(5237 S. K. m. 62) (1632 S. K. m. 82, 85) (765 S. K. m. 80) (AYDK. 15.01.1998 T. 1998/8 E. 1998/11 K.) (AYDK. 19.11.1998 T. 1998/135 E. 147 K.) (AYDK. 22.02.2001 T. 2001/21 E. 2001/24 K.) (AYDK. 05.02.2004 T. 2004/19 E. 2004/21 K.) (YCGK. 07.02.1994 T. 1993/3-348 E. 1994/23 K.) (YCGK. 28.03.1994 T. 1994/4-59 E. 1994/82 K.) (YCGK. 13.05.1997 T. 1997/1-76 E. 1997/114 K.)
Üste tehdit ye müteselsilen üste hakaret suçlarından sanık Ter.Lv.Er Güneş ORTAK hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 14.06.2006 gün ve 2006/142-518 esas ve karar sayılı mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından yasal süresi içerisinde sebep gösterilerek temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının bozma ve onama istemlerini içeren 30.01.2008 gün ve 2008/2150 sayılı tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece sanığın;
1) Üstü tehdit suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 82/2'nci maddesinin ilk cümlesi ve 5237 sayılı TCK'nın 62/1'inci maddesi gereğince neticeten 5 ay hapis cezası ile mahkumiyetine,
2) Müteselsilen üste hakaret suçunu işlediği sabit görülerek, ASCK'nın 85/1'inci maddesinin ilk cümlesi ile 765 sayılı TCK'nın 80 ve 5237 sayılı TCK'nın 62/1'inci maddeleri gereğince neticeten 2 ay 27 gün hapis cezasıyla mahkumiyetine, karar verilmiştir.
Hükümler; sanık müdafii tarafından, üstü tehdit suçuyla ilgili sözlerin tehevvüren söylenmesi sebebiyle müvekkilinde suç işleme kastının bulunmadığı, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı düştüğü belirtilerek temyiz edilmiştir.
Başsavcılıkça düzenlene tebliğnamede; sanığın Ütğm. Murat CEYLAN'a karşı sarf ettiği iddia olunan sözlerle ilgili olarak usulüne uygun bir dava açılmamasından dolayı bununla ilgili mahkumiyet hükmünün yok hükmünde sayılarak bozulması, müteselsilen üste hakaret suçuyla ilgili mahkumiyet hükmünün ise onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
Hükümlere konu edilen maddi vakıa
Sanığın, 23.01.2003 tarihinde, çarşı iznine çıkmasını müteakip alkol alarak çevreyi rahatsız etmesi nedeniyle polise ihbarda bulunulduğu, polisler tarafından olaya el konulup soruşturma yapılması ve sanığın asker kişi olduğunun anlaşılması üzerine saat 20:30 sıralarında elleri kelepçeli olarak ve darba uğramış bir şekilde birliğine getirildiği, olay tarihinde nöbetçi amiri olan Mak.Müh.Ütğm.Murat CEYLAN ile nöbetçi astsubayı olan İs.Tek.Kd.Üçvş.Gökhan AÇIKGÖZ'ün nizamiyeye gitmelerinden sonra sanığın, mağdur Mak.Müh.Ütğm.Murat CEYLAN'a beni rahat bırak, yoksa seni vuracağım şeklinde sözler söylemesini müteakip İs.Tek.Kd.Üçvş.Gökhan AÇIKGÖZ ile olay yerinde bulunan diğer kişilere s
ktirin gidin lan şeklinde hakaret içeren sözler söylediği, sanığın takım komutanı gerek ceza hukuku, gerekse ceza yargılama hukuku bakımından değerlendirilerek, sağlıklı bir biçimde hükme konu edilebilmesi iddianamede gösterilen maddi vakalara riayet etmekle mümkün olacaktır. Suç teşkil eden maddi vakanın iddianamede belirtilmesi ise, dava konusu olayın başka iddia ve olaylardan ayırt edilebilecek şekilde sınırlandırılarak açıklanması ile mümkün olup, bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi, o olay hakkında da dava açıldığını göstermemektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.04.1967 gün ve 1967/23-22 E.K., 14.07.1988 gün ve 1988/128-91 E.K., 15.01.1998 gün ve 1998/8-11 E.K., 19.11.1998 gün ve 1998/135-147 E.K., 22.02.2001 gün ve 2001/21-24 E.K., Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin 16.10.2002 gün ve 2002/876-872 E.K. ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.1994 gün ve 3-348 E., 23 K., 28.03.1994 gün ve 4-59 E., 82 K., 13.05.1997 gün ve 1-76 E., 114 K. sayılı kararları).
Bu tespitin yapılmasını müteakip aynı fiilden ne anlaşılması gerektiği hususunun incelenmesi zorunluluk arz etmektedir.
Doktrinde, Yurtcan, ...Ceza davasının konusu, fertlerin hayatlarından alınan belli bir kesitin ceza hukuku ve ceza yargılaması hukuku bakımından değerlendirilmesidir....Bir ceza davasının konusu iddianamede belirtilen maddi vakıalar karışımı ile sınırlandırılan insan davranışlarıdır. Bu sınırlar içinde hakim araştırma ve tavsif etme yetkisine sahiptir... Mahkeme hüküm verirken fiilin dışına çıkamaz veya bir başka deyişle fiili değiştiremez. Bu noktada akla bir soru gelebilir. Bu da iddianamede belirtilen maddi vakıalardan başka maddi vakıaların yargılama sırasında ileri sürülmesinin mümkün olup olmadığıdır. Kanaatimce, işte bu noktada, yardımcı kriter harekete geçirilmelidir. Buna göre, yargılama sırasında yeni vakıaların ileri sürülmesi, ancak bunların yargılanan ferdileştirilmiş fiille aynı hukuki konuya ait olmaları halinde mümkündür. Şayet yeni ileri sürülen veya sürülmek istenen maddi vakıalar yeni bir hukuki konuyu ortaya çıkarıyorsa, bunların ileri sürülmesi mümkün değildir... İncelememizin ikinci aşamasında, belli bir fiilin yargılanması kesin hükümle sonuçlandıktan sonra, ortaya çıkan yeni maddi vakıaların, yeni bir fiil sayılarak, yeni bir yargılamaya cevaz verip vermeyeceğini tespit etmek zorundayız. Bunun için ise yine, yeni ortaya çıkan maddi vakıaların bir fiili yeterince ferdileştirmevi gerçekleştirmesi zorunludur. Bu şartın gerçekleşmiş sayılabilmesi için, yeni vakıaların yeni bir hukuki konuyu mümkün kılıp kılmadığına bakmak gerekir. Şayet yeni bir hukuki konu ortaya çıkarsa, önceki fiille yeni fiilin aynı olmadığı ve bu sebeple yeni bir yargılamanın mümkün olduğu kabul edilmelidir. (Erdener YURTCAN, Ceza Yargılamasında Kesin Hüküm, 2'nci Bası, İstanbul 1987, sayfa 67 ve 94-95) şeklindeki görüşü benimseyerek, hükmün konusu olan fiil bünyesinde olup da, hükümde gösterilmemiş hareketlerin, hükümde gösterilen hareketler ile aynı hukuki konuyu ihlâl etmeleri hâlinde yeni bir yargılama yapılamayacağını kabul etmiştir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 05.02.2004 gün ve 2004/19-21 E.K. sayılı kararında da aynı görüş kabul edilmiştir).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığı altında inceleme konusu maddi olaya tekrar dönüldüğünde;
Sanık hakkında düzenlenen iddianame incelendiğinde; iddianamenin yüklenen suçu oluşturan olayların anlatıldığı bölümünde, sanığın, mağdura sinkaflı sözler söyleyip lan demesinin üste hakaret suçunun konusu olarak gösterilmek suretiyle diğer iddia ve olaylardan ayırt edilebilecek şekilde sınırlandırıldığı ve sanık hakkındaki davanın eylem bakımından sınırının çizildiği, dolayısıyla, sanığın hayatından alınan bu zaman kesitinin iddianamede eylem olarak açıklanarak, bu eylemin parçaları olarak değerlendirilebilecek aynı hukuki menfaati ihlal eden hareketlerin kamu davasına konu edildiği görülmektedir.
Ancak, farklı saiklerle hareket eden sanığın, maruz kaldığı birbirinden ayrı eylemlerden sorumlu tuttuğu mağdur üstelerine, ayrı zaman dilimi içerisinde ve farklı içerik taşıyan sözlerle hakarette bulunmasının 2 ayrı üste hakaret suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, müteselsilen suç olarak nitelendirilmesi kanuna aykırı görülmüş ve hükmün sanığın cezada kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklandığı üzere;
Sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen; 353 sayılı Kanunun 221/1'inci maddesi uyarınca;
1) Üstü tehdit suçuyla ilgili mahkumiyet hükmünün yok hükmünde sayılarak tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA,
2) Müteselsilen üste hakaret suçundan dolayı tesis edilen mahkumiyet kararının sabit görülen eylemlerin 2 ayrı üste hakaret suçunu oluşturması sebebiyle sanığın cezada kazanılmış hakkı saklı tutularak tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 22.04.2008 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy