(5237 S. K. m. 52, 62) (1632 S. K. m. 137)
Askeri Mahkemece; sanığın, 08.05.2009 tarihinde hizmette tekasül ile harp malzemesinin mühimce hasarına sebep olmak suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 137, TCKnın 62/1, 50 ve 52nci maddeleri uyarınca, beş yüz Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Adli para cezasının, TCKnın 52nci maddesi uyarınca, dört eşit taksitle tahsiline, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının bir defada alınmasına, bu halde de adli para cezası ödenmez ise, adli para cezasının ödenmeyen miktar üzerinden hapis cezasına çevrilmesine,
ASCKnın Ek 10uncu maddesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına,
Meydana gelen 2.300,49 TL tutarındaki Hazine zararının 353 sayılı Kanunun 16ncı maddesi uyarınca ve yirmi dört eşit taksitte sanıktan tahsiline karar verilmiştir.
Hüküm; Adli Müşavir tarafından, hükmün nispi harç alınmasına karar verilmemesi nedeniyle usul ve yasaya aykırı olduğu ve bu hukuka aykırılığın düzeltilerek onanması gerektiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; nispi harcın 136,6 TL olarak belirlenmesi gerekirken, nispi harca hükmedilmemesinin hukuka aykırılık oluşturması nedeniyle, hükmünün bozulmasına; ancak bu durum, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkumiyet hükmünün nispi harcın hüküm fıkrasına eklenmesi suretiyle, düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; haftalık araç gereç ve silah bakımının yapıldığı 08.05.2009 tarihinde, saat 15.00 sıralarında, KPWT marka ağır makineli silahın üzerine monteli olduğu kendisine zimmetli xxxxxx plaka sayılı BTR-80 marka askeri aracı garaja sokmak için direksiyon başına geçen sanığın, araç üzerine monteli ağır makineli silahın namlusunun havaya doğru kalkık vaziyette bulunmasına dikkat etmeyerek, aracın garaja girişi esnasında silahın namlusunun garaj girişinin üst kısmındaki beton alana çarparak eğilmesine, kule üstü silahın namlusunun zarar görmesine ve 2.300,49 TL tutarında Hazine zararının meydana gelmesine neden olduğu, dosya kapsamındaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Oluş ve kabule göre; sanığın, hizmet gereği kendisine teslim edilmiş olan askeri araca monteli kule üstü ağır makineli silahı, göstermesi gereken dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketle hasara uğratarak, ASCKnın 137nci maddesinde düzenlenen, hizmette tekasül ile harp malzemesinin mühimce hasarına sebep olmak suçunu işlediği, anlaşılmaktadır.
Ancak, Askeri Mahkemelerin bir ceza mahkemesi olması nedeniyle, hukuk davası niteliğindeki davaların bağımsız olarak askeri mahkemelerde açılması mümkün bulunmamakla beraber, 353 sayılı Kanunun 16 ile ASCKnın 130/3 ve 131/1-son maddelerine göre, suçlardan doğan istirdat ve tazminat davaları kamu davaları ile birlikte askeri mahkemelerde görülebilmektedir. Bu maddelere göre, askeri savcıların Hazineye ilişkin zararları tespit edip, iddianameye yazarak askeri mahkemelerde kovuşturma ve dava etme yükümlülüğü bulunmakta ve ceza davası yanında açılan istirdat ve tazmine ilişkin bu hukuk davalarına ait yargılamanın özel hukuka ilişkin yasal düzenlemelere göre yürütülmesi gerekmektedir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 02.05.2002 tarihli, 2002/38-37 Esas ve Karar sayılı kararı bu doğrultudadır.) Dava konusu edilmedikçe bu tür zararların kendiliğinden karar altına alınması mümkün değildir.
Yerleşik Askeri Yargıtay içtihatlarında, Hazine zararının tespitinde iddianamede yazılı miktar ile bağlı olunmadığı, tazmine ilişkin hususların kazanılmış hak kapsamına girmediği ve mahkemelerin gerçek zarar miktarını araştırma görevleri bulunduğu kabul edilmektedir.
Ancak; haksız fiilden kaynaklanan zarar istemi ile karşı karşıya bulunan sanık hakkındaki tazminat davasının amacının, Devletin malvarlığının; sanığın gerçekleştirdiği haksız fiilden önceki duruma gelmesini temin etmek olması nedeniyle; tazminin, zarara uğrayan Devlet açısından sebepsiz zenginleşmeye yol açmaması ve ayrıca tazminat hukuku yönünden özel hukuka ilişkin yasal düzenlemeler uygulanacağından, davanın genişletilmesi yasağına da uyularak karar verilmesi gerekmektedir.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71inci maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 27/09/2006 tarihinde kararlaştırılan ve 01/01/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikin 7nci maddesinde; kamu zararlarının 6ncı maddede belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmak suretiyle; kontrol, denetim veya inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama, adli, idari veya askeri yargılama sonucunda tespit edilebileceği, 10uncu maddesinde, adli, idari ve askeri mahkemelerce hükme bağlanan ve taraflara tebliğ edilen Kamu zararından doğan alacaklara ilişkin kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, takip işlemlerine başlanabileceği, 12nci maddesinde tespit edilen kamu zararlarının; rızaen ve sulh yolu ile ödenmek, 22/04/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak, 2004 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle tahsil edilebileceği, 16ncı maddesinde Kamu zararından doğan alacakların, sorumluların ve/veya ilgililerin talebi üzerine kamu idaresince taksitlendirilebileceği, taksitlendirme süresinin azami beş yıl olacağı, Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde taksitlendirme işlemlerinin, 08/01/1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanunun ihtilafların sulh yoluyla halline ilişkin hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilebileceği, diğer kamu idarelerinin özel mevzuatlarında başka türlü bir düzenleme bulunmadığı takdirde taksitlendirmeye üst yöneticilerin yetkili olduğu, sorumluların ve/veya ilgililerin yazılı taksitlendirme talebi üzerine, sorumlu ve/veya ilgili ile idare arasında, taksitlendirmenin süresini, taksit sayısı ve tutarları ile ödeme zamanlarını belirleyen bir ödeme planı yapılacağı, sorumlulardan ve/veya ilgililerden taksitlerini ödeme planına uygun ve vadesinde düzenli olarak ödeyeceklerine dair Resen borç senedi ve kefaletname alınacağı, vadesinde ve faiziyle birlikte tamamen ödenmemesi halinde alacağın tamamının muaccel olacağı ve hükmen tahsili için gerekli işlemlerin başlatılacağı, taksitlerin tahsili sırasında taksit dönemine ait taksit tutarının ödenip faizinin tamamının ödenmediği hallerde, muhasebe birimince tahsilat belgesi üzerine idarenin faiz isteme hakkının saklı olduğuna ilişkin şerh konulacağı belirtilmiştir.
İrdelenen bu mevzuat nedeniyle ve özel hukukun genel kuralları doğrultusunda davanın genişletilmesi yasağını ihlal edecek biçimde, askeri mahkemelerce Hazine zararının tahsiline karar verilmesi halinde, taksitlendirmeye karar verme olanağı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan mahkeme taksitlendirmeye ilişkin kararı ile mevzuatın öngördüğü beş yıl olabilecek olan taksitlendirme süresini kısaltmış, sanığın idare ile arasında taksitlendirmenin süresini, taksit sayısı ve tutarları ile ödeme zamanlarını belirleyen bir ödeme planı yapma hakkını elinden almış, sanığın taksitlendirme hususundaki görüşü alınmamış, ayrıca taksitlere uyulmamasının hukuki sonuçlarını da hüküm altına almamıştır.
Bu nedenle, temyiz konusu olayda meydana gelen ve tazmini gereken Hazine zararının, taksitlendirilerek tahsiline karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Diğer yandan, bu konuda resmi bir belge bulunmamakla birlikte, TSKlarından ilişiğinin kesildiği belirtilen sanığın düzenli gelir getirici bir işi bulunmadığının anlaşılması, yapılan mali araştırmalar sonucu üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkulü, aracı ve mal beyanına göre hiçbir maddi birikimi bulunmadığı, aksine bir bankaya borcu olduğunun belirlenmesi karşısında, sanığın Hazine zararının tümünü ödemekle sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun düşmediği, zararın hepsini ödemesi halinde müzayaka durumuna düşebileceği anlaşılmaktadır. Askeri Mahkemece, hükmün gerekçesinde açıkça belirtilmemekle birlikte; olayda bilirkişi raporuna göre, sanığın kusurunun tam bulunması nedeniyle bu yönde uygulama yapıldığı anlaşılmakla beraber; sanığın tam kusurlu olduğu belirlense dahi, bu hususun Borçlar Kanununun 44/2nci maddesinde belirtilen eylemin kasten veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapıldığına ilişkin kabulünün hatalı olması, sanığın olay sırasında bir hizmet gereğini yerine getirmekte oluşu, kasten veya bilerek, ağır bir ihmal ya da kusurlu davranış sergilememesi ve özellikle itibar edilen bilirkişi raporunda, garaj kapısının alçak olmasının da kazaya sebebiyet veren etkenlerden biri olarak kabul edilmesi nazara alındığında; Hazine zararının tamamının sanıktan tahsili halinde Müzayaka haline düşeceği dikkate alınmadan, Hazine zararından hiçbir tenkis yapılmaması ve bu hususun gerekçede tartışılmamış olması da hukuka aykırı bulunmuştur.
Öte yandan, hükümde taksitlendirilen adli para cezasının, taksit miktarı belirtilmekle birlikte, taksit vadelerinin belirtilmemesi; hükmün infazında karışıklığa yol açacağı gibi, nispi harca hükmedilmemiş olması da hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Bu nedenlerle, hükmün belirtilen uygulama hataları nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy