(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36) (353 S. K. m. 16, 205, 207) (5271 S. K. m. 149, 150, 151, 156, 188, 289) (1632 S. K. m. 91) (5237 S. K. m. 53, 62)
Askeri Mahkemece; sanığın, 16.12.2012 tarihinde üste fiilen taarruz sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 91/3 ve TCKnın 62/1inci maddeleri gereğince yirmi beş yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına; TCKnın 53/1inci maddesi uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin (a), (b), (d) ve (e) bentlerinde sayılan hakları, koşullu salı verilinceye kadar ise aynı maddenin (c) bendinde sayılan hakkı kullanmaktan yoksun bırakılmasına; tutuklama nedenleri ortadan kalkmadığından tutukluluk halinin devamına; katılan vekiline bin yüz TL avukatlık ücreti ödenmesine, meydana gelen sekiz TL altmış dört KRŞ Hazine zararının, 353 sayılı Kanunun 16ncı maddesi gereğince sanıktan tazmin ve tahsiline; yasal imkansızlık nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
353 sayılı Kanunun 205/2nci maddesi gereğince kendiliğinden temyize tabi olan üste fiilen taarruz sonucu ölüme sebebiyet vermek suçuyla ilgili mahkûmiyet hükmü; katılanlar vekili tarafından takdiri indirim uygulanmaması gerektiği ileri sürülerek sanık aleyhine, vekaletnameli müdafii tarafından ise usule ve esasa yönelik sebepler ileri sürülerek ayrı ayrı temyiz edilmiş; tebliğnamede, hükmün usul yönünden hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulması gerektiği hususunda görüş bildirilmiştir.
Yapılan temyiz incelemesinde;
Askeri Mahkemece; sanığın ve maktul P.Çvş. H. I.nın suç tarihinde
Askerlik Şubesinde görev yaptıkları, olay günü (16.12.2012) saat 13.00 sularında sanığın kendi kız arkadaşı olan H. F. Y. ile maktulün ilişkisi olduğunu düşündüğü, bir şekilde anahtarlıkta bulunduğunu belirttiği bir anahtar ile kilitli mühimmat sandığını açtığı, bu sandıktan bir adet 40lık kaleşnikof şarjörü aldığı ve bu şarjörü kendisine zimmetli olan
seri numaralı kaleşnikof AK-47 marka piyade tüfeğine taktığı, maktul ve tanık B. O.nun istirahat etmekte olduğu koğuşa yavaşça yaklaştığı, gelen sesler üzerine B. O.nun sanığa Fatih sen misin? diye seslendiği, sanığın Evet, benim şeklinde cevap verdiği, akabinde koğuş kapısının hafifçe aralandığı, dışarıdan içeriye doğru tüfeğin namlusunun uzandığı, sanığın koğuş kapısının giriş istikametine göre sağda bulunan ranzanın üst katında bulunan maktul P.Çvş. H. I.ya dört el ateş ettiği, olayın etkisiyle maktulün kendisini ranzadan yere attığı, sanığın yerde yatan maktule dört el daha ateş ettiği, daha sonra yan tarafta bulunan odadan 2 ya da 3 el silah sesi daha geldiği, burada sanığın kendisine de ateş ettiği, silah sesleri nedeniyle olay yerine gelenlerin maktulü kanlar içerisinde yerde yatarken gördükleri, daha sonra önce maktulün akabinde kendisini yaralayan sanığın hastaneye götürüldükleri, Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsi sonucunda Ateşli silah çekirdeği yaralanmalarına bağlı çok sayıda iskelet sistemi kemik kırıkları ile karakterli iç organ ve büyük damar harabiyetleri, iç ve dış kanama sonucu ölümün meydana geldiğinin anlaşıldığı, yapılan kriminal incelemede olayda kullanılan silah ile mermi boş kovanlarının
seri numaralı kaleşnikof marka silahtan çıktığının anlaşıldığı belirtilerek, sanığın, üste fiilen taarruz sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de;
Sanığın soruşturma aşamasında; ifadesinin tespiti ve tutuklama istemiyle Askeri Mahkemeye sevki sırasında Sivas Barosu tarafından görevlendirilen Av.T. M.nin, yine soruşturma aşamasında adli gözlem işlemi ve Askeri Savcılıkça ifadesinin tespiti sırasında Sivas Barosu tarafından görevlendirilen Av. B. T.nin zorunlu müdafi olarak görev yapmalarını müteakip, sanığın Av. A. A. S. ve Av. E. A.S.yi müdafii olarak tayin ettiği görülmektedir (Kls-2 Dz.527).
Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı yargılanmakta olması nedeniyle, CMKnın 150/1'inci maddesi gereğince sanığın mutlaka bir müdafiinin hukuki desteğinden faydalanması gerekmektedir. Bu müdafiinin, öncelikle eğer kendisinin seçtiği bir müdafi var ise bu müdafi olacağı, eğer kendisinin seçtiği müdafi yok ise; askeri mahkemece ilgili Barodan istemde bulunularak görevlendirilen zorunlu müdafi olacağı açıktır.
Sanığın alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı yargılanmakta olması nedeniyle, ister kendisi tarafından seçilmiş olsun isterse Barodan istenerek görevlendirilmiş olsun müdafiin, yapılacak tüm duruşmalarda hazır bulunması şart olduğu, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı yargılanmakta olunması nedeniyle müdafisiz duruşma yapılmaması gerektiği halde;
26.03.2013 (Dz.542-546), 11.09.2013 (Dz.621), 07.11.2013 (Dz.665-666), 26.12.2013 (Dz.704) tarihlerinde yapılan duruşmalara, sanığın kendisinin müdafi tayin ettiği Av. A. A. S. ve Av. E. A. S.nin katılmadıkları gibi, bu müdafilerin katılmadığını tespit eden Askeri Mahkemece, ilk duruşmanın ertelenmesi ile birlikte sanığa ve söz konusu müdafilere Sanığın alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı yargılanmakta olması nedeniyle tüm duruşmaların müdafili olarak yapılması gerektiği, duruşmalara katılmamaları halinde, yargılamaya sanığa zorunlu müdafi atanarak devam edileceği hususunda hatırlatma yapılarak, sonraki duruşmalarda hazır bulunmalarının sağlanmadığı, eğer bu müdafiler hatırlatmaya rağmen katılmazlar ise zorunlu müdafi atanarak tüm duruşmalarda bu zorunlu müdafinin hazır edilmediği,
Müdafiin 23.01.2014 günü saat 14:00de yapılan hüküm duruşması öncesinde, 23.01.2014 tarihli faks aracılığıyla mesleki mazeretini bildirir dilekçe göndererek, 23.01.2014 tarihli duruşmaya, aynı gün Bakırköy 28inci İş Mahkemesinin 2013/334 Esas sayılı dosyasının saat 11.40da duruşması olması nedeniyle katılamayacağını bildirdiği;
Ancak Askeri Mahkemece; müdafiin katılmadığı ve mazeret dilekçesi gönderdiği tespit edildiği halde, duruşmaya devam edildiği, talimatla gelen bazı tanık ifadelerinin okunduğu, bir tanığın tanıklığından vazgeçilmesi yönünde tarafların (Sanık, katılan, askeri savcı, katılanlar vekili) görüşlerinin alındığı, katılan V. I.nin Davanın artık bitmesini istiyorum şeklindeki sözünden sonra, R.K.nın tanıklığından vazgeçilmesine, müdafiin mazeretinin reddine, Barodan müdafi istenilmesine karar verildiği, Sivas Barosundan görevlendirilen Av. T. K.nin gelmesini müteakip müdafi olarak atandığı, duruşmaya devam edilerek sanığın vekaletnameli müdafii olan Av. A. A. S. ve Av. E. A. S.nin yokluğunda hüküm kurulduğu, hüküm duruşmasına zorunlu müdafi olarak katılan Av. T. K.nin ilk defa dava ile muhatap olduğu gibi verilen hükmü temyiz dahi etmediği görülmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;
149uncu maddesinde, şüpheli veya sanığın soruşturmanın her aşamasında müdafiin yardımından yararlanabileceği;
150nci maddesinde, şüpheli veya sanığın müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemesi halinde bir müdafi görevlendirileceği; müdafi bulunmayan şüpheli ve sanığın, çocuk, kendisini savunmayacak derecede malul, sağır ve dilsiz olması halinde veya alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda istemi olmaksızın müdafi görevlendirileceği;
151inci maddesinde; 150nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafiin, duruşmada hazır bulunmaması, duruşmadan çekilmesi veya görevini yerine getirmekten kaçınması halinde, hakim veya mahkeme tarafından derhal başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemin yapılacağı; bu durumda oturumun ertelenmesine de karar verilebileceği;
156ncı maddesinde; 150nci maddede yazılı olan hallerde, müdafiin; soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hakimin, kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine ilgili yer barosu tarafından görevlendirileceği; şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevinin sona ereceği;
188inci maddesinde; Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin duruşmada hazır bulunmasının şart olduğu;
289uncu maddesinde; Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının, hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği;
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun;
207nci maddesinde; askeri savcı veyahut kanunen bulunması gerekli diğer bir kişinin yokluğunda duruşma yapılmasının hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği;
Hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemelere göre; kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde, varsa seçilen müdafiin yok ise zorunlu müdafiin de bulunduğu kişiler hazır bulunmadıkça duruşma yapılamayacak, yapılmış ise bu oturumda yapılan işlemler geçersiz sayılacaktır. Gerek isteğe bağlı olarak, gerekse kanuni zorunluluğun bir sonucu olarak müdafi yardımından yararlanması gereken kişilerin savunmasız kalmaları, hukuken kabul edilebilecek bir husus değildir.
Kanun gereğince müdafii bulunmaksızın duruşma yapılamayacak olduğu halde duruşma yapılarak mahkûmiyetine karar verilmesi, aynı zamanda Anayasanın 36/1 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6ncı maddesinde ifadesini bulan adil yargılama hakkının da ihlali niteliğindedir.
Her ne kadar Askeri Mahkemece hükmün verildiği duruşmada, sanığın vekaletnameli müdafiinin mesleki mazeretinin kabul edilmeyerek, zorunlu müdafii atanmış, hüküm duruşmasına zorunlu müdafii olarak katılan Av.T. K.ye yokluğunda yapılan usulü işlemler ve dosyada mevcut tüm yazılı belgeler okunmuş, zorunlu müdafiinin usulü işlemlere itirazının olmadığı, belgelere bir diyeceğinin olmadığı tespit edilerek, müdafii bulunmadan yapılan duruşmalardaki işlemlerin yerine getirildiği düşünülerek hüküm verilmiş ise de;
Sanığın üzerine atılı suçun cezasının, müebbet ağır hapis, az vahim hallerde yirmi dört seneden otuz seneye kadar hapis cezası gerektirdiği göz önünde bulunduğunda, daha önce dava konusu ile ilgili ne soruşturma ne de kovuşturma aşamasında görev yapmamış olup sadece hüküm duruşmasına katılan zorunlu müdafiin, sanığa gerçek anlamda ve yeterli bir hukuki yardımda bulunduğundan, savunma yaptığından, kanunun ve AİHSnin aradığı zorunlu müdafilik görevinin yerine getirildiğinden söz edilemeyeceği, nitekim zorunlu müdafi olarak atanmasına rağmen Av.T. K.nin hükmü bile temyiz etmediği görülmekle;
Tüm duruşmalarda öncelikle sanığın vekaletname ile görevlendirdiği müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılması için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekirken, eğer vekaletname ile görevlendirilen müdafi/müdafiler bu görevlerini mazeretli ya da mazeret göstermeksizin yerine getirmiyorlar ise sanık ve müdafie/müdafilere Sanığın alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı yargılanmakta olması nedeniyle tüm duruşmaların müdafili olarak yapılması gerektiği, duruşmalara katılmamaları halinde, yargılamaya sanığa zorunlu müdafii atanarak devam edileceği hususunda hatırlatma yapılması, buna rağmen duruşmalara mazeretli ya da mazeretsiz olarak katılmamaları halinde sanığa zorunlu müdafi atanarak, atanan zorunlu müdafie dava dosyasını incelemesi için yeterli süre tanınması, zorunlu müdafiinin atanmasından önceki işlemlerin yenilenerek tam bir savunma imkanı ve ortamı yaratılması gerekirken, savunmaya ilişkin bu yasal yükümlülüğe riayet edilmeyerek, CMKnın 150/3, 151/1 ve 188/1 ile 353 sayılı Kanunun 207/3-E,H maddelerinin belirlediği anlamda sanığın savunma ve adil yargılama hakkının kısıtlanmasına yol açıldığı anlaşıldığından, mahkûmiyet hükmünün belirtilen hukuka aykırılıklar nedeniyle usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy