(5237 S. K. m. 21, 50, 52, 62) (1632 S. K. m. 145) (353 S. K. m. 95)
...Komutanlığı Askeri Savcılığının 04.05.2010 tarihli, 2010/205-150 Esas ve Karar sayılı iddianamesi ile; suç tarihlerinde ...İlçe Jandarma Komutanı olan sanık J.Yzb. A.D.nin; kendisine bağlı ...Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından gönderilen J.ErE.Ü.ye ait emre itaatsizlikte ısrar ve hizmet esnasında amiri tehdit suçlarıyla ilgili soruşturma evraklarını resmi işleme koymamak ve adli mercilere intikal ettirmemek suretiyle zincirleme astının eylemleri hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak suçunu işlediği iddiası ve eylemine uyan ASCKnın 145 ve TCKnın 43üncü maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Askeri Mahkemece; sürdürülen yargılama sonucunda;
1) Sanığın, kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek birlik içerisinde cep telefonu kullanan J.ErE.Ü.nün bu eylemi ile ilgili olarak, kasten kanuni takibatta bulunmamak suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 145 ile TCKnın 62, 50/A ve 52/2-4üncü maddeleri gereğince beş yüz TL adli para cezasıyla mahkûmiyetine,
2) Sanığın, J.ErE.Ü.nün J.Astsb. Çvş. K.G.ye karşı işlediği iddia olunan amiri tehdit eylemi hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak iddiası yönünden ise atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle beraatine; karar verilmiştir.
Sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet kararı temyiz edilmemek suretiyle kesinleşirken, beraat kararı, Askeri Savcı tarafından sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Askeri Mahkeme; sanığın, suç dosyası tanziminden önce yaptığı inceleme ve değerlendirmeler sonrası, iki kişi arasında geçen amiri tehdit olayının başkaca görgü tanığının bulunmaması sebebiyle olayı kanıtlayacak yeterli delilin olmadığı düşüncesine kapıldığını, Askeri Mahkemenin görev alanına girecek bir suç işlenip işlenmediği yönünde yaptığı inceleme ve değerlendirme neticesinde, suç dosyası düzenlemeyi gerektirir bir durumun bulunmadığı kanaatiyle hareket eden sanığın, suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
ASCKnın 145inci maddesinde düzenlenen astının suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak suçunun oluşabilmesi için, kanuni takibatta bulunmaya yetkili amirin, astının suçunu herhangi bir şekilde öğrenmesine rağmen, astını kovuşturmadan kurtarmak amacı ile hareket etmesi ve bu amaç ile astı hakkında kasten kanuni takibatta bulunmaması gerekmektedir.
Kast, 5237 sayılı TCK'nın 21inci maddesinin birinci fıkrasında, Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. şeklinde tanımlanmıştır.
Failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için, tipe uygun hareketi önceden düşünüp öngörmüş, zihninde canlandırmış olması gerektiği gibi, sonucu da istemiş olması gerekmektedir. Yani, kastın varlığı için, hareketten doğacak sonucun sadece bilinmesi, tasavvur edilmesi ve öngörülmesi yeterli değildir, sonucun istenmesi de gerekir.
Fail, hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmiş ise kast gerçekleşmiştir. Buna göre, suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için, failin hem doğacak sonucu bilmesi, hem de istemesi (bilme ve isteme) gerekmektedir.
Kastın belirlenmesinde, failin dışa yansıyan davranışlarından hareketle sonuca varılabilir. Bu nedenle, bir eylemin kasıtla işlendiğinin kabulü için, sanığın eylemini iradi olarak arzuladığı neticeyi elde etmek amacıyla bilerek ve isteyerek yaptığının hiçbir kuşku ve tereddüde yer vermeyecek biçimde ortaya konulması gerekir. Eylemin kasten gerçekleştirildiği konusunda kuşku varsa, bu durum sanık lehine yorumlanmalıdır.
353 sayılı Kanunun Bir Suç İşlendiğinin Öğrenilmesi ve İlk Tedbirler başlıklı 95inci maddesinin ikinci fıkrası, Askeri birlik komutanı veya askeri kurum amiri, maiyetinden birinin kendisine ihbar veya şikayet olunan veyahut diğer suretle öğrendiği, askeri mahkemelerin görev alanına giren suçları hakkında şüphelinin kimliğini, isnat olunan suçu ve bu suçun delillerini gösterir bir vaka raporu düzenler ve adliyönden bağlı bulunduğu askeri mahkemenin teşkilatında kurulduğu Kıta Komutanı veya askeri kurum amirine gönderir. hükmünü içermektedir.
Bu çerçevede, İlçe Jandarma Komutanı olarak görev yapan sanığın, maiyetinde bulunan J.ErE.Ü.nün, J.Astsb.Çvş. K.G.ye karşı amiri tehdit suçunu oluşturabilecek şekilde gerçekleşen eylemini öğrendiğinde, 353 sayılı Kanunun 95inci maddesine göre yasal işlem yapmak, yani suç dosyasını hazırlayarak adli yönden bağlı bulunduğu askeri mahkemenin teşkilatında kurulduğu komutanlığa göndermesi gerekirken, saiki ne olursa olsun bilerek ve isteyerek suç dosyası düzenlemeyerek astının ceza almasını engellemesinin, astının suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak suçunu oluşturacağı sonuca varılmış ve eylemle ilgili olarak tesis olunan beraat hükmünün sübut yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Ancak; Kurulumuzca yapılan müzakere ve değerlendirmede; sanığın iddianame ve hükme konu edilen, astının suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak eylemlerinin sebebiyet verdiği kanuni ihlal sayısı ve buna bağlı olarak da sabit görülen fiillerin birden fazla suçu oluşturup oluşturmadığının irdelenmesinde zorunluluk görülmüştür.
Sanığın işlediği sübuta eren eylemleri, kendisine bağlı jandarma karakolunda görev yapan J.ErE.Ü.ye ait iki ayrı suç isnadıyla ilgili evrakları adli işlem yapmaya yetkili mercilere göndermemekten ibarettir.
J.ErE.Ü.nün birlik içerisinde cep telefonu bulundurmak şeklindeki eylemiyle ilgili olay tespit tutanağı 02.11.2009 tarihini; aynı askerin cep telefonu hakkında tutanak düzenleyen J.Astsb.Çvş. K.G.yi tehdit ettiği iddiasıyla düzenlenen olay tespit tutanağı ise 04.11.2009 tarihini taşımaktadır. Dz.1deki evrak kayıt defteri fotokopisinden de anlaşılacağı üzere, her iki tutanak, aynı zarf içerisinde işlem yapılmak üzere ... İlçe Jandarma Komutanlığına gönderilmiştir.
Sanık J.Yzb.A.D.; kendisine intikal eden olay tespit tutanaklarının her ikisini de aynı zaman dilimi içerisinde incelemiş ve bunlar hakkında kanuni takibat yapmamıştır.
ASCKnın 145inci maddesinde düzenlenen suçun, birden fazla kez işlenmesi ancak iki şekilde mümkündür. Bunlardan ilki, eylemin aynı suçu işleme kararının icrası kapsamında birden fazla kez işlenerek, zincirleme suçun oluşması, bir diğeri de, birbirinden farklı ve bağımsız suç işleme kararlarıyla hareket edilerek, müteaddit kanuni ihlallere sebebiyet verilmesi halidir.
İnceleme konusu olayda, sanığın astının iki ayrı suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak eylemi farklı suç işleme kasıt ve kararlarına dayalı olarak icra edilmediği gibi birbiriyle aynı zaman dilimi içerisinde işlenmiştir. Sadece, hakkında kanuni işlem yapılmayan eylem sayısına itibar edilerek suç sayısının buna göre belirlenmesi, eylemin işleniş biçimine hakim olan hukuki unsurlarının ve sanığın eylemi hakkındaki istem ve iradesinin dikkate alınmamasına yol açacaktır.
Bu kapsamda; sanığın iddianameye konu edilen isnatlarla ilgili olarak, tek bir astının suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak suçundan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken, bu eylemlerin iki ayrı suç olarak vasıflandırılmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Ancak, sanığın iki eylemiyle ilgili olarak verilmesi gereken mahkûmiyet kararının sadece J.ErE.Ü.nün emre itaatsizlikte ısrar suçu hakkında kasten kanuni takibatta bulunmamak eylemiyle ilgili olarak tesis edilmesi ve buna ilişkin mahkûmiyet kararının temyiz edilmeyerek kesinleşmesi, sanığın her iki eylemiyle ilgili olarak yeni ve tek bir mahkûmiyet kararı verilmesine hukuki engel teşkil etmektedir.
Bu itibarla, Askeri Mahkemece tesis edilen beraat kararının sübut yönünden bozulmasına ilişkin Daire kararımızın, değinilen bu hususlar sebebiyle sanık aleyhine hüküm icra etmemek üzere uygulanmasında zorunluluk bulunduğuna işaret etmek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy