(1632 S. K. m. 130) (765 S. K. m. 47) (5237 S. K. m. 62) (647 S. K. m. 6) (353 S. K. m. 87) (5271 S. K. m. 150) (492 S. K. m. 13)
Askeri mahkemece;
1. Sanık R.Y.'nin 21.2.2005 tarihinde askeri eşyayı kasten tahrip etmek suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK'nın 130/1-2, 765 sayılı TCK'nın 47 ve 5237 sayılı TCK'nın 62/1'inci maddeleri uyarınca sonuç olarak 29 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca bu cezanın ertelenmesine, müşahede altında geçirdiği sürelerin mahsubuna, 33.20 YTL tutarındaki hazine zararı ile 11.20 YTL tutarındaki nispi harcın sanıktan tahsiline,
2. Sanık Y.G.'nin eyleminin 477 sayılı Kanunda yer alan nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu oluşturduğu kabul edilerek askeri mahkemenin görevsizliğine, dosyanın sanık hakkında yargılama yapmakla görevli Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Disiplin Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu hükümler;
1. Komutan adına adli müşavir tarafından özetle; Kendini savunamayacak derecede akıl hastası olan R.Y.'ye zorunlu müdafii tayin edilmemesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu, 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesi yerine, lehe olduğu hâlde 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesinin uygulanmamasının hatalı olduğu, lehe kanun uygulamasında karma sistemin tercih edilmesinin yasaya aykırı olduğu. sebepleriyle sanık lehine olarak;
2. Askeri savcı tarafından, özetle; Sanıkların eylemlerinin mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu oluşturduğu sebepleriyle, ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, sanık R.Y.'ye isnat edilen suçun askeri eşyayı çalmak suçunu oluşturması nedeniyle hükmün suç vasfından bozulması; sanık Y.G. hakkındaki görevsizlik kararının onanması yönünde görüş bildirilmiş, sanık R.Y.'ye 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilen bu tebliğnameye cevap verilmemiştir.
İstanbul Deniz İkmal Grup Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olan sanıkların, birlik komutanlığınca yazılan nöbet çizelgesine göre; 21.2.2005 günü 21:00-24:00 saatleri arasında sahil devriye nöbetçisi olarak görevlendirildikleri, aynı devriye güzergâhında fakat ayrı ayrı yerlerde nöbet tutan sanıklardan Dz. Mhfz. Er R.Y.'nin, nöbet esnasında uyumasına sinirlendiği diğer nöbetçi Dz. Mhfz. Er Y.G.'nin tüfeğine takılı olan ve içinde 20 adet mermi olan şarjörünü gizlice alarak denize attığı, nöbet bitiminde kaybolduğuna inanılan şarjörün bütün aramalara rağmen bulunamadığı, ancak ertesi gün sanık Recep'in şarjörü denize attığını söylemesi ve yerini göstermesi üzerine, mıknatısla yapılan arama sonucunda şarjörün denizde bulunarak çıkarıldığı, ancak şarjörde bulunan 20 adet mermi kullanılamaz hâle geldiği için 33.20 YTL hazine zararı oluştuğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Belirtilen bu olay nedeniyle, askeri mahkemece isabetle belirtildiği gibi; sanıklardan Dz. Mhfz. Er Y.G.'nin devriye nöbeti sırasında uyumuş olmasına rağmen, diğer sanığın aynı yerde nöbetçi olması nedeniyle birlik emniyetinin zaafa uğratıldığını söylemenin mümkün olmadığı, bu sanığın şarjörünün diğer sanık tarafından sadece nöbet hizmeti esnasında değil her zaman alınıp denize atılmasının mümkün olduğu, şarjörün uyumasından istifade ile alınarak denize atılmasının suç teşkil eden bir eylem olması nedeniyle nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçu bakımından mazarrat teşkil etmediği, meydana gelen maddi hazine zararı ile sanık Yüce'nin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından; askeri savcının sanıklardan Dz. Mhfz. Er Y.G. hakkındaki suç vasfına yönelik temyiz isteminin reddi ile hukuka uygun bulunan görevsizlik kararının onanmasına karar verilmiştir.
Bu oluş şekline göre sanık Recep'in, ifadesine göre daha önceki nöbetlerinde de uyuduğu için muğber olduğu ve olay günü de yine uyuduğu için sinirlendiği diğer sanık Y.G.'nin mağdur olması için onun tüfeğine takılı şarjörü çıkarıp denize attığı anlaşılmaktadır. Sanığın, söz konusu şarjör ve mermileri kullanmak ya da faydalanmak gibi bir kastı olmayıp; arkadaşının zarar görmesine yönelik olarak, ancak askeri eşya olduğunu bildiği şarjörü, içindeki mermilerle birlikte denize atmak suretiyle kullanılmaz hâle getirdiği anlaşıldığından; askeri mahkemece eyleminin, askeri eşyayı kasten tahrip etmek suçunu oluşturduğunu kabulde bir isabetsizlik bulunmadığından, sanığın eyleminin, mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu oluşturacağına ilişkin askeri savcının temyiz sebebinde isabet görülmediği gibi, suç vasfının askeri eşyayı çalmak suçunu oluşturacağına ilişkin tebliğnamede yazılı görüşe de itibar olunmamıştır.
Suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 353 sayılı Kanunun 87'nci maddesinde, sanığın kendisini savunamayacak derecede beden ve akılca sakat bulunması hâlinde ve müdafii de bulunmazsa askeri mahkemece kendisine bir müdafii tutulabileceği hükmü bulunmakta iken; 29.6.2006 gün 5530 sayılı Kanunun 62'nci maddesi ile bu hüküm yürürlükten kaldırılmış ve askeri mahkemelerde de uygulanacak 5271 sayılı Kanunun 150'nci maddesi ile şüpheli ve sanığın kendisini savunamayacak derecede malûl olması ve bir müdafii de bulunmaması hâlinde istemi aranmaksızın mahkemece kendisine bir müdafii görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda, askeri mahkemece usulüne uygun olarak müşahedesine karar verilen ve 17.5.2005-18.5.2005 tarihleri arasında müşahede altında tutulan sanığın, müşahedesi sonucu düzenlenen adli raporda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanunun 47'nci maddesinden yararlanabileceği belirtilmiş ise de; bu adli raporda sanığın mevcut durumunun normal olduğunun, ancak suç tarihlerinde cezai ehliyetini etkileyecek bir akıl ve ruh hastalığı olduğu, şuur ve hareket serbestisinin tam olmadığı tıbbi kanısı belirtilmiş, sanık hakkında düzenlenen sağlık raporunda da suç tarihlerinde ve hâlen askerliğe elverişli olduğu tespit edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında sanığın, askeri mahkeme huzurunda yüklenen suçla ilgili mantıklı savunma yaptığı, duruşma tutanağına herhangi bir olumsuzluğunun yansıtılmadığı, kendisini savunamayacak derecede akıl hastası olduğuna dair bir tespitin bulunmadığı, adli raporda belirtilen ve sadece suç tarihi itibarıyla cezadan indirim sebebi olan 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesinden yararlanabileceğinin belirtilmiş olmasının, sanığın 353 sayılı Kanunun 87'nci maddesi anlamında akıl hastası olduğuna delâlet etmeyeceği sonucuna ulaşıldığından; adli müşavir tarafından ileri sürülen kendini savunamayacak derecede akıl hastası olan R.Y.'ye zorunlu müdafii tayin edilmemesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğuna yönelik temyiz sebebi de kabule değer bulunmamıştır.
Ancak, sanık hakkında Kasımpaşa Deniz Hastanesi Sağlık Kurulunun 18.5.2005 gün ve 1303 sayılı raporuyla geçirilmiş anksiyete bozukluğu tanısı konarak suç tarihlerinde ve gözlem tarihinde askerliğe elverişli olduğu belirlenmiş ve aynı hastanede müşahedesi sonucu düzenlenen adli raporda suç tarihinde ceza ehliyetinin tam olmadığı ve ceza ehliyetini etkileyecek nitelikte bir akıl ve ruh hastalığı bulunduğundan, 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesinden yararlandırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu tespit doğrultusunda mahkemece, sanık hakkında 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesi uyarınca cezada indirim yapılmış ise de;
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesinde akıl hastalığı konusu farklı şekilde düzenlenip, 1'inci fıkrada işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiler arasında ceza sorumluluğu bakımından fark gözetilmemiş; ayrıca sözü edilen maddenin 2'nci fıkrasıyla Türk Ceza Hukukuna önemli bir yenilik getirilerek, 1'inci fıkrada yazılı derecede olmayan yani algılama ve irade yeteneğini tamamen kaldırmayan veya bunları önemli derecede azaltmayan akıl sağlığındaki ve bilinçteki bozukluk nedeniyle, işlediği fiilin haksız niteliğini tam olarak değerlendiremeyen failler hakkında ceza indirimi ya da ceza süresi kadar güvenlik tedbiri uygulaması öngörülmüştür.
Ancak, askeri mahkemece 18.7.2005 tarihinde (5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesinden sonra) hüküm kurulur iken; mülga 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesi uyarınca 2/3 oranında indirim yapılmış ise de; hangi nedenle 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesi uyarınca bir uygulama yapılmadığı hususuna hükmün gerekçesinde yer verilmemiştir. Cezadan yapılacak indirim oranına göre 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesi, 5237 sayılı Kanunun 32/2'nci maddesinden daha lehe olmakla birlikte, sanığın suç tarihlerindeki akli durumunun 5237 sayılı TCK'nın 32/1 veya 2'nci maddesi kapsamında değerlendirilmediği görülmüştür. Askeri mahkemece, mülga 765 sayılı Kanunun 47 ve 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddelerinden hangisinin sanığın lehinde olduğunun tartışılması ve hangi nedenle mülga TCK'nın 47'nci maddesinin uygulanmaya esas alındığının hükmün gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmesi için sanığın durumunun 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesi kapsamında araştırılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinden hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sebebinin yanında, 30.12.2004 tarihli 5281 sayılı Kanunun 43'üncü maddesiyle değişik 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/a maddesi gereğince, 2005 yılı itibariyle 50 YTL'nin altındaki hazine zararı için nispi harca hükmedilemeyeceği belirtildiğinden, bu istisna miktarının altında kalan 33.20 YTL tutarındaki hazine zararı nedeniyle nispi harca hükmedilmesi yönündeki uygulamanın yasaya aykırı olduğuna da işaret edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy