(1632 S. K. m. 87) (765 S. K. m. 46, 47, 59) (5237 S. K. m. 32)
Askeri mahkemece, sanığın 30.3.2000 tarihinde emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK'nın 87/1 (emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden cümlesi), TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş,
Bu karar sanık müdafii tarafından, gerek GATA psikiyatri kliniğince düzenlenen raporun yeterli olmaması nedeniyle, konunun bir kez de adlî tıp kurumunca incelenmesi gerektiğinden noksan soruşturma, gerekse de, sanığa tebliğ olunmak istenen savunmadan haberdar olması nedeniyle, tekrar tebliğ edilmek istenmesine rağmen, almak istememesini savunma hakkını kullanmak istemediği şeklinde kabul edilmesi gerektiğinden, esasa ilişkin bozma sebebi olarak gösterilerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, sanığın psikiyatrik yönden muayenesinin 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesine göre yaptırılması gerektiği ileri sürülerek, hükmün noksan soruşturma nedeniyle bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
30.6.2000 tarihinde mutfak nöbetçi astsubayı olan sanığın, eşinin evde açık unuttuğunu bildirdiği ütüyü prizden çekmek üzere herhangi bir kimseden izin almaksızın evine gittiği, saat 09.40 da alay nöbetçi amiri Tnk.Yzb. S.K.'nın mutfakta yaptığı denetlemede orada olmadığının belirlendiği, bu konuda saat 16.00'ya kadar savunmasını hazırlamasına ilişkin belgenin, Çvş. S.K. ve Onb. M.B. tarafından sanığa getirilip tebliğ edilmek istendiği, sanığın zarfı açıp okuduktan sonra belgeyi tebliğ etmeyerek askerlere iade ettiği, bir müddet sonra nöbetçi amirinin isteği üzerine ikinci kez zarfı sanığa götürdükleri ancak yine tebliğ etmediği, sanığın, geçmişten bu yana mevcut tüm sağlık raporları ile birlikte GATA psikiyatri servisinde gerçekleştirilen müşahadesi sonucu 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 46 ve 47'nci maddeleri açısından yapılan değerlendirmelere göre, Nevrotik Kişilik teşhisi konularak, suç tarihlerinde şuur ve hareket serbestisini kısmen ya da tamamen etkileyecek mahiyette bir ruhsal bozukluğu olmadığı, bu nedenle bahsi geçen Kanun maddelerinden istifade edemeyeceği sonucuna varıldığı hususu maddi vak'a olarak herhangi bir tereddüde sebep olmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.1.1987 gün ve 1987/25-12 Esas ve Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, disiplin cezası verilmeden önce, failin savunmasının alınması disiplin amiri için kanuni bir mecburiyet olmasına karşılık, fail yönünden kullanılıp kullanılmaması münhasıran kendisine tanınmış olan bir haktır. Bu hakkın kullanılmaması hâlinde, suç işlendiği ileri sürülemez.
Somut olayda, mutfak nöbetçi astsubaylığı görevini izin almaksızın geçici bir süre terk etmesi nedeniyle, alay nöbetçi amiri tarafından yazılı olarak savunması istenen sanık, kendisine Çvş. S.K. ve Onb. M.B. tarafından getirilen zarfı, açıp okuduktan sonra askerlere geri vermiştir. Her iki askerin tanıklıkları da bu yöndedir. Tanık M.B. ayrıca, sanığın belgeyi imzalamaktan imtina ettiğini de ifade etmiştir. Söz konusu zarfın bir müddet sonra ikinci kez getirilmesi üzerine ise, zarfa uzunca bir süre bakmak dışında bir şey yapmamış, bunun üzerine tanık askerler tarafından savunma zarfı geri götürülmüştür. Sanığa verilen savunmanın imzalatılmasından maksat, hem savunma süresinin başlangıcının belirlenmesi, hem de savunma yapmasına imkân sağlandığının belgelenmesidir. Ancak muhatabın imzadan kaçınması halinde, tanıklar huzuru ile tutulacak bir tutanakla bu durumun tespiti ve belgeden haberdar olduğunun belgelenmesi ve disiplin cezası verilmesi mümkündür. Sanık kendisine verilen zarfı alıp okumuş ve mahiyetini öğrenmiştir. Bu zarfı iade etmesini, ya da tebliğden kaçınmasını bu hakkından feragat ettiği şeklinde anlamak gerekir. Ortada hizmete ilişkin bir emir bulunmadığı gibi, sanığın emre itaatsizlikte ısrar kastı ile hareket ettiğinden bahsetmekte mümkün değildir.
Açıklanan bu nedenlerle, disiplin amirinin hizmet emri niteliğini taşımayan, savunmasını vermesine dair emrinin sanık tarafından yerine getirilmediği bu olay nedeniyle, emre itaatsizlikte ısrar suçu oluşmadığı halde, aksi görüş ve kanaatle tesis olunan mahkûmiyet hükmünde isabet görülmemiş, hükmün esastan bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Bozma sebebi karşısında, sanığın cezai ehliyetinin 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesine göre değerlendirilmemesinin, eksik soruşturma kabul edilmesi gerektiği şeklindeki Yargıtay Başsavcılığı görüşüne iştirak edilmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy