(1632 S. K. m. 84) (211 S. K. m. 26, 27) (353 S. K. m. 17) (AYİBK 23.03.1956 T. 1956/3231 E. 1956/32 K.)
Askeri mahkemece; sanığın, 5.12.2003 tarihinde yalan yere usulsüz şikayet suçunu işlediği kabul edilerek ASCK'nın 84/2'nci maddesi uygulanıp sonuç olarak 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından hükmün usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek temyiz edildiği, dava konusu dilekçeyi imzalamış olan sivil şahsın aşamalardaki ifadelerinin tutarsızlığı, sanığın şikayet eden konumunda olmaması nedeniyle hükmün sübut yönünden bozulmasına dair görüş içeren tebliğnamenin beyan ettiği adresini terk eden sanığa tebliğ edilemediği, anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede;
Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığının 13.10.2003 tarih ve 2003/76 sayılı iddianamesiyle Bitlis-Hizan yol ayrımı jandarma kontrol noktasında görevli olan sanıklar J.Bçvş. Ö.K. ve 4 J. Uzm. Çavuşun 2002 yılında kontrol noktasına kaçak orman emvali yüklü olarak gelen araçlardan araç başına 50.000.000.TL alarak yasal işlem yapmamak üzere suç örgütü kurdukları, sivil şahıs korucu İ.S.nin araç sahibi ilgililerden rüşvet parasını tahsil ederek jandarma görevlilerine verme hususunda suç örgütüne katıldığı, sivil şahıslar G.İ. ve diğerlerinin 2002-2003 yıllarında birçok kez Bitlis köylerinden aldıkları kaçak orman emvalini söz konusu kontrol noktasında rüşvet vererek Bitlis şehir merkezine soktukları, 3.10.2003 günü sanık G. İ.nin Bitlis'te kaçak orman emvali yüklü aracı kullanırken yakalandığı ve belirtilen eylemleri teferruatıyla anlattığı, bu suretle sanıkların suç işlemek için örgüt kurmak, rüşvet almak, rüşvet vermek suçlarını işledikleri ileri sürülerek Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı, bu dava nedeniyle J.Bçvş. Ö.K. ve 4 J. Uzm. Çavuş ile sivil şahıslar G. İ. ve diğerlerinin 4.10.2003 tarihinde tutuklandıkları, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinde 12.11.2003 tarihinde yapılan ilk duruşmada tahliye edildikleri,
Sivil şahıs G.İ. isim ve imzasıyla bilgisayarda yazılmış, Adalet Bakanlığına hitap eden ve dağıtım bölümünde 8 ayrı kuruma daha gönderildiği belirtilen 5.12.2003 tarihli bir şikayet dilekçesinin posta ile Adalet Bakanlığına ulaştığı, dilekçede, Bitlis İl J.Merkez Karakol K.Bçvş. S.nin kendisini çağırarak yol kontrol noktasında görev yapan panzerci başçavuş ve arkadaşları hakkında bir komplo hazırladığını, aracındaki kaçak orman emvali için düzmece bir yakalama tertipleyeceğini, istediği gibi ifade verirse kaçakçılığa engel olan panzerci başçavuş (J.Bçvş. Ö.K.) ve uzmanların görev yerlerinin değişmesini sağlayacağını, bunlar aleyhine ifade vermesi halinde para ve maaşlı koruculuk sağlayacağını teklif ettiği, teklifi kabul ettiğini, anlaştıkları üzere kaçak odun yüklü kamyonunun petrol istasyonunda durdurulup Bçvş.S. tarafından yakalandığını, karakola götürüldüğünde önüne bir ifade konarak bunu sabaha kadar ezberle dediklerini, dayatılan ifadeyi kabul etmediği için işkenceye maruz kaldığını, sivil istihbaratçılar ile Bçvş.S., İl Mrk.J.Komutanı olan Yüzbaşı ve M. Uzman tarafından ifadeyi kabul etmesi için baskı yapıldığını, yapılan fiziki işkence sonucu ifadeyi imzaladığını, ifadeyi savcılık ve hakim huzurunda da tekrarlaması için tehdit ve baskıya maruz kaldığını, ezberlettikleri ifadeyi savcı ve tutuklama için sevk edildiği hakim huzurunda da tekrarladığını, bu ifadelerin doğru olmadığını duruşmada açıkladığını, kendisine işkence yapan başta Bçvş.S.olmak üzere diğer görevlilerden şikayetçi olduğunu belirttiği,
Adalet Bakanlığına ulaşan dilekçenin gereğinin yapılması için Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine, Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı tarafından ifadesine başvurulan sivil şahıs G.İnin 16.2.2004 tarihli ifadesinde, dilekçedeki imzanın kendisine ait olduğunu, dilekçe içeriğinin bir kısmı doğru olmakla birlikte çoğunun yalan olduğunu, dilekçeyi kendisinin yazmayıp aynı soruşturmada rüşvet almak suçundan yargılanan Bçvş. Ö.K.'nin hazırlanmış olarak getirip imzalamasını istediğini, dilekçede ne yazdığını sorduğunda S.Bçvş. hakkında şikayette bulunurlarsa kendilerini kurtarabileceklerini söylediğini, davadan kurtulmak için dilekçeyi imzaladığını, Bçvş.Ö.K.nin dilekçeyi postaya verdiğini, 3.10.2003 günü kaçak odun nedeniyle yakalandığını, jandarmaya rüşvet vermediğini, jandarmadaki ifadesinin baskı ile alınıp H.Yüzbaşı tarafından kafasına sopayla vurulduğunu, Bçvş.Süleyman'ın da aileni karakola çekerim diye tehdit ettiğini, gördüğü baskı ve tehdit nedeniyle jandarma ifadesini savcılık ve hakim önünde de tekrarladığını, cezaevine girince dilekçe yazarak ifadelerini inkar ettiğini, dilekçedeki diğer hususların doğru olmadığını beyan ettiği,
Sivil şahıs G.İ.'nin 16.02.2004 tarihli ifadesi üzerine G.İ. ve Ö.K. hakkında iftira suçundan, İl Mrk.Krk.K.S.Y. ve İl Mrk.J.K. Yzb.H.D. hakkında cürmü söyletmek için fena muamelede bulunmak suçundan soruşturma başlatıldığı,
Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığının 2.3.2004 tarih ve 2004/3 sayılı Kararıyla sanık Bçvş. Ö.K.nin üstleri olan Bçvş. S.Y. ve Yzb. H.D. hakkında iftirada bulunmak suçunu işlediği ve bu suçun ASCK'nın 84/1'inci maddesine uyduğu belirtilerek görevsizlik Kararı verildiği,
Sanık hakkında doğru olmadığını bildiği iddialarla hazırladığı dilekçeyi sivil şahıs G.İ.'ye imzalatmak ve bu dilekçeyi Adalet Bakanlığına posta kanalıyla göndermek suretiyle ASCK'nın 84/2'nci maddesinde yazılı yalan yere usulsüz şikayet suçunu işlediği ileri sürülerek açılan kamu davası sonunda, askeri mahkemece, cahil olduğunu ifade eden G.İ.nin dava konusu dilekçedeki gibi düzgün ifadeler kullanmasının mümkün olmaması karşısında ifadesinin samimi olduğu kanaatine varılıp dilekçeyi kendisinin hazırlamadığını söyleyen sanığın savunmasına itibar olunmayarak yalan yere usulsüz şikayet suçunu işlediğinin kabulü ile yazılı olduğu şekilde mahkûmiyet hükmü tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, ASCK'nın 84'üncü maddesinin birinci fıkrasında, doğru olmadığını bildiği iddialarla şikayete kalkışmak eylemi için ceza öngörülmüş; ikinci fıkrasında, yalan yere yani doğru olmadığı bilinen iddialarla yapılan şikayetin, taaddüt etmesi veyahut musırran vaki olması ve şikayet için muayyen usul ve yollardan ayrılınması veyahut şikayetin muayyen müddetlerden sonra yapılması hali yaptırıma bağlanmıştır. 84'üncü maddedeki şikayet genel ve mutlak bir anlamda olmayıp, maddede sözü edilen şikayetin İç Hizmet Kanununda şikayetler konusunda yapılmış düzenleme ile sınırlı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. TSK İç Hizmet Kanun'unun 26'ncı maddesinde; her askerin, gerek hizmete ve gerek zati işlerine ait kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu hak ve salahiyetlerin herhangi bir surette haksız olarak ihlal edilmesi veya ihlal edildiğini zannetmesi halinde şikayet etmek hakkını haiz olduğu; 27'nci maddesinde; şikayetin söz veya yazı ile en yakın amire yapılacağı, eğer bu amirden şikayet olunacaksa bir üst derecedeki amire yapılacağı ve bunun gibi her şikayet edilen amirin geçileceği belirtilmiştir. Buna göre 84'üncü maddenin 1'inci fıkrasında doğru olmadığı bilinen iddialarla TSK İç Hizmet Kanun'undaki usule uygun olarak yapılan şikayetler, 2'nci fıkrasında ise doğru olmadığı bilinen iddialarla Kanunda belirtilen usule uygun olmayan şekilde yapılan şikayetler yaptırıma bağlanmış bulunmaktadır.
Öte yandan, Askeri Yargıtay içtihatlarıyla; askeri hiyerarşiye dahil olan makamlara doğru olmadığı bilinen iddialarla şikayet yapılırken öngörülen usule uyulmaması, usulsüz şikayet olarak kabul edilmekte; buna karşılık, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık veya bakanlıklar gibi makamlara şikayette bulunulması, ASCK'nın 84'üncü maddesi kapsamında usulsüz şikayet olarak kabul edilmemektedir. (As. Yrg. Gnl. Krl. nun 31.8.1936 tarih ve 1936/537-1093 sayılı, As. Yrg. 1. Dairesinin 31.12.1956 tarih ve 1956/3980-4492 sayılı, 25.7.2006 tarih ve 2006/1208-1205 sayılı kararları)
Diğer taraftan, ASCK'nun 84'üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için; seçimlik hareketlerden birinin işlenmesi ve şikayet konularının tümünün yalan olduğunun anlaşılmasının yanı sıra, bunların yalan veya asılsız olduklarının şikayet anında sanık tarafından bilinmesi gerekmektedir. Yerleşik Askeri Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere, şikayete konu olan hususların bir kısmının doğru olduğunun ve sanığın geriye kalan isnatların yalan olduğunu bildiğinin ortaya konamadığı durumlarda atılı suç oluşmamaktadır. (Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 23.3.1956 tarih ve 1956/3231-32 E.K sayılı kararı ile As. Yrg.1.D.nin 4.5.1983 tarih ve 1983/420-399, 2.D.nin 18.2.1987 tarih ve 1987/92-75, 3.D.nin 23.11.1993 tarih ve 1993/576-573, 4.D.nin 29.11.1994 tarih ve 1994/575-574, l.D.nin 19.2.1997 tarih ve 1997/131-128 E.K sayılı kararları)
Somut olayda, sanığın velev ki dava konusu şikayet dilekçesini kendisi hazırlayarak G.İ. ye imzalatıp Adalet Bakanlığına gönderdiğinin sabit kabul edilmesi halinde dahi, sanığın TSK. İç Hizmet Kanun'unda belirtilen askeri hiyerarşiye dahil olan makamlara şikayet yapmak şeklinde bir eylemi söz konusu olmayıp, dolayısıyla mevzuatın öngördüğü usule uyulmayarak yapılmış bir şikayetten söz edilemeyeceği, eylemin sabit kabul edilmesi halinde dahi ASCK'nın 84'üncü maddesinde unsurları gösterilen suçun oluşmayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Askeri mahkemece, konunun bu yönü ve görev hususu tartışılmadan tesis olunan mahkûmiyet hükmünde isabet bulunmamaktadır.
Sanığın 28.02.2005 tarihinde sicil yolu ile TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olması nazara alınarak yapılan incelemede, adı geçene yüklenen ve bir askeri suç olan yalan yere usulsüz şikayet suçunun oluşmamasına karşın, Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava ile G.İ. hakkında iftira suçundan dolayı yapılan soruşturma ve İl Mrk.Krk.K.S.Y. ve İl Mrk.J.K. Yzb.H.D. hakkında cürmü söyletmek için fena muamelede bulunmak suçundan dolayı yapılan soruşturma sonucu da takip edilip, sanığa yüklenen eylemin bir askeri suç olmayan iftira suçu kapsamında irdelenip değerlendirilmesi gerektiğinden ve 353 sayılı Kanun'un 17'nci maddesi uyarınca Türk Ceza Kanun'unda unsur ve cezası gösterilen bu suça bakmak konusunda askeri mahkemede yargılama ilgisinin kesildiği nazara alınarak, sanık hakkında tekevvünü halinde iftira suçunu oluşturacak yüklenen eylem hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, aksi kabulle yazılı olduğu şekilde tesis olunan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy