(5275 S. K. m. 106) (353 S. K. m. 202, 204, 214)
Yapılan incelemede;
1) Temyiz isteminin süre yönünden reddine dair duruşmasız işlere dair karara karşı yapılan itirazın incelenmesinde;
Askeri Mahkemece; hükmün, 10.07.2015 tarihinde hükümlünün yüzüne karşı tefhim edildiği, bu tarihten itibaren başlayan bir haftalık temyiz süresinin 17.07.2015 tarihinde mesai saati bitiminde dolduğu, hükümlünün temyiz dilekçesinin bu tarihin geçmesinden sonra 20.06.2016 tarihinde verdiği ve temyiz isteminin yasal süresinde yapılmadığı kabul edilerek, temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş ise de;
353 sayılı Kanun’un “Temyiz isteminin hükmü veren askeri mahkemece reddi” başlıklı 214’üncü maddesinde, “Temyiz istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa hükmü temyiz olunan askeri mahkeme bir karar ile temyiz istemini reddeder.
Temyiz eden taraf bu red kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir hafta içinde Askeri Yargıtay’dan bu hususta bir karar verilmesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Askeri Yargıtay’a gönderilir. Şu kadar ki, bu sebepten dolayı hükmün yerine getirilmesi geri bırakılmaz.” düzenlemesi yer almaktadır.
Buna göre, Askeri Mahkemenin temyiz istemini reddetme yetkisi, temyiz isteminin kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış olması, temyiz edilemeyecek bir hükmün temyiz edilmiş olması veya temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâlleriyle sınırlandırılmış bulunmaktadır.
Somut olayda ise, hükümlünün yüzüne karşı 10.07.2015 tarihinde tefhim edilen hükmün, müdafi tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.11.2015 tarihli ve 2015/676-680 E.K. sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay’ın yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; temyiz hakkının asil veya müdafi tarafından kullanılması halinde, ceza yargılamasının savunma ayağı yönünden temyiz isteminde bulunulmuş olacağından, sanık veya müdafiden birisinin süresi içinde temyize geldiği durumlarda, her ikisinin temyiz isteminin de süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, müdafi tarafından süresinde yapılmış bir temyiz isteminin varlığı karşısında, Askeri Mahkemece, hükümlünün temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, hükümlü tarafından temyiz isteminin süre yönünden reddine ilişkin karara karşı yapılan itirazın, 353 sayılı Kanun’un 202, 204 ve 214/2'nci maddeleri gereğince kabulü ile, anılan duruşmasız işlere ait kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Ancak, hükümlü hakkındaki mahkûmiyet hükmünün, müdafinin temyizi üzerine Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı verilen kararı ile onanarak kesinleşmiş olduğu ve temyiz incelemesi yapılarak kesinleşmiş bir hükümle ilgili olarak ikinci kez temyiz incelemesi yapma imkânı bulunmadığından, hükümlünün temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
2) Hükümlünün infaza yönelik taleplerine ilişkin inceleme;
Hükümlünün, 21.09.2016 tarihinde verdiği ikinci bir dilekçeyle, cezaevinde bulunması nedeniyle maddi imkânlarının söz konusu cezayı karşılayacak durumda olmadığını belirtmek suretiyle, hükmün ertelenmesini veya kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasını talep ettiği, ancak bu taleple ilgili Askeri Savcılık veya Askeri Mahkemece herhangi bir karar verilmeden dosyanın Askeri Yargıtay’a gönderildiği anlaşılmaktadır.
5275 sayılı Kanun’un adli para cezasının infazını düzenleyen 106’ncı maddesinin, 6545 sayılı Kanun ile değişik 3’üncü fıkrası; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” hükmünü içermektedir.
Buna göre, hükümlünün talepleri yargılamanın yenilenmesine yönelik olmayıp, kesinleşmiş adli para cezasının infazına yönelik talepler olduğundan ve bu konuda karar verme yetki ve görevi Askeri Savcılığa (veya infaz savcılığına) ait olduğundan, bu hususa ilişkin dilekçesi hakkında Dairemizce bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy