(5271 S. K. m. 2, 147, 149, 150, 191) (1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 62) (353 S. K. m. 217) (Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik m. 7)
Sanığın, 8.12.2003-18.2.2007 tarihleri arasında yakalanmakla sona eren firar suçunu işlediği kabul edilerek ASCK'nın 66/1-a ve TCK'nın 62'nci maddeleri gereğince on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm, sanık savunucusu Av.Y. A. tarafından; sanığın suç kastı ile hareket etmediği, ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; soruşturma evresinde görevlendirilen müdafiinin görevinin iddianamenin kabulü kararı ile sona erdiği, Av. Y.A.'nın kovuşturma evresinde görevlendirilmemesi sebebiyle, hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
353 sayılı Yasanın 217/1'inci maddesi gereğince; öncelikle, hükmü temyiz edenin buna hakkı olup olmadığının belirlenmesi amacı ile yapılan incelemede:
Soruşturma evresinde, sanığın istemi üzerine Ankara Barosunca görevlendirilen Av. Y.A.'nın, kovuşturma evresinde yöntemine uygun olarak görevlendirilmediği halde, mahkemenin çağrısı üzerine duruşmalara katıldığı, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma evresinde sanığın yanında hazır bulunduğu ve en son sanıkla birlikte yüzlerine karşı yapılan 22.3.2007 tarihli duruşmada açıklanan mahkumiyet kararını da, 28.3.2007 tarihinde kayda giren dilekçesi ile süresinde temyiz ettiği, anlaşılmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununun;
2'nci maddesinde: müdafi; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat, soruşturma; kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphenin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre, kovuşturma ise; iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre olarak, tanımlanmıştır.
147'nci maddesinde: şüphelinin veya sanığın, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi sırasında; müdafii seçme hakkının bulunduğunun, onun hukuki yardımından yararlanabileceğinin, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceğinin kendisine bildirileceği, müdafii seçecek durumda olmadığı ve bir müdafii yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafii görevlendirileceği, açıklanmıştır.
191 'inci maddesinde; kovuşturma evresinde de sorgusundan önce bu yöndeki haklarının sanığa bildirileceği, düzenlenmiştir.
149'uncu maddesinde; şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabileceği, 150'nci maddesinde: müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemi halinde kendisine bir müdafi görevlendirileceği ve zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususların çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 156'ncı maddesinde ise: müdafiinin; soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hakimin istemi üzerine; kovuşturma evresinde ise, mahkemenin istemi üzerine baro tarafından görevlendirileceği, açıkça belirtilmiştir.
Adalet Bakanlığınca hazırlanıp 2.3.2007 tarih ve 26450 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 7'nci maddesinde: Müdafii veya vekilin görevinin;
a) Soruşturma evresinde; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi, yetkisizlik veya görevsizlik kararı, kamu davası açılması halinde ise iddianamenin kabulü kararı verilmesi,
b) Kovuşturma evresinde; yargılamanın yapıldığı il veya ilçe dışında yargılamayı gerektirir görevsizlik veya yetkisizlik kararı, esasa ilişkin hükmün kesinleşmesi ya da davanın nakline karar verilmesi,
c) Müdafii, vekil veya kendisine müdafii ya da vekil görevlendirilen kişinin ölmesi,
ç) Kişinin kendisine bir müdafii veya vekil seçmesi hallerinde, sona ereceği açıklanmıştır.
Somut olayda; kovuşturma evresinde de CMK'nın 150'nci maddesi gereğince, önce sanıktan kendisine bir müdafii seçmesinin istenmesi, müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemesi halinde bir müdafii görevlendirilmesi gerekmekte iken bu yola başvurulmadan, soruşturma evresinde görevlendirilen ve esasen iddianamenin kabulüne karar verilmesi ile görevi sona eren Av. Y.A.'nın, sanığın müdafii gibi duruşmaya çağrılması hatalı ise de; mahkemenin çağrısı üzerine anılan avukatın sanıkla birlikte duruşmalara katılması ve sanığın da müdafii istemediğini açıkça söylemeyerek duruşmaya katılan müdafiiye örtülü olarak rıza göstermesi karşısında; mahkemenin hatalı işlemi nedeniyle yanıltılan sanığın, savunma hakkının kısıtlanmaması bakımından ve adil yargılanma hakkının bir gereği olarak Av. Y.A.'nın hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilmiş ve temyiz incelemesine geçilmiştir.
Yapılan incelemede;
8.12.2003 tarihinde izin almaksızın kıtasını terk eden sanığın, 18.2.2007 tarihinde yakalanmakla, belirtilen tarihler arasında hiçbir özüre yer vermeyen firar suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Sanığın, hangi tarihte ne şekilde ele geçirildiğine ilişkin, dosya içerisinde herhangi bir tutanak olmadığı halde; sanığın eyleminin yakalanarak sona erdiğinin kabulü, yasal ve isabetli görülmemiştir. Ceza yargılamasının amacı; maddi gerçeğin her türlü kuşku ve tartışmadan uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulması olup, şüpheli/sanık suçunu itiraf etse bile öz vakıanın araştırılması yasal bir zorunluluktur.
Somut olayda; sanığın ele geçiriliş biçimi ve tarihi her türlü kuşku ve tartışmadan uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulmadan; yetersiz bilgi ve belgeye dayanılarak, eylemin 18.2.2007 tarihinde yakalanmakla son bulduğunun kabul edilmesi isabetli olmadığından; yazılı olduğu şekilde kurulan hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy