(353 S. K. m. 217)
Her ne kadar CMUK'un 423 üncü maddesinde; "ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin her sene Temmuzn yirmisinden Eylül'ün beşine kadar tatil olunacağı, tatil zamanına tesadüf eden mühletlerin işlemeyeceği, bu mühletlerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı" hükmüne yer verilmiş ise de; 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanununda bu konuda benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olunması karşısında, askeri mahkemeler adlî tatilden yararlanamamakta ve yıl boyu 2429 sayılı "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında" Kanunda öngörülen tatil günleri dışında yargılama faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürmektedirler.
Nitekim 353 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde mehillerin nasıl tespit edileceği düzenlenmiş olup, anılan maddenin 3 üncü fıkrası; "Son gün Pazara veya resmî bir tatile tesadüf ederse mehil tatilin ertesi günü biter." hükmünü içermekte olup, maddede adli tatile yer verilmediği, yine 1600 sayılı Askerî Yargıtay Kanununun 25 inci maddesinin "Barış zamanında genel adli ara verme Askerî Yargıtay da da aynen uygulanır." hükmü gereğince Askeri Yargıtay'da adlî tatil uygulanmakta ise de; bu madde de süreler yönünden bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Anılan kanun maddeleri, kanun koyucu tarafından CMUK'un 423 üncü maddesine benzer bir düzenlemeye 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanununda özellikle yer verilmediği sonucunu doğurmaktadır. Nitekim, 353 sayılı Kanunun 197/1 inci maddesindeki "Kanun yollarına başvurma, bundan feragat veya vazgeçme hakkındaki istemlerde merci, taarruz edilen kararı veren veya bu karara aracılık eden askeri savcılık ve eğer taarruz bir mahkeme kararına ise, o mahkemedir." şeklindeki düzenleme de bu kabulü doğrulamaktadır. Bu husus ve askeri mahkemelerin adlî ara vermede de yargılama faaliyetlerini sürdürdükleri dikkate alındığında, CMUK'un 423 üncü maddesinin kıyas yoluyla askeri ceza yargılamasında uygulanması mümkün görülmemiş ve adlî tatile tesadüf eden sürelerde de "bir haftalık" temyiz süresinin işleyeceği sonucuna varılmıştır. Nitekim; Askerî Yargıtay 3 üncü Dairesinin 15.12.1992 tarih ve 1992/558-552 esas ve karar sayılı, Askerî Yargıtay 5 inci Dairesinin 15.5.1996 tarih ve 1996/344-343 esas ve karar sayılı ve Askerî Yargıtay 3 üncü Dairesinin 1.10.1996 tarih ve 1996/548-548 esas ve karar sayılı kararlarında açıklanan kabule yer verilmiş bulunulmaktadır.
Yapılan bu yasal açıklamalar ışığında inceleme konusu olaya dönüldüğünde; "Gerekçeli Hükmün" 25.7.2002 tarihinde kendisine tebliğ edildiği anlaşılan sanık müdafiinin 353 sayılı Kanunun 209/1 inci maddesinin "Temyiz istemi karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde olur." hükmü uyarınca en geç 1.8.2002 günü mesai bitimine kadar temyiz dilekçesini vermesi gerektiği, ancak sanık müdafiinin "bir haftalık" yasal temyiz süresi geçtikten sonra 22.8.2001 tarihinde temyiz dilekçesini verdiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin süresinde yapılmayan temyiz isteminin 353 sayılı Kanunun 217/1 inci maddesi uyarınca "süre yönünden reddine" karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy