(1632 S. K. m. 85) (477 S. K. m. 47) (353 S. K. m. 9, 212) (AYDK 30.09.1999 T. 1999/184 E. 1999/169 K.) (AYDK 25.03.1999 T. 1999/74 E. 1999/63 K.) (AYDK 15.06.2000 T. 2000/117 E. 2000/119 K.)
Üste hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek ASCK'nın 85/1'inci (ilk cümle) maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle sanık hakkında açılan davada askeri mahkemece; sanığın eyleminin tipiklik yönünden 477 sayılı Yasanın 47'nci maddesinde disiplin suçu olarak düzenlenen üste saygısızlık suçunu oluşturduğu ve yargılama görevinin Disiplin Mahkemesine ait olduğu kabul edilerek, 353 sayılı Yasanın 9'uncu maddesi uyarınca kendisinin görevsizliğine karar verilmiştir.
Bu görevsizlik kararı; sanığın eyleminin üste hakaret suçunu oluşturduğu ileri sürülerek askeri savcı tarafından süresinde sanığın aleyhine temyiz edilmiştir.
Sanık, 353 sayılı Yasanın 212'nci maddesi gereğince kendisine tebliğ edilen askeri savcının bu temyiz dilekçesine karşılık verdiği yanıtta; askeri mahkemenin kararının isabetli olduğunu vurgulayarak askeri savcının temyiz isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Denizli 11. P.Tuğ. K.lığı emrinde olup, Ağustos 2005 döneminde kanuni izne ayrılmış olan sanığın Karpuzkaldıran kampında rahatsızlanan eşi Nermin ve kızı Bengül'ün kamp revirinde ve 23.8.2005 tarihinde Denizli Asker Hastanesi Dâhiliye Polikliniğinde yapılan muayenelerinde verilen ilâçlara rağmen iyileşemedikleri, bunun üzerine 27.8.2005 günü Denizli'de özel bir poliklinikte muayene oldukları, sanığın önerilen ilâçları reçete ettirmek üzere 29.8.2005 günü öğleye doğru Denizli Asker Hastanesi Danışma Hekimliğine başvurduğu. Danışma Hekimi olan mağdur Tbp. Ütğm. G.Ö.'nün ise hastaları görüp muayene etmeden anılan ilâçları reçete edemeyeceğini bildirdiği, her ikisi arasında gerginlik yaşandığı, ancak boyut kazanmadan sanığın askeri hastaneden ayrıldığı, aynı gün öğleden sonra sanığın yanında eşi ve kızı olduğu hâlde danışma hekimliğine geldikleri, mağdur hekimin saat 15:45, muayene olacaksanız kulak burun boğaz polikliniğine sevk edeyim dediği, bunun üzerine sanığın eşi ve kızının mağdura serzenişte bulundukları, mağdurun dikkatli konuşun, ben bir üsteğmenim ve askeri doktorum dediği, sanığın bu durum karşısında kimliğini çıkartıp kimsen kimsin, ben de 30 yıllık astsubayım, Rus askeri miyim, lanet olsun hepinize şeklinde bağırdığı ve eliyle masaya vurduğu, bu esnada sanığın eşinin bayılıp yere düştüğü, acil servise kaldırılıp tıbbi müdahalede bulunulduğu toplanan kanıtlardan anlaşılmaktadır.
"Hakaret", bir kimsenin şerefine, namusuna, şöhretine, haysiyetine, kişiliğine ve vakarına yönelik gerçekleştirilen küçültme ve aşağılama amaçlı kasti ve haksız tecavüzlerdir. Üst ve amirin şeref ve haysiyetine tecavüzler sadece mağdur üst veya amirlere karşı değil, aynı zamanda askeri disipline, askeri itaat ve terbiyeye de saldırı olduğundan bu fiiller Askeri Ceza Kanununda özel olarak düzenlenmiştir.
Hakaret suçunda suç kastının belirlenmesi önem kazanmaktadır. Sergilenen eylemin veya söylenen sözlerin hakaret olup olmadığı saptanırken bu eylem ya da sözlerin hangi şartlar altında cereyan ettiği, failin ve mağdurun içinde bulundukları durum ile hakaret teşkil ettiği ileri sürülen sözlerin sarf edilme sebebinin irdelenmesi gerekir. Kastın, olayın bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu ortaya konulması zorunludur.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde sanığın, askeri sağlık birimlerinden yazılan birkaç ilâcın rahatsız olan eşi ve kızını hâlen iyileştirmemesi nedeniyle bu sefer özel bir sağlık kuruluşundan önerilen ilâçları reçete ettirip eşi ve kızının tedavisini hızlandırma sıkıntısı içinde olduğu açıktır. Anılan ilâçları, sağlık cüzdanları çerçevesinde reçete ettirmek için ilkinde başvurduğunda mağdurun hastaları görüp muayene etmeden anılan reçeteyi düzenlememesinde kesinlikle haklı yönler bulunmakla beraber izah etme, olaya yaklaşma anlamında her ikisi arasında gerginlik yaşandığı da bir gerçektir. Bu durum ise sanıkta İşinin zorlaştırıldığı düşüncesini doğurmuştur. Eşi ve kızı ile beraber sanığın ikinci başvurusunda ise mağdurun bu sefer saat 15:45, isterseniz sizi polikliniğe sevk edeyim demesi karşısında zaten hasta olan eşi ve kızının serzenişlere yöneldiği anlaşılmaktadır. Mağdurun kimliğini ve rütbesini açıklayarak dikkatli olmaya davet etmesi üzerine de, sanığın iddia konusu sözleri ve eylemi sarf edip gerçekleştirdiği belirlenmektedir.
Bu sözlerde hakaret boyutuna varacak nitelikte bir içerik bulunmadığı gibi yukarıda cereyan şekli belirtilen ortamda sanığın bu sözleri mağduru küçültmek ve tahkir etmek amacı ve kastı altında da söylediğini kabul etmek olanaklı değildir. Eşi ve kızının süre giden rahatsızlıkları, iyi gelebileceğine inandıkları ilâçları bir an önce reçete ettirebilme gayreti ve sıkıntısı, olay anında sanık ile mağdur arasında beşeri ilişkilerin karşılıklı hatalar nedeniyle gerginleşmesi, nihayetinde eşinin bayılıp düşmesi gibi tüm husus ve olgular bir bütün olarak ele alındığında sanığın, kendilerine yeterli ilgi gösterilmediği gibi bir düşünceye kapılarak feveran ve serzenişe kapılması sonucu hakaret kastı olmaksızın anılan sözleri sarf ettiği sonucuna varılmaktadır.
Fakat sanığın bu eylemi, ASCK'nın 85/1'inci maddesi anlamında üste hakaret suçunu oluşturmamakla beraber askeri kurallara ve terbiyeye, örf ve adete de uygun düşmediği açık olup saygısızlık boyutunda kalmıştır.
Nitekim benzer olaylarla ilgili içtihatlara bakıldığında da;
a) Sen kimsin, sen bana ne yapabilirsin (As. Yrg. Drl. Krl.'nun 15.3.2007 gün ve 19-16 sayılı kararı);
b) Siz komutan olabilirsiniz, ama lider olamazsınız (As. Yrg. Drl. Krl.'nun 30.9.1999 gün ve 184-169 sayılı kararı);
c) Siz adil değilsiniz, size güvenmiyorum, siz emir vermeyi bilmiyorsunuz (As. Yrg. Drl.Krl.'nun 21.10.2999 gün ve 182-187 sayılı kararı);
d) Git şikâyet et, öbür dünyada iki elim yakanda olacak, benimle uğraşma (As. Yrg. Drl. Krl/nun 25.3.1999 gün ve 74-63 sayılı kararı);
e) Allah senin belânı versin (As. Yrg. Drl. Krl.'nun 15.6.2000 gün ve 117-119 sayılı kararında) şeklinde ast tarafından üste sarf edilmiş sözlerde vakanın cereyan şekli tüm boyutları ile irdelendikten sonra üste hakaret suçunun oluşmadığı, üste saygısızlık suçu boyutunda kaldığı benimsenmiştir.
Bu itibarla; askeri mahkemece, oluşa uygun düşen hukuki irdeleme ve gerekçelerle eylemin üste saygısızlık suçu olarak belirlenmesinde ve bu suç vasfına bağlı olarak görevsizlik kararı verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy