(5721 S. K. m. 74, 147, 150) (1632 S. K. 66) (5237 S. K. m. 50, 52, 62) (353 S. K. m. 220)
Sanık hakkında daha önce verilen mahkumiyet hükmünün, Dairemizin 17.10.2012 tarihli, 2012/1253-1109 Esas ve Karar sayılı ilamıyla, usul yönünden bozulmasını müteakiben yapılan yargılama sonunda, Askeri Mahkemece; sanığın, 15.11.2010-2.4.2011 tarihleri arasında izin (hava değişimi) tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 66/1-a, TCKnın 62, 50/1-a ve 52nci maddeleri gereğince 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 02.04.2011-26.05.2011 tarihleri arasında nezaret, yol ve tutuklulukta geçen sürenin cezasından mahsubuna, karar verilmiştir.
Hüküm; sanık tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiği; müdafi tarafından ise, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün, usule aykırılık nedeniyle bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; sanığın, Isparta Asker Hastanesinin 12.10.2010 tarihli Sağlık Kurulu Raporu ile Antisosyal kişilikte uyum bozukluğu tanısıyla bir ay hava değişimine gönderildiği, hava değişimi süresi sonunda en geç 15.11.2010 tarihinde dönerek Birliğine katılması gerekirken katılmadığı, bir süre sonra 02.04.2011 tarihinde yakalandığı, dosya kapsamındaki kanıtlardan anlaşılmıştır.
Askeri Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, adli gözlem sonucu suç tarihlerinde cezai ehliyetinin tam ve askerliğe elverişli olduğu belirlenen sanığın, müsnet izin (hava değişimi) tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek; alt sınırdan temel ceza tayin edilip, takdiri indirim uygulanmak suretiyle mahkumiyetine karar verilmesinde; daha önce kesinleşmiş kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezasına ilişkin mahkumiyetinin bulunması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin uygulanmayarak, sonuç kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilmesinde ve taksitlendirilmesinde, hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte;
Sanık hakkında ceza tayin edilirken, uygulanan Kanun maddesi olarak ASCKnın 66/1-b maddesi yerine ASCKnın 66/1-a maddesi yazılması, hukuka aykırı ise de; suçun hukuki niteliğine ve ceza uygulamasına bir etkisi bulunmayan bu hatanın, 353 sayılı Kanunun 220/2'nci maddesinin F ve H bentleri gereğince düzeltilmesi mümkün olduğundan, sanık ve müdafiin temyiz sebeplerinin reddi ile, mahkumiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Tebliğnamede, bozma kararı sonrasında yapılan duruşmalara müdafiin çağrılmaması, savunma hakkını kısıtladığından, hükmün usul yönünden bozulması yönünde görüş bildirilmiş ise de;
Askeri Mahkemece, sanığın adli gözlem altına alınmasına karar verilmesi nedeniyle CMKnın 74/2'nci maddesi gereğince Isparta Barosundan talepte bulunulması üzerine, Av. O. Z.nin Baro tarafından görevlendirildiği (Dz.140, 143); hüküm duruşmasına katılan müdafiin ilk hükmü temyiz ettiği, müdafiin temyizine istinaden yapılan incelemede, Dairemizin 17.10.2012 tarihli, 2012/1253-1109 Esas ve Karar sayılı ilamı ile hükmün usule aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verildiği, bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında ise, müdafiin bilgilendirilmediği ve duruşmalara yokluğunda devam edilerek hüküm kurulduğu, gerekçeli kararın kendisine tebliği üzerine de hükmü temyiz ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 06.03.2014 tarihli, 2014/11-14 Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği gibi; kovuşturma aşamasında, adli gözlem kararı üzerine CMKnın 74/2nci maddesi gereğince görevlendirilen müdafiin görevi, o işlemle sınırlı bir görevlendirme olup, sonraki aşamaları kapsamamaktadır.
Buna göre, ilk hükmün verildiği aşamadan önceki yargılama safhasında, adli gözlem kararı verilmesi üzerine görevlendirilen sanık müdafiin, ilk hükmü temyiz etmesi, bu hükmün sadece müdafiin temyizine atfen bozulması, kendisine tebligat yapılmadığı için, ilk hükmün bozulması üzerine sürdürülen yargılama safhasına katılmayan, ancak gerekçeli kararda sanık müdafi olarak gösterilen müdafiin, kendisine gerekçeli kararın tebliği üzerine, ikinci hükmü de temyiz etmiş olması, adli gözlem işlemine ilişkin itirazlarını temyiz aşamasında ileri sürmesinin doğal olması ve kovuşturmanın aşamalarında, müdafi yardımından faydalandırıldığını bilen sanığın açıkça müdafiini azletmemiş olması nedeniyle, müdafiin temyiz isteminin kabulü gerekmekle birlikte,
Adli gözlem işleminden sonra CMKnın 74/2nci maddesi gereğince görevlendirilen müdafiin görevinin, bu işlemle sınırlı olması, kovuşturma aşamasında ve bozma kararından sonra CMKnın 147nci maddesinde yazılı hakları kapsamında, müdafi seçme hakkı bulunduğu, onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, müdafi seçecek durumda olmaması ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirileceği kendisine anlatılan sanığın, müdafi istemediğini açıkça beyan etmiş olması ve adli gözlem işlemi sonucunda kendisini yeterince savunamayacak derecede zihinsel yönden bir maluliyetinin de olmadığının anlaşılmış olması karşısında, CMKnın 150/2nci maddesi uyarınca bir müdafi görevlendirilmesi zorunluluğu da bulunmadığından, CMKnın 74/2nci maddesi gereğince görevlendirilen müdafiinin bozma kararından sonra duruşmalara çağrılmamış olmasının, savunma hakkının kısıtlanmasına neden olan bir hukuka aykırılık teşkil etmediği kabul edilerek, tebliğnamede ileri sürülen görüşe iştirak edilmemiştir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 09.05.2013 tarihli, 2013/54-50 Esas ve Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy