(1632 S. K. m. 91) (765 S. K. m. 59) (353 S. K. m. 243) (1412 S. K. m. 343) (5271 S. K. m. 309, 310) (YİBK 26.10.1932 T. 1932/29 E. 1932/12 K.) (YİBK 20.05.1957 T. 1953/5 E. 1957/13 K.) (YCGK 10.12.1990 T. 1990/4-305 E. 1990/328 K.) (YCGK 25.06.1996 T. 1996/6-145 E. 1996/157 K.) (YCGK 28.04.1986 T. 1986/6-35 E. 1986/278 K.) (4. CD. 27.03.1992 T. 1992/1407 E. 1992/2211 K.)
7'nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 15.6.2001 tarih ve 2001/249-573 sayılı hükmü ile terhisli J.Komd.Onb. Ş.K.'nin 25.5.1999 tarihinde Ord.Astsb.Çvş. H.Ö. (1996-98)'ye yönelik olarak üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCK'nın 91/1 (az vahim hal cümlesi) ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince sonuç olarak beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; hükümlüye 3.12.2001 tarihinde tebliğ edilen bu hükümle ilgili olarak sanığın vekaletini üstlenen Av. A.K. tarafından 14.12.2001 tarihinde Nevşehir Asliye Ceza Mahkemesi Hakimine havale ettirilen bir dilekçeyle temyiz isteminde bulunulması üzerine, 7'nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 26.12.2001 tarih ve 2001/586 Müt. sayılı duruşmasız işlere dair kararıyla kanuni süresi dışında yapılan temyiz isteminin reddine karar verilmesi ve itirazı kabil bu karara karşı sanık ve müdafiin itiraz başvurusu yapmamalarının ardından, mahkumiyet hükmüne 11.12.2001 tarihinde kesinleştiğine dair 1.7.2003 tarihinde şerh verilerek infazı için yazı yazıldığı, bu suretle mahkumiyet hükmünün Askeri Yargıtayda incelenmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Milli Savunma Bakanının kanun yararına bozma isteminde Hükümlünün 25.5.1999 tarihinde görev dönüşü girdiği banyodan çıkarılmak istenmesine karşı gelmesi nedeniyle durum kendisine bildirilen mutfak nöbetçi astsubayı Ord.Astsb.Çvş. H.E.'nin banyoya gelerek niçin banyodan çıkılmadığını sorduğu esnada, hükümlünün mağdura doğru yürüyerek bir yumruk salladığı, ancak araya girenlerin engellemesi nedeniyle bu yumruğun mağdura isabet etmediği şeklinde gerçekleşen ve maddi vakıa olarak Askeri Mahkemece de aynen kabul edilen olayda,
Askeri Mahkemece, soruşturma ve kovuşturma sırasında mağdur astsubayın olay anında üzerinde rütbesini gösterir üniforma ve işaretinin bulunmadığına yönelik iddialar konusunda bir değerlendirmede bulunulmadığı, halbuki olay tanıklarının mağdurun banyoya üzerinde haki fanila olduğu halde geldiğini, rütbesinin bulunmadığını, astsubayın kendi birliklerinden olmadığını söyledikleri, mağdurun da ifadesinde, banyoya fanila ile gelmekle birlikte kolunda nöbetçi subay kolluğu ve belinde palaskaya takılı tabancasının olduğunu beyan ettiği, dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde hükümlünün suç tarihinde mağdurun kendisinin üstü olduğunu bildiğine dair şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı kanaatine ulaşıldığı, halbuki ASCK'nın 91inci maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için sanığın üstü olduğu kendisince malum bir şahsa karşı eylemi gerçekleştirmiş olması gerektiği halde dava konusu olayda bu unsur şüpheli kaldığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince hükümlünün mahkumiyeti cihetine gidilmemesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğu belirtilerek mahkumiyet hükmünün bozulması talep edilmiştir.
Kanun yararına bozulması istenilen mahkumiyet hükmünün gerekçesinde, iddia özetlendikten sonra deliller ve münakaşası başlığı altında, sanığın sorgu ve savunmaları ile birlikte tanıkların beyanları, vaka kanaat raporu, olay tespit tutanağı ve dosyada mevcut bil cümle yazılı bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Mardin J.Özl.Hrk.Grp.K.lığı emrinde görevli olan sanığın olay günü görev dönüşünde birlikte görev yaptığı arkadaşlarıyla Tugay Kh.Bölüğüne ait banyoda kendi banyo saatleri olmadığı halde banyo yaparlarken, banyoyu boşaltmaları için banyo görevlisinin yaptığı ikaza uymamalarının ardından durum kendisine bildirilen mutfak nöbetçi subayı Astsb. H.O.'nün banyoya geldiği, orada bulunan askerlere banyoyu boşaltmalarını emrettiği, mağdurun niye banyodan çıkılmadığını sorduğu sırada sanığın üstü olan mağdura karşı yürüyerek bir yumruk sallamak suretiyle fiili taarruzda bulunmak istediği, fakat araya girenlerce sanığın yumruğunun engellenerek mağdura gelmediği, böylece sanığın üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlediği yönünde vicdani kanıya varıldığından eylemine uyan ASCK'nın 91/1'inci maddesinin az vahim hal fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği belirtilmiş ve az vahim hal cümlesinden ve asgari hadden ceza uygulaması ile cezadan takdiri indirim gerekçeleri açıklanmıştır.
Milli Savunma Bakanınca ileri sürülen kanun yararına bozma istemi, delillerin değerlendirilmesinde ve takdirinde hataya düşüldüğünden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulması yönündedir.
İncelemenin bu aşamasında kanun yararına bozma müessesesinin konumuzla ilgili hüküm ve kuralları incelendiğinde;
Bilindiği gibi, öğretide olağanüstü temyiz denilen ve mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun 343'üncü maddesinde yazılı emir adı ile yer verilip, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 ve 310'uncu maddelerinde kanun yararına bozma adıyla yeniden düzenlenen bu olağanüstü yasa yolu, 353 sayılı Kanun'un 243'üncü maddesinde de mülga CMUK'un 343'üncü maddesiyle aynı doğrultuda düzenlenmiş idi.
Çağdaş hukukta egemen olan gelişmelerden hareketle hazırlanarak yürürlüğe giren, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 4.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerinin, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununu da etkilemesi nazara alınarak hazırlanan ve 353 sayılı Kanunda köklü değişiklikler yapan 5530 sayılı Kanunla, 353 sayılı Kanun'un yazılı emir konusunu düzenleyen 243'üncü maddesi tamamıyla değiştirilerek, 5271 sayılı CMK'nın kanun yararına bozma başlıklı 309'uncu maddesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması başlıklı 310'uncu maddesi hükümleri, 353 sayılı Kanun'un sözü edilen 243'üncü maddesinde bir arada CMK ile aynı doğrultuda yeniden düzenlenmiştir.
29.6.2006 tarihli ve 5530 sayılı Kanun'un Hükümet Tasarısı gerekçesinde, Düzenleme ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 ve 310'uncu maddelerine paralel değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda;
1. Madde başlığı, düzenlemenin içeriğine uygun olarak değiştirilmekte,
2. Davanın esasını çözen hükümlere ilişkin kanun yararına bozmanın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyeceğine dair kurala istisna getirilmekte ve bozmanın, savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğurmuş usul işlemlerine ilişkin olması halinde, kararı veren hakim veya mahkemenin yeniden yargılama yapıp önceki mahkumiyetten daha ağır olmamak koşuluyla yargılama sonucuna göre hüküm kuracağı öngörülmekte,
3. Milli Savunma Bakanının başvuruda bulunduğu haller hariç olmak ve bir mahkumiyet hükmünün içerdiği cezanın kaldırılması veya hükümlüye daha hafif bir cezanın verilmesi gerektiği hallerle sınırlı olmak üzere, Askeri Yargıtay Başsavcısına da kanun yararına olarak Askeri Yargıtaya resen başvurabilme yetkisi getirilmektedir. şeklinde açıklama yapılmıştır.
Kanun yararına bozma, Askeri Yargıtay (Yargıtay) denetiminden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerin, hukuka aykırılık yönünden Askeri Yargıtayca (Yargıtayca) denetlenmesi için, kural olarak Milli Savunma Bakanınca (Adalet Bakanınca) ve istisnaen Askeri Yargıtay Başsavcısınca (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca) başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur.
Kanun yararına bozma, yazılı emir müessesesi ile ilgili hükümlerde olduğu gibi, karar ve hükümlerde hukuka aykırılık hallerinde söz konusu olup, bozma isteminde yasal nedenlerin mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Öte yandan, Askeri Yargıtay, inceleme sırasında, kanun yararına bozma isteminde belirtilen nedenlerle bağlı olup, ileri sürülen nedenlerin dışına çıkarak gördüğü diğer yasaya aykırılıkları bozma nedeni yapması olanağı bulunmamaktadır.
CMK'nın 309'uncu maddesine ilişkin Hükümet Tasarısı madde gerekçesinde, Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddi hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir. Böylece Kanun'un eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır. denilmiştir.
Yazılı emir müessesesi ile ilgili kararlar irdelendiğinde de, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ve esas ve hükme etkili olan usul hatalarının bozma konusu yapılabileceğinde uyum ve kararlılık bulunduğu gözlenmektedir. (Yargıtayın 26.10.1932 tarih ve 1932/29-12 sayılı ve 20.5.1957 tarih 1953/5 Esas 1957/13 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Umumi Heyet kararları, CGK. 15.10.1984 tarih 7/45-314 sayılı, CGK. 3.11.1986 tarih 9/275-488 sayılı, CGK. 10.12.1990 tarih 4/305-328 sayılı, CGK. 25.6.1996 tarih ve 1996/145-157 sayılı, As. Yrg. Drl .Krl. 30.3.1995 tarih ve 1995/34-35 sayılı kararları)
Öte yandan, yazılı emir yolu, yasaların bir örnek ve eşit uygulanması amacını, kesin hüküm dokunulmazlığına üstün tutan, bu yüzden de çarpıcı hukuki aykırılıkları konu edinen olağanüstü ve sıra dışı bir yasa yolu olup, kanuna muhalefet halinin ciddi boyutlara varması gerektiği, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğü ileri sürülerek yazılı emir yoluna başvurma olanağı bulunmadığı, uyum ve kararlılık gösteren yargı kararlarıyla yerleşmiş bir uygulama haline gelmiştir. Bu cümleden olarak;
- Fiilin sübutu yönünden delillerin takdiri noktasından yazılı emir isteminin dinlenmemesi gerekir. Yazılı emrin, sübutun takdiri konusunda işletilmesi sakıncalar doğurur. (Yargıtay 2.CD. 9.3.1963 tarih ve 1830/ 2325 sayılı kararı)
- CMUK'un 307 ve 308'inci maddelerinin kapsadığı her yasaya aykırılık nedeninin yazılı emir yoluna konu edilebileceği kabul edilemez. Yazılı emre başvurulabilmesi için yasaya aykırılığın çok ciddi olması gerekir. Erteleme gibi kabul edip etmemek mahkemenin takdirine bağlı istekler hakkında verilen karar yazılı emre konu olamaz. (Yargıtay CGK. 8.4.1985 tarih 4/453-201 sayılı kararı)
- 26.10.1932 tarih ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kanuna aykırılık halleri açıklanmış ve bunların uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarından ibaret olduğu belirtilmiştir. Olayla ilgili tüm deliller toplanıp değerlendirmesi yapıldıktan sonra verilen ve Yargıtayca incelenmeksizin kesinleşen beraat hükmüne ilişkin olarak, takdirde hataya düşüldüğünden ve eksik soruşturma ile hüküm kurulduğundan bahisle yazılı emir yoluna başvurma imkanı yoktur. (Yargıtay CGK. 25.1.1988 tarih 2/94-171 sayılı kararı; Yargıtay CGK. 28.4.1986 tarih 6/35-278 sayılı kararı)
- Gerek yargılama yasası ve gerek maddi hukuk kurallarına aykırılık hallerinde yazılı emir yoluna başvurulabilmesi olanaklı olmakla beraber, hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı bu yola gidilemeyeceği Yargıtayın yerleşmiş görüşüdür. Yazılı emir kesinleşen hükümlere karşı gidilebilen bir yasa yolu olduğundan, takdire yönelik işlemler yazılı emir konusu sayılırsa, kesin hüküm müessesesi yara alır, böyle bir duruma yol açmak yargılama yasasına kesin aykırıdır. (Yargıtay CGK. 10.12.1990 tarih 4/305-328 sayılı kararı)
- Olayla ilgili tüm deliller toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen ve Askeri Yargıtayca incelenmeksizin kesinleşen mahkumiyet hükmüne karşı delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünden bahisle yazılı emirle bozma yoluna gidilemez. (As. Yrg. Drl. Krl. 27.12.1990 tarih ve 1990/156-152 sayılı kararı)
- İncelenen dosyada, tüm kanıtların toplanıp takdir, tercih ve değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen ve yasa yollarına başvurulmaksızın kesinleşen beraat ve tayin olunan cezanın ortadan kaldırılmasına ilişkin hükümde, kanıtların takdirinde hataya düşüldüğünden ve cezanın ortadan kaldırılmasının yasaya aykırı olduğundan bahisle yazılı emir yoluna başvurma olanağı yoktur. Çünkü ortada yasaya aykırılık hali bulunmamaktadır. Mevcut kanıtların farklı değerlendirilmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık hali söz konusudur. Bu nedenle yazılı emir yolu ile inceleme yapılması mümkün değildir. (Yargıtay CGK. 18.2.1991 tarih 4/10-45 sayılı kararı)
- Gerekçe, kanıtların irdelenmesi gibi maddi olguların değerlendirilmesiyle ilgili konular yazılı emirle bozmanın kapsamı dışındadır. Yargıtayın hukuki sorunlarla ilgili bozma yetkisi de olağan temyiz yoluna oranla çok sınırlıdır. (Yargıtay 4.CD. 27.3.1992 tarih ve 1407-2211 sayılı kararı)
- Yazılı emrin konusunu dosyadaki kanıtların sanığa yüklenen suçun sübutuna yeterli olup olmadığı hususu oluşturmaktadır. Yazılı emrin konusu hukuka aykırılıkların giderilmesi olunca; ayrıntıları 26.10.1932 tarih ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Ceza Genel Kurulunun 28.4.1986 tarih ve 35/278 sayılı kararında, kanuna aykırılık halleri açıklanmış ve bunların uygulamadaki yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarından ibaret olduğu belirtilmiştir. İnceleme konusu davada olduğu gibi olayla ilgili tüm kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen mahkumiyet kararına ilişkin olarak kanıtların takdir ve tercihinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle yazılı emir yoluna başvurma olanağı yoktur. (Yargıtay CGK. 25.10.1993 tarih 1/260-281 sayılı kararı)
- Ancak yazılı emir kurumunun yasamızda yer almasının nedeni CMUK'un 343'üncü maddesinin gerekçesinde; kamu yararı, mahkemelerin dikkatini çekmek ve mağduriyetleri önlemek olarak açıklandığından, esası etkilemeyecek boyuttaki usul hataları nedeni ile kararın bozulması bu amaca ve kesin hüküm kavramına aykırı olacağından, bozmanın kapsamını işin esasına etkili usule aykırılık ölçüsü ile sınırlamak gerekir. (As. Yrg. Drl. Krl. 30.3.1995 tarih ve 1995/34-35 sayılı kararı)
- Olağanüstü bir yasa yolu olan yazılı emirle bozma müessesesinin konusunu oluşturabilen yasaya aykırılık halleri, kurumun doğal gereği olarak, olağan yasa yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulmak suretiyle kesin hükmün otoritesi korunmuş olur. Somut olayda yazılı emirle bozma istemine konu olan sorgunun CMUK'un 135'inci maddesine uygun biçimde yapılmaması olağan yasa yolu olan temyizde usulü bir bozma nedeni olarak kabul edildiği halde, olağanüstü yasa yolu olan yazılı emirle bozmada korunması gereken kesin hükmün otoritesi nedeniyle bozma nedeni oluşturamaz. Sözü edilen aykırılık, hükmün esasına tam ve doğrudan doğruya etkili, kesin hükmün otoritesini kaldıracak bir usul aykırılığı niteliğinde görülmediğinden, bozma isteğinin reddine karar verilmelidir. (Yargıtay CGK. 25.6.1996 tarih 145/157 sayılı kararı)
- Elbette ki mahkemece yapılan her türlü kabul, değerlendirme ve uygulamanın olağan temyiz incelemesinde, Yargıtayca dikkate alınıp her yönüyle inceleneceği tabi olmakla beraber, olağanüstü bir yargı yolu olan yazılı emir yoluyla yapılan incelemenin kanunla çizilen sınırlar içerisinde yapılabileceği ve bu incelemenin mahkemelerin delil değerlendirmelerini hele kast unsuruna ilişkin değerlendirmeleri kapsamadığı da yasal bir gerçektir. Diğer bir deyişle mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi sonucu varılan hukuki gerçeğin, sırf bu değerlendirmedeki hata nedeniyle yazılı emir yoluyla ortadan kaldırılmasına kanun müsaade etmemiş ve uygulama da bu yolda gelişmiştir. (As. Yrg. Drl. Krl. 27.12.1990 tarih ve 1990/156-157 ve 9.5.1996 tarih ve 1996/74-69 sayılı kararları)
şeklinde kararlar tesis edildiği görülmektedir.
Yukarda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, 353 sayılı Kanun'un 243'üncü maddesinde 5271 sayılı CMK hükümleri paralelinde yeniden düzenlenen ve yazılı emir ile bozmanın yerini alan kanun yararına bozmaya ilişkin hüküm ve kuralların bir olağanüstü temyiz yolu olan müessesede esasta büyük değişiklik yaratmadığı, yazılı emirle bozma yönünden yargı kararlarıyla yerleşen uygulama ve öğretideki görüşlere yeni metinde yer verildiği, sadece davanın esasını çözen hükümlerden olan mahkumiyet hükümlerine ilişkin olarak yargılamanın tekrarlanması yasağına istisna getirilerek, bozmanın savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğurmuş usul işlemlerine ilişkin olması halinde cezada kazanılmış hak kuralı gözetilerek yeniden yargılama yapılmasına olanak tanındığı görülmektedir.
353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanunla değişik 243'üncü maddesine göre, Milli Savunma Bakanının ileri sürdüğü nedenler yerinde görülerek, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş karar ya da hükümlerde, maddi hukuka ilişkin uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğurmuş hükme etkili olan usul hataları tespit edildiğinde, kanun yararına bozma kararı verilecek olup; bozma nedenleri,
- (4'üncü fıkra A bendi) Davanın esasını çözmeyen kararlara (yargılamanın durması, askeri yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik olmayan görevsizlik, yetkisizlik, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları) ilişkin ise, hakim ya da mahkeme gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak yeniden karar verecektir. Bu durumda yeni kararın aleyhe sonuç doğurması mümkündür.
- (4'üncü fıkra B bendi) Mahkumiyet hükmünde hükme esas olarak saptanan işlemlerde hükmü etkileyecek nitelikte hukuka aykırılık varsa ya da savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğurmuş hükme etkili olan usul hatası söz konusu ise, hüküm belirtilen hukuka aykırılığın giderilmesi için bozulacak ve yeniden yapılacak olan yargılama sonunda tesis olunacak hükmün mahkumiyet olması durumunda ceza önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
- (4'üncü fıkra C bendi) Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki hükümlere (beraat, davanın reddi, davanın düşmesi, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, askeri yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik hükümleri) ilişkin ise, aleyhte etki yapmamak üzere hukuka aykırılığın belirtilmesiyle yetinilecek ve yeniden yargılama yapılmak üzere bozma kararı verilemeyecektir.
- (4'üncü fıkra D bendi) Mahkumiyet hükmünde maddi hukuka ilişkin esaslı yanlışlıklar mevcutsa, hata cezanın tamamen kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına ve daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu cezaya Askeri Yargıtay doğrudan hükmedecek ve yargılanmanın tekrarlanması mümkün olamayacaktır.
Yukarda yapılan açıklamalar ışığında inceleme konusu davaya dönüldüğünde; Askeri Yargıtayın kanun yararına bozma isteminde belirtilen nedenlerle bağlı olma ve ileri sürülen nedenlerin dışına çıkarak gördüğü diğer yasaya aykırılıkları bozma nedeni yapamama ve hatta işaret edememe mecburiyeti kapsamında konu incelendiğinde, Milli Savunma Bakanınca hükümlünün suç tarihinde mağdurun kendisinin üstü olduğunu bildiğine dair şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı ve bu nedenle şüpheden yararlandırılarak hakkındaki mahkumiyet hükmünün kaldırılması gerektiği ileri sürülmüş olup, bu istemin 243'üncü maddenin 4'üncü fıkra (D) bendi kapsamında ileri sürüldüğünde bir kuşku bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, istem, ileri sürülebilecek bir diğer neden olan 4'üncü fıkra (B) bendi kapsamında olmayıp, davada irat ve ikame olunan delillerin değerlendirilmesinde hata yapıldığından ibarettir. Oysa, yukarda ayrıntılarıyla belirtilen kararlarda açıklandığı üzere, hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı bu yola gidilemeyeceği Askeri Yargıtay ve Yargıtayın yerleşmiş görüşüdür. Fiilin sübutu kapsamında delillerin takdir ve değerlendirilmesi yönünden ileri sürülen istemin kabulü mümkün olmadığından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy