(1632 S. K. m. 91) (2803 S. K. m. 15)
Görev yönünden yapılan incelemede;
Görev konusu; kamu düzenine ilişkin olduğundan ve yargılamanın her aşamasında resen göz önünde bulundurulması gerektiğinden, tebliğnamedeki görüşte dikkate alınarak görev hususu öncelikle incelenmiştir.
Suç tarihinde askeri yargıya tabi suç işleyen sanığın, askeri mahkemede yargılanmasına dair ilginin kesilmesinde özel Kanun olan 353 sayılı Kanunun 17nci maddesinin dikkate alınmasının zorunlu olduğu, suç tarihinde yargılama hukuku bakımından asker kişi olan sanığın işlediği kabul olunan suçun askeri suç olması karşısında, yargılama hukuku bakımından kendisi gibi terhis olan veya emekliye ayrılan yahut herhangi bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiği kesilen veyahut sonradan askerliğe elverişsiz olduğu anlaşılan kimselerden bir farkının bulunmadığı, 353 sayılı Kanunun 17nci maddesi hükmü gereğince yargılamasının Askeri Mahkemede sonlandırılmasının gerektiği, bu nedenle askeri mahkemenin görevli olduğu sonucuna varılmış, tebliğnamedeki aksi görüşe iştirak edilmemiştir.
Üyeler
; 2803 sayılı Kanunda 25.07.2016 tarihli ve 668 sayılı KHK ile yapılan değişiklikler sonucunda, jandarma personelinin sadece askeri görev verildiği takdirde askeri mahkemelerde yargılanabileceği, sanığın er rütbesinde jandarma personeli olduğu, kamu davasına konu edilen eyleminin, jandarma personeline kanunlarla tevdi edilmiş askeri bir görevden kaynaklanmadığı, bu nedenle 2803 sayılı Kanunun 15inci maddesinin (d) bendine göre yargılama yapmaya askeri mahkemenin görevli olmadığı, 31.07.2016 tarihli ve 669 sayılı KHKnın 111nci maddesi ile 2803 sayılı Kanuna ilave edilen Geçici 5inci maddesi;
Komutanlığının er ve erbaş ile askerlik yükümlüsü ihtiyacı, 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu hükümleri çerçevesinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından üç yıl süreyle karşılanır
Bu suretle
Komutanlığı emrine verilen er ve erbaşlar ile askerlik yükümlüleri hakkında, diğer er ve erbaşlar ile askerlik yükümlülerinin tabi olduğu hükümler uygulanır
hükmünü içermekle birlikte, daha sonra 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 681 sayılı KHK ile 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda yapılan değişikliklerle
Komutanlığı emrinde görevli erbaş ve erler Kanun kapsamından çıkartılmış olup, bu kişiler artık asker kişi sıfatı da taşımadıklarından, sanık hakkında yargılama yapma görevinin adliye mahkemesine ait olduğu ve mahkûmiyet hükümlerinin görev yönünden ayrı ayrı bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle, çoğunluğun kararına katılmamışlardır.
Esas yönünden yapılan incelemede;
Komutanlığı emrinde görevli olan sanığın, 10.12.2011 tarihinde 24.00-02.00 saatleri arasında "Yol Emniyet ve Kontrol Devriyesi" olarak görevlendirildiği, nöbet öncesinde saat 25.50 sıralarında Nöbetçi Çavuş olarak görevli mağdur J.Onb. Ç.U.'un önce seslenerek, kalkmaması üzerine hafifçe sarsarak uyandırmaya çalıştığı, sanığın sinirli bir şekilde yatağından kalkarak aniden mağdura kafa attığı ve yumrukla vurduğu, bu sırada nöbet için kalkan diğer nöbetçilerin müdahale ederek sanığı uzaklaştırdığı, olay sonrası önce devlet hastanesine oradan
Asker Hastanesine sevk edilen mağdurun yapılan muayenesi sonucu burnunun kırıldığının ve 0.5 cm Laserasyon oluştuğunun tespit edildiği, bilahare
Eğitim Hastanesi Baştabipliği tarafından; mağdurdaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek mahiyette olmadığı, burun kemiğinin kırılmasına neden olan bu yaralanmanın yüzde sabit iz oluşturduğu ve hayati fonksiyonlarını (1) oranında etkililiği yönünde kati rapor düzenlendiği, dosya kapsamındaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sabit görülen olayda, mağdurun anlatımları, sanık ile birlikte nöbetçi olup nöbet için uyanmış olan tanıkların yeminli beyanları, hizmet defteri ile dosyadaki yazılı belgelerden, sanığın üstü konumunda olduğunu bildiği mağdur nöbetçi çavuşa kafa atıp yumruk vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde sübuta ermiş bulunmaktadır.
Keza, mağdur tarafından uyandırılarak nöbete hazırlanmakta olan tanıkların beyanlarından, olayın öncesinde mağdurun sanığa yönelik tahrik oluşturabilecek bir söz söylenmediği ve davranışta bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Askeri Mahkemece; bilirkişi incelemesi sonucu cezai ehliyetinin tam olduğu ve askerliğe elverişli olduğu, cezai ehliyeti ile askerliğe elverişlilik durumunun tespiti için adli gözlem altına alınmasına gerek bulunmadığı belirlenen sanık hakkında, atılı suçu işlediği kabul edilerek, mağdurun burnunun kırılması ve yüzünde sabit iz kalması nedeniyle fiilin vahim hâl kapsamında kabul edilmesinde, alt sınırdan ceza tayin edilip, takdiri hafifletici nedenler göz önünde bulundurularak, cezasından azami oranda takdiri indirim yapılmasında, sonuç cezanın miktarı göz önünde bulundurulduğunda yasal engel nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin uygulanmamasında, cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesinde hukuka aykırılık görülmediğinden, sanığın kabule değer görülmeyen tüm temyiz sebeplerinin reddi ile mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy