınması gereken ve sanık yönünden 02.03.1994 günü başlayan 15 gün hazırlık süresinin 16.03.1994 günü sona ereceği, 17.03.1994 gününün sanığın sevk edilmesi gereken tarih olarak saptanması ve sevk günü hariç olarak verilen 3 gün yol süresinin 20.03.1994 günü saat 24.00de sona ereceği nazara alındığında, sanığın 21.03.1994 tarihinden itibaren bakaya suçunu işlemeye başladığının kabulüyle bu tarihin suç başlangıç tarihi olarak belirlenmesi gerekirken, Mahkemece suç başlangıç tarihinin 20.03.1994 olarak kabul edilmesi hatalı ise de, bu hatanın suç vasfına, uygulama ve takdire bir etkisi bulunmadığından, bozma nedeni olarak sayılmamış ve hataya işaretle yetinilmiştir.
Bu nedenle, sanığın 21.03.1994-24.10.2000 tarihleri arasında kendiliğinden gelmekle sona eren ve üç aydan fazla süren bakaya suçunu ve 27.10.2000-12.09.2004 tarihleri arasında yakalanmak suretiyle sona eren kıtaya geç iltihak suretiyle bakaya suçunu işlediği tüm dosya kapsamı elverişli delillerle sabit olup, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçların sübutunu kabulde, suç vasıflarını tayinde, temel cezaların eylem süresinin uzunluğu nazara alınarak artırılarak tayin edilmesinde, temel cezalardan kabul edilen takdiri tahfif sebebiyle indirim yapılmasında ve 5335 sayılı Kanunun 22nci maddesi nazara alınarak kısa süreli hapis cezalarının suç tarihleri itibarıyla belirlenen beher gün karşılıklarına göre uygun şekilde paraya çevrilmesinde, usul ve uygulamada, her iki suç yönünden ASCKnın 47/A ve Ek-8inci maddeleri uyarınca cezanın ertelenmesinin kanuni imkansızlığı nazara alınarak bu yönde bir uygulama yapılmamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, sanığın temyiz nedenlerinin reddine karar verilmiştir.
Ancak, Mahkemece suç tarihinde yürürlükte olan 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uygulanmak yerine, sanık yönünden daha aleyhe sonuç doğuracak olan 5237 sayılı TCKnın 52/4üncü maddesi uyarınca ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine dair karar tesisinde isabet bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi 3üncü fıkrasında Mahkeme gerekli gördüğü takdirde, hükmedeceği para cezasının tayin edeceği sürelerde ve belirli taksitlerle ödenmesine de karar verebilir. Ancak taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsili gerektiğini de kararda gösterir. hükmüne yer verilmiş, anılan maddenin 7nci fıkrasında Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün üç milyon lira sayılmak üzere hapsedilir. şeklinde düzenleme yapılmıştır. Kanunlardaki para cezalarının, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağına ilişkin olan 765 sayılı TCKnın Ek-2nci maddesi ve bu madde hükmünün 647 sayılı Kanunun 5inci maddesindeki miktarlar için de uygulanacağına dair olan Ek-6ncı maddesi uyarınca, 647 sayılı Kanunun 5inci madde 7nci fıkrasında bir gün karşılığı olarak belirlenen 3.000.000.TL tutarı, 2005 yılı itibarıyla 18.YTL olarak belirlenmekle birlikte, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 1inci maddesinde, para cezasının ödenmemesi halinde 1 günün 100.YTL olarak hesaplanacağı öngörülmüştür. Oysa, 5237 sayılı TCKnın 52/4üncü maddesinde öngörülen ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesinin yöntemi 5275 sayılı Kanunun 106/3üncü maddesinde belirtilmiş olup, bu maddeye göre ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezası ödenmezse hükümlü Cumhuriyet savcısının kararıyla ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilecektir. Diğer bir deyişle inceleme konusu 5 ay hapis cezasının karşılığı olan 450.YTL adli para cezası ve 2 ay 15 gün hapis cezasının karşılığı olan 825.YTL adli para cezasının infazı sırasında, örneğin tamamının ödenmemesi durumunda, 647 sayılı Kanunun 5 ve 5275 sayılı Kanunun Geçici 1inci maddesi uyarınca bir gün 100.YTL hesabıyla hükümlü 12 gün hapsedilecek; buna karşın 5237 sayılı TCKnın 52/4 ve 5275 sayılı Kanunun 106/3üncü maddelerine göre hapis süresi paraya çevrilen gün sayısı kadar olacaktır. Görüldüğü gibi, Mahkemenin her iki ceza yönünden ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesinin 5237 sayılı TCKnın 52/4üncü maddesine göre yapılmasına dair kararında sanığın aleyhine olması nedeniyle isabet bulunmadığından, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiş; ancak bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, mahkumiyet hükümlerindeki hatalı olan bu hususlar düzeltilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz nedenlerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin kanun ve madde numarasının yanlış yazılmış olması yönünden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Ancak; bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-H madde ve fıkrası gereğince;
a) Bakaya suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün para cezasının taksitle ödenmesine ve ödenmeme halinde yapılacak işleme dair satırının 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca hükmolunan 5 ay hapisten çevrilme 450.YTL. adli para cezasının aylık 10 eşit taksitte ödenmek üzere taksitlendirilmesine, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline şeklinde düzeltilmesi suretiyle, mahkumiyet hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
a) Geç iltihak suretiyle bakaya suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün para cezasının taksitle ödenmesine ve ödenmeme halinde yapılacak işleme dair satırının 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca hükmolunan 2 ay 15 gün hapisten çevrilme 825.YTL. adli para cezasının aylık 10 eşit taksitte ödenmek üzere taksitlendirilmesine, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline şeklinde düzeltilmesi suretiyle, mahkumiyet hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Tebliğnameye esasta uygun olarak, 17.05.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy