(2709 S. K. m. 141, 145) (5271 S. K. m. 34, 209, 215, 217, 220, 230)
Anayasaya aykırılık iddiası yönünden yapılan inceleme;
Görev konusu; kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında, öncelikle ve resen göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Sanık temyiz dilekçesinde, Türk vatandaşlarının askerlik ödevini yaparken işlediği suçlar yönünden ayrı bir ceza kanunu ile ayrı bir yargı yoluna tabi kılınmalarının Anayasanın tabi hakim ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürerek, mahkûmiyet kararının bozulması talep etmiş ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini vurgulamış ise de;
Anayasanın yargı başlığı altındaki 3üncü bölümünün 145inci maddesinde, askeri yargı, ayrı bir yargı kolu olarak kabul edilerek, Askeri Mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen, askeri suçlara bakmakla görevli kılınmıştır. Tabi hakim ilkesi, hiç kimsenin tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamamasıdır. Asker kişilerin, işlemiş oldukları suçlardan dolayı, askeri mahkemelerde yargılanacaklarına ilişkin Anayasa hükmü ile yasal mevzuat birlikte dikkate alındığında, sanığın, işlediği iddia ve kabul olunan askeri suçundan dolayı Askeri Mahkemede yargılanmasında, Anayasanın tabi hakim ilkesine aykırılık bulunmamaktadır. Keza, Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da açıklandığı üzere, Anayasanın 10uncu maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesi, herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulmasını gerektirmediği gibi, farklı konumdaki kişilere farklı kuralların uygulanmasına da engel oluşturmamaktadır. Askerlik hizmetinin gerekleri de göz önüne alınarak, kanun koyucu tarafından, askeri suçlar öngörülmesinde ve bunların Askeri Ceza Kanunu adı altında özel bir kanunda düzenlenmesinde Anayasanın 10uncu maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesine aykırılık ta bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, sanığın, Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmadığından, bu yöndeki temyiz sebebi kabule değer görülmemiştir.
Usul yönünden yapılan inceleme;
Askeri Mahkemece, sanığın, 03.07.2010-06.08.2010 tarihleri arasında firar suçunu işlediği sabit görülerek, yazılı olduğu şekilde mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmış ise de;
1) Askeri Mahkemece, ilki 30.03.2011 tarihinde olmak üzere, sırasıyla 04.05.2011, 15.06.2011 ve 12.10.2011 tarihlerinde yapılan duruşmalara ait duruşma tutanaklarının (Dz.59, 60, 77, 78, 85, 90) hiç birisinde mahkeme adının yer almadığı görülmektedir. Duruşma tutanaklarında mahkeme adının yer almaması, duruşma tutanağının başlığında, duruşmanın yapıldığı mahkemenin adının yazılması gerektiğini belirten CMKnın 220/1-a maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
2) Dosyada bulunan gerekçeli hüküm incelendiğinde, iddia ve savunmanın belirtilmesinden sonra; Sanığın 29.06.2010 tarihinden itibaren malen tertip edildiği yeni birliğine gelmediği ve daha sonra 06.08.2010 tarihinde kendiliğinden malen tertip edildiği yeni birliğine geldiği şeklinde bir maddi vakıa kabulüne yer verildiği görülmektedir.
Bu kabulde, sanığın hangi tarihte hangi Birlikten hangi Birliğine malen tertip edildiği, önceki Birliğinden ne zaman ayrıldığı, kendisine yol süresi tanınıp tanınmadığı, yol süresi tanınmışsa, kaç gün tanındığı ve tanınan bu yol süresinin Milli Savunma Bakanlığının, Yol Süreleri Tablosu Hakkındaki Özel Talimatında belirtilen sürelere uygun olup olmadığı, hususları anlaşılamamaktadır.
Oysa, 5271 sayılı CMKnın 230/1inci maddesine göre, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde; Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi ... ve Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi ... gösterilmelidir.
T.C.Anayasasının 141/3 ve 5271 sayılı CMKnın 34/1inci maddelerine göre de, kararlar, gerekçeli yazılmalıdır.
Gerekçe: Hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde, geçerli, yeterli ve yasal olması, gerekçede teşevvüş yaratılmaması zorunludur. Askeri Yargıtayın içtihatlarında belirtildiği üzere, sanığa atılı olayın ne şekilde kabul edildiğinin, makul ve dosya içeriğine uygun gerekçelerle izah edilmesi gerekli olup; bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesini, tarafların ikna olmalarını, temyiz denetiminin kolaylaşmasını, yargılamanın güvenilirliğini ve adil yargılanma ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacağı aşikardır.
Böylece, Askeri Mahkemece gösterilen gerekçede, yeterli bir maddi vakıa kabulü bulunmamaktadır.
3) Dava dosyasında mevcut olup, hükme esas alınan yazılı belgelerin, kovuşturma aşamasında okunmaması, CMKnın 209/1, 215 ve 217/1inci maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bu nedenlerle, mahkûmiyet hükmünün, usul yönünden hukuka aykırılıklar yönünden bozulmasına karar verilmiş, bu aşamada, esasa ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy