(1632 S. K. m. 136) (5237 S. K. m. 51, 62) (477 S. K. m. 56) (6413 S. K. m. 19)
Askeri Mahkemece; sanığın, 09.09.2011 tarihinde mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 136/1-A, C ve TCKnın 62nci maddeleri gereğince yirmi beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCKnın 51/1inci maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine ve bir yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.
Hüküm; Adli Müşavir tarafından, uygulamaya yönelik nedenler ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün, noksan soruşturma nedeniyle bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; sanığın, 09.09.2011 tarihinde 18.00-20.00 saatleri arasındaki garaj nöbeti sırasında, oturup silahını yere bıraktığı ve kendisini jiletle yaraladığı, yardım istemesi üzerine aynı yerde 2nci nöbetçi olan P.Er B. A.'nın sanığın yanına gelerek, olayı nöbetçi heyetine bildirmesi üzerine, kendisini yaralayan sanığın tedavisi için revire sevk edildiği, dosya kapsamındaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sabit görülen olayla ilgili olarak, Askeri Mahkemece; sanığın, mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu işlediği kabul edilerek, mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Askeri Ceza Kanunun 136/1inci maddesi ...Her kim nöbetçi iken kasten veya tekasülen,
a) Kendisini verilen vazifeyi yapamayacak hile koyarsa,
b) Nöbet mahallini terk ederse yahut verilen sair talimata mugayir hareket ederse,
c) Her iki halde de, bir mazarrat mucip olursa iki seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır... hükmünü içermektedir.
Bu düzenlemeden, mazarrat unsurunun, suçun kurucu unsurları arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu, maddede geçen mazarrat unsurunu tanımlamamış ise de, bu unsurun açılımı mahiyetindeki hizmetin aksamaması veya maddi zararın doğmaması unsurunun, suçun oluşup oluşmadığı konusunda yapılacak olan değerlendirmede esaslı bir ölçüt olarak göz önüne alınması gerekmektedir.
Özellikle manevi zararlarda, askeri hizmet ve nöbet hizmetlerinin aksaması yanında otorite zaafiyeti ve boşluğu gibi olgular anlaşılmaktadır.
Bundan dolayı hizmetin aksaması kavramının, en basit halde dahi nöbet talimatına aykırı hareket edilmesiyle hizmetin aksadığının ve buna bağlı olarak da mazarratın doğduğunun kabul edilmesi şeklinde değil, ciddi ve vahim bir manevi zararın doğmuş olması şeklinde anlaşılması ve yorumlanması gerekmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 16.10.2003 tarihli ve 2003/75-82 sayılı kararı).
477 sayılı Kanunun 56ncı maddesiyle yaptırıma bağlanan nöbet talimatına aykırı hareket etmek disiplin suçunda ise, hizmetin aksamaması veya maddi zararın doğmaması gerekmektedir.
Ancak, 16.02.2013 tarihli ve 28561 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 31.01.2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile, Disiplin Mahkemeleri Disiplin Kurullarına dönüştürülmüş ve bu mahkemelerin savaş zamanında kurulacakları hüküm altına alınarak, 477 sayılı Kanuna diğer mevzuatta yapılan atıfların bu Kanuna yapılmış sayılacağı belirtilmek suretiyle, barış zamanında (Karasuları dışındaki gemilerde işlenen disiplinsizler hariç) 477 sayılı Kanunun uygulanma imkanı kalmamış, ayrıca nöbet talimatına aykırı hareket etmek eylemi, aynı kanunun 19/1-g maddesi gereğince hizmet yerini terk etmeme cezasını gerektiren bir disiplinsizlik olarak yeniden tanımlanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında;
Sanığın, nöbeti sırasında, nöbet talimatlarına aykırı hareket ettiği (Dz.14-17), jiletlemek suretiyle kendisini nöbet tutamayacak hile getirdiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Ancak, nöbet listesine göre, sanığın olay sırasında, P.Er B. A. ile birlikte Garaj Nöbetçisi olarak görevli olduğu görülmektedir (Dz.13).
Bu sırada sanığın en yakınında bulunan P.Er B. A.nın yeminli beyanından, olay esnasında, sanığın seslendiğini duyarak yanına gittiğinde, sanığın jiletle kendisine zarar vermiş olduğunu gördüğü, olayı nöbetçi heyetine bildirmesi üzerine, sanığın tedavisi için revire sevk edildiği anlaşılmaktadır (Dz.44).
Dinlenen diğer tanıklar, Nöbetçi Astsubay Ö. K. (Dz.44), Nöbetçi Uzman Çavuş E. T. (Dz.69) ve Devriye Onbaşısı S. T.nin (Dz.45) yeminli beyanları da bu yönde olduğundan, olay sonrası nöbetçi heyetinin bilgilendirilmesi üzerine, sanığın nöbet yerinden alınarak, tedavisi amacıyla revire gönderildiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Bu durumda, olayın bildirilmesi üzerine, nöbetçi heyeti tarafından derhal müdahale edilmiş olması karşısında, sanığın revire sevk edildiği ana kadar kendi iradesiyle nöbet yerinden ayrılmamış olması nedeniyle, nöbet hizmetinin aksamasından söz edilmesi mümkün görülmemektedir.
Sanığın dışında P.Er B. A.nın da aynı bölgede nöbetçi olduğu ve nöbetçi heyetinin derhal müdahale ettiği göz önüne alındığında, Birliğin güvenliğinin tehlikeye düşmesi gibi bir durumun da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönde delil de bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, sanığın eylemi neticesinde maddi bir zarar doğmadığı gibi, nöbetini talimatlara uygun bir şekilde tutmayan sanığın, nöbetçi heyeti tarafından müdahale edilerek revire sevk edildiği ana kadar, nöbet mevziinde bulunması nedeniyle, ciddi ve vahim bir manevi zarar doğmadığı anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay 1inci Dairesinin 30.01.2008 tarih ve 2008/229-246; 4üncü Dairesinin 24.04.2013 tarih ve 2013/685-677 E.K. sayılı kararlarında da, benzer olaylarla ilgili olarak, aynı değerlendirmelere yer verilmiştir.
Bu nedenlerle, sanığın nöbet talimatına aykırı hareket ederek kendisine zarar vermesi sonucu, mazarrat unsurunun oluşmadığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin ASCKnın 136ncı maddesinde düzenlenen mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket suçunu oluşturmayıp, 477 sayılı Kanunun 56ncı maddesiyle yaptırıma bağlanan nöbet talimatına aykırı hareket etmek disiplin suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu disiplin suçu ise, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununun 19/1-g maddesi gereğince Hizmet yerini terk etmeme cezasını gerektiren bir disiplinsizlik olarak yeniden düzenlendiğinden, mahkûmiyet hükmünün esas yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy