(2709 S. K. m. 40) (5271 S. K. m. 34, 38, 54, 209, 219, 232) (353 S. K. m. 197, 209)
Sanıklar J.Er M.A. ve J.Er B.B.'nin suç tarihinde
Komutanlığı emrinde acemi eğitimi gördükleri,
Bölüğünün yemek duası yapmak için yemekhanenin önünde beklediği sırada, sanıkların 1'inci bölük koğuşlarının bulunduğu istikametten gelerek 4'üncü J.Eğt. Bölüğünün önünden geçtikleri, katılan nöbetçi çavuş J.Onb. Ö.E.'nin sanıkları "bölüğün önünden geçmeyin, arkadan dolanın" diyerek uyardığı, ayrıca bölükte görevli diğer acemi erlerin de sanıklara aynı konuda uyarıda bulunduğu, sanıkların "bir kere geçtik arkadan dolanamayız" şeklinde karşılık verdikleri, bir-süre sonra sanıkların tekrar bölüğün önünden geçtikleri, katılanın bölüğün önünden geçmemeleri hususunda sanıkları yeniden uyardığı, sanıkların katılana "siz adam mısınız, biz Diyarbakırlıyız, adamı sinkaf ederiz, hepiniz şerefsizsiniz" dedikleri, katılanın sanıkları bölüğün önünden uzaklaştırmak için yanlarına gittiği, sanıkların katılanı itekleyip vurdukları, kavgaya
Bölüğü ve
. Bölüğünde görevli acemi askerlerin de karıştığı, kısa süreli arbede yaşandığı, Mutfak Nöbetçi Subayı J.Üçvş. Z.A.'nın olay yerine gelerek acemi erleri ayırmaya çalıştığı, bu sırada J.Üçyş. Z.A'ın kafasına taş isabet ettiği, taş atan kişinin kalabalık nedeniyle tespit edilemediği, J.Üçvş. Z.A.'nın havaya üç el ateş etmek suretiyle tarafları ayırdığı;
Askeri Mahkemece maddi vakıanın bu şekilde kabulünden sonra yapılan kovuşturma sonucunda sanıklar M.A. ve B.B.nin üzerlerine atılı üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçlarını işledikleri kabul edilerek haklarında ayrı ayrı temyize konu mahkûmiyet kararlarının verildiği görülmektedir.
Sanık B.Bnin temyiz isteminin süresinde olup olmadığı yönünden yapılan incelemede;
Askeri Mahkemece, sanık B.B. hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin 05.08.2014 tarihinde yapılan duruşmada yokluğunda tefhim edildiği, hüküm bölümünde Anayasanın 40/2 ve CMKnın 34üncü maddelerine uygun olarak, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilmiş olan gerekçeli hükmün 03.12.2014 tarihinde (Dz. 402de bulunan gönderi takip belgesine göre) muhatapla aynı konutta oturan annesi C.B.ye tebliğ edildiği, yapılan tebligatın hukuken geçerli olduğu, ertesi gün başlayan ve 353 sayılı Kanunun 209/1inci maddesinde öngörülen bir haftalık temyiz süresinin, 10.12.2014 tarihinde mesai saati bitiminde sona erdiği, son günün resmi tatile rastlamadığı, sanığın ise bu süreyi geçirdikten sonra 12.05.2015 tarihinde verdiği dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu (Dz.408), her ne kadar dizi 397de yer alan telefon görüşme tutanağına göre sanığın 08.12.2014 tarihinde yakalandığı ve bir haftalık temyiz süresi içerisinde ceza infaz kurumuna konulduğu anlaşılmakta ise de, gerekçeli hükümde tutuklu bulunması halinde temyiz istemi için başvurulacak mercii ve şeklin de ayrıca belirtilerek sanığa ayrıntılı bir bilgilendirme yapıldığı görülmektedir.
Gerekçeli hükmün 03.12.2014 tarihinde muhatapla aynı konutta oturan annesi C.B.ye tebliğ edilmesine nazaran, 353 sayılı Kanunun 209/1inci maddesinde temyiz için öngörülen bir haftalık yasal sürenin 10.12.2014 tarihinde mesai bitiminde sona erdiği, sanığın ise bir haftalık temyiz süresini haklı bir neden olmaksızın geçirerek, 12.05.2015 tarihinde kayda giren dilekçesi ile temyiz isteminde bulunduğu ve böylece temyiz süresini geçirdiği görülmekle, süresi içinde yapılmamış olan temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Üye
; sanık B.B. hakkında üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin gerekçeli kararın 03.12.2014 tarihinde (Dz. 402) muhatapla aynı konutta oturan annesi C.B.ye tebliğ edildiği, Dz. 397 de yer alan telefon görüşme tutanağına göre sanığın 08.12.2014 tarihinde yakalandığı ve bir haftalık temyiz süresi içerisinde ceza infaz kurumuna konulduğu belirtildiğinden, sanığın kesin olarak hangi tarihte yakalanıp ceza infaz kurumuna kapatıldığının tespitinden sonra temyiz isteminin süresi içinde yapılıp yapılmadığının tespit edilip bu duruma göre karar verilmesi yönündeki görüşü ile çoğunluğun kararına katılmamıştır.
İnfaz aşamasında dikkate alınmak üzere, sanık B.B.nin gerekçeli hükümde yer verilen kimlik bilgilerinin ad-soyad haricinde ana-baba adı, T.C. kimlik numarası, doğum yeri ve tarihi ile nüfusa kayıtlı olduğu yer bakımından dosyada yer alan bilgi ve belgelerle uyumlu olmadığı hususuna işaret edilmiştir.
Sanık M.A.nın işlediği üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçları yönünden yapılan incelemede;
Sanık M.A. hakkında üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçlarını işlediğinden bahisle hakkında ayrı ayrı mahkûmiyet kararı verilmiş ise de;
1) CMKnın Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar başlıklı 232/2 maddesinde ; hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı;
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet Savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği;
yazılır hükmünün düzenlendiği, somut olayda sanık M.A.nın Askeri Mahkemede 23.08.2011 tarihinde yapılan duruşmada (Dz.181) ve İstinabe Mahkemesinde 17.05.2013 tarihinde yapılan duruşmada (Dz.321) kimlik bilgilerinin doğru saptandığı görülmekle birlikte, gerekçeli hükümde yer verilen sanığın kimlik bilgilerinin ad-soyad (M.A.) dışında ana-baba adı, T.C. kimlik numarası, doğum yeri ve tarihi ile nüfusa kayıtlı olduğu yer bakımından dosyada yer alan bilgi ve belgelerle uyumlu olmadığı (vukuatlı nüfus kayıt örneği ve nüfus cüzdanı onaylı fotokopisi), kimlik bilgilerinin resmi kayıtlara uygun ve doğru bir şekilde gerekçeli hükümde yer verilmesinin, kimlik bilgileri sanığın kimlik bilgilerine yakın bilgiler içeren, ancak gerçekte yargılama konusu olayla ilgisi bulunmayan masum kişilerin, haksız şekilde infaz tehdidi altında bırakılmamasının temini ile kamunun ve tarafların her türlü yargılama faaliyetinden haberdar olmasını veya haberdar olma imkânına sahip olmalarını amaçlayan aleniyet ilkesini gerçekleştirme bakımından önem taşıdığı, bu nedenle yapılan kovuşturmaya ilişkin verilen gerekçeli hükümde sanığın kimlik bilgilerinin yanlış belirlenmesinin CMKnın 232nci maddesine aykırılık teşkil ettiği;
2) Katılan Ö.E.nin beyanlarının tespit edildiği
5'inci Asliye Ceza Mahkemesinin 03.06.2014 tarihli duruşma tutanağının (Dz.358), hâkim ve tutanak kâtibi tarafından e-imza ile imzalandığı fakat görevli kişi tarafından, duruşma tutanağına Güvenli elektronik imzalı aslı ile aynıdır. şeklinde bir onay işleminin yapılmadığı görülmekle, katılanın ifadesinin tespit edildiği istinabe duruşma tutanağının, hâkim veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından Güvenli elektronik imzalı aslı ile aynıdır şerhi düşülerek imza ve mühür ile onaylanmadan gönderilmesi ve bu tutanak üzerinden kovuşturmaya devam edilerek hükümlerin kurulmasının usule aykırılık teşkil ettiği (mağdurun istinabe mahkemesince tespit edilen başka bir ifadesi var ise de (Dz. 353) Askeri Mahkemede yapılan duruşmada bu beyanların okunmadığı, ayrıca mağdurun bu ifadesinde sadece şikayetçi olduğunu ifade ettiği, katılma talebini belirtmediği görüldüğünden dikkate alınmamıştır);
3) Katılan Ö.E.nin istinabe yoluyla tespit edilmiş olan 20.03.2014 tarihli ifadesinin (Dz.353) duruşmada okunmamış olmasına rağmen hükümlere esas alınmasının, CMKnın 209uncu maddesine aykırılık teşkil ettiği;
4) Gerekçeli hükme beyanları esas alınan tanık S.Oun ifadesinin tespit edildiği 22.09.2011 tarihinde
Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmaya ilişkin duruşma tutanağının tutanak kâtibi tarafından imzalanmamış olmasının, 5271 sayılı CMKnın 219uncu maddesine aykırılık oluşturduğu (Dz. 209-210);
5) 5271 sayılı CMKnın 54üncü maddesinde her tanığın tanıklıktan önce yemin edeceği hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen, tanık E.B.nin 19.08.2011 tarihinde
Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmada ifadesinin tespiti sırasında (Dz.288), yemin yaptırılarak dinlenmesi gerekirken yeminsiz dinlenilmesi ve bu tanığın beyanının hükme esas alınmasının CMKnın 54üncü maddesine aykırılık teşkil ettiği;
Anlaşıldığından mahkûmiyet hükümlerinin usul yönünden hukuka aykırılıklar nedeniyle ayrı ayrı bozulmasına karar verilmiştir.
Ayrıca, yukarıda belirtilen bozma sebepleri karşısında; mağdur Ö.E.nin olay tarihinde onbaşı olduğunu gösterir bilgi ve belgelerin aslı veya onaylı suretlerinin temin edilerek dava dosyasına konması gerekirken, bu belgeler getirtilmeden hükümlerin kurulması noksan soruşturma kabul edilerek bu yönden de mahkûmiyet hükümlerinin ayrı ayrı bozulmasına karar verilmiştir.
Ö.E.nin davaya katılma istemi kabul edilmesine rağmen sonraki duruşma tarihinin bildirilmesine ilişkin bir tebligat yapılmadan, kovuşturmanın yokluğunda sürdürülerek sonuçlandırılması hukuka aykırı olmakla birlikte kendisine gerekçeli hüküm tebliğ edilen katılanın hükmü temyiz etmediği gözetildiğinde, bu hukuka aykırılığın bozmayı gerektirmediği değerlendirilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Sanık M.Aun temyiz sebeplerine atfen ve resen, üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, usul ve noksan soruşturma yönlerinden hukuka aykırılıklar nedeniyle ayrı ayrı BOZULMASINA; oybirliği ile;
2) Sanık B.B.nin temyiz isteminin, 353 sayılı Kanunun 217/1inci maddesi uyarınca süre yönünden REDDİNE; Üye
'nin karşı oyu nedeniyle, oyçokluğu ile;
Tebliğnameye uygun olarak, 07.04.2016 tarihinde, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy