(5271 S. K. m. 170, 225) (353 S. K. m. 8, 9, 52, 176, 196, 197, 209, 211, 212) (1632 S. K. m. 63, 66, 68, 76, 87) (AYDK. 23.10.2008 T. 2008/162 E. 2208/167 K.)
Sanıklar hakkında, 29.11.2013 tarihinde emre itaatsizlikte ısrar suçunu işledikleri iddiasıyla, ASCK’nın 87/1 maddeleri uyarınca, cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davalarının yargılaması sonunda Askeri Mahkemece; sanıkların eylemlerinin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na Muhalefet suçunu oluşturacağı kabul edilerek, 353 sayılı Kanun’un 9 ve 176’ncı maddeleri uyarınca ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmiştir.
Hükümler; Komutan tarafından, suç vasfına bağlı görev yönünden temyiz edilmiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığınca düzenlenen 19.10.2015 tarihli ve 2015/1963 sayılı tebliğnamede; Komutanın temyiz isteminin süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiş, Dairemizin 4.11.2015 tarihli ve 2015/477-31 Esas ve Karar sayılı ara kararı ile; Komutanın temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek, Askeri Yargıtay Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname dosya içeriği ile ilgili bir görüş içermediğinden, sanıkların savunma hakkını kullanabilmesi için adil yargılanma hakkının engellenmemesi adına ve temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla, ek tebliğname düzenlenmesi; düzenlenecek ek tebliğnamenin, aleyhe görüş içermesi hâlinde ilgililere tebliğinden sonra dava dosyasının incelemeye devam edilmek üzere Dairemize gönderilmesi için dosyanın Askeri Yargıtay Başsavcılığına iadesine, karar verilmiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığınca düzenlenen 26.11.2015 tarihli, 2015/21 sayılı Ek Tebliğname ile; görevsizlik kararlarının, usul yönünden ayrı ayrı bozulmasına karar verilmesi gerektiği hususunda görüş bildirilerek, dava dosyası temyiz incelemesine devam edilmek üzere Dairemize iade edilmiştir.
Komutan’ın temyiz isteminin süresinde olup olmadığı yönünden yapılan incelemede;
353 sayılı Kanun’un 196, 197, 209, 211 ve 212’nci maddesi hükümlerine göre, temyizi kabil bir karar hakkında temyiz incelemesi yapılabilmesi için hak ve yetkisi olan kişilerce, kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesine dayanılarak yasal süre içerisinde temyiz iradesini gösteren bir temyiz davası açılmış olması gerekmektedir.
353 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin süresi ve şartları" başlığını taşıyan 209’uncu maddesi; "Temyiz istemi karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde olur.
Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri için temyiz süresi hükmün gerekçesiyle birlikte tebliği tarihinden başlayarak bir haftadır." hükmünü içermektedir.
Öte yandan, 353 sayılı Kanun’un "Tebliğ usulleri" başlıklı 52’nci maddesinin ikinci fıkrasında, "Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirine gösterilecek evrak kendisine gönderilir. Bu gösterilme bir mehil başlangıcı olursa, gösterilen evrakın konusu ile yer ve zamanını belirten bir belge imzalanır." şeklinde düzenleme yer almaktadır.
353 sayılı Kanunun 209’uncu maddesinin açık hükmü karşısında, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirine gerekçeli hükmün mutlaka tebliği gerektiğinde tereddüt olmamakla birlikte, gerekçeli hükmün adli müşavirlik kaydına girdiği veya personeline teslim edildiği tarihte mi? yoksa komutan veya askeri kurum amiri tarafından bizzat görüldüğü tarihte mi? tebliğ edilmiş sayılacağı hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.
Hukuki sorunun çözümü açısından 353 sayılı Kanunun 8’inci maddesinde yapılan değişikliklerin gerekçeleriyle birlikte incelenip adli müşavir ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya kurum amiri arasındaki yetki devri kapsamının, kanun yollarına başvurma hak ve yetkilerinin, ortaya konulması faydalı olacaktır.
353 sayılı Kanunun "Nezdinde Askeri mahkeme kurulan kıta komutanı ve askeri kurum amiri başlıklı" 8'inci maddesi, 28.6.1984 tarihli ve 3034 sayılı Kanunla eklenen 5'inci fıkrasından önce; "Nezdinde Askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde, refakatlerindeki Askeri savcıya soruşturma açtırır ve yapılmakta olan soruşturma hakkında askeri savcıdan her zaman bilgi isteyebilirler.
Nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirlerinin refakatlerindeki adli müşavirler, bu yetkinin kullanılmasında komutan ve askeri kurum amirlerinin yardımcısıdırlar ve kanun yollarına başvurmada adı geçen komutan ve askeri kurum amirleri adına ilgili soruşturma ve dava dosyalarını incelemeye yetkilidirler.
Adli müşavirler, aynı zamanda refakatlerinde bulundukları, nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirlerinin hukuk işlerinde de yardımcısıdırlar.
Kıta komutanının ve askeri kurum amirinin kanuni ve şahsi engelleri yetkilerinin kullanılmasına imkân vermez ise bu yetkiler kanuni vekillerine geçer." şeklinde iken maddeye 28.6.1984 tarihli ve 3034 sayılı Kanunla, "Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askeri kurum amiri tarafından yazılı yetki verildiği takdirde, subay ve astsubayların işledikleri suçlar hariç olmak üzere, Askeri Ceza Kanununun; ağır hapis veya ölüm cezasını gerektiren hâli dışında 63'üncü maddesi ile 66'ıncı, 68'inci, 76'ıncı maddeleri ve meydana gelen hasar tutarının 50.000 Türk Lirasını geçmemesi hâlinde 137'nci maddesinde yazılı suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermeye, askeri hâkim sınıfından olan adli müşavirler yetkilidir; ancak tutuklama isteminde bulunamazlar." şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.
Daha sonra 9.10.1996 tarihli ve 4191 sayılı Kanunun 1'inci maddesi ile, maddenin 5'inci fıkrası "Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askeri kurum amiri, subay ve astsubayların işledikleri suçlar dışında, asker kişilerin işledikleri suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek üzere askeri hâkim sınıfından olan adli müşavirlere yazılı yetki verebilir. Yetki verilen konularda kıt’a komutanı veya kurum amirine tanınan kanuni yetkiler adli müşavirler tarafından kullanılır." şeklinde değişikliğe uğramıştır.
Son olarak ise, 12.6.2003 tarihli ve 4893 sayılı Kanunun 1'inci maddesi ile yapılan değişiklikle fıkra hâlen yürürlükte olan "Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askeri kurum amiri, subay ve astsubayların işledikleri suçlar dışında, diğer kişilerin işledikleri suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek üzere askeri hâkim sınıfından olan adli müşavirlere yazılı yetki verebilir. Yetki verilen konularda kıt’a komutanı veya kurum amirine tanınan kanuni yetkiler adli müşavirler tarafından kullanılır." şeklini almıştır.
İlk hâlinde yetki devri hususunda bir hüküm bulunmayan maddeye, 28.6.1984 tarihli ve 3034 sayılı Kanunla eklenen 5'inci fıkra ile, subay ve astsubayların işledikleri suçlar hariç olmak üzere, Askeri Ceza Kanununda düzenlenen bazı suçlar yönünden, sadece suç evrakını soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek konusunda adli müşavire yetki devrine yasal dayanak getirilmiş, kanun yollarına müracaat ile ilgili ise yetki devri öngörülmemiştir.
9.10.1996 tarihli ve 4191 sayılı Kanunun 1'inci maddesi ile yapılan değişiklikle bu kez yetki devri kapsamına giren kişiler daraltılmakla birlikte, suç nevi bakımından yetki devri kapsamı genişletilmiş, bunun yanında yetki verilen konulara ilişkin diğer kanuni yetkilerde (kanun yollarına başvurma gibi) yetki devri kapsamına alınmıştır.
12.6.2003 tarihli ve 4893 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ise, sadece yetki devri kapsamına giren kişiler genişletilmiş, diğer hususlarda bir değişikliğe gidilmemiştir.
Maddede değişiklik yapan, yukarıda bahsi geçen, 3034, 4191 ve 4893 sayılı Yasaların genel ve madde gerekçelerinden; Yasa Koyucuyu maddede değişiklik yapmaya götüren en önemli sebeplerden birisinin, özellikle Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı, Ordu ve Kolordu Komutanlıklarını deruhte eden komutanların gerek yoğun iş hacimleri, gerekse denetleme, tatbikat, manevra ve protokol gereklerinden dolayı karargâhlarında bulunmadıkları zamanların fazlalığı nedeniyle, 353 sayılı Kanun’un 8 ve 95’inci maddeleri gereğince imzalanması gereken suç evrakının birikerek adli mercilere intikalindeki gecikmelerin yaşanması olduğu; yapılan değişikliklerle yargılamanın süratle sonuçlandırılması, zaman israfının önlenmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması ve komutanların adli işlemlerinde rahatlama sağlamasının amaçlandığı;
İlk olarak 3034 sayılı Kanunla bu sebeplerle yapılan değişikliğin, zamanla beklenen amaçlara ulaşmada yetersiz kaldığının tespiti üzerine, 4191 sayılı Kanunun 1'inci maddesi ile, yetki devrine kanun yolları da dahil edilerek maddede değişiklik yapıldığı, ancak, değişiklik yapılırken "diğer kişilerin" ibaresinin fıkranın ilk haline göre kapsama giren kişileri daraltması karşısında, 4893 sayılı Kanunla tekrar değişikliğe gidildiği;
Anlaşılmaktadır.
Maddede yapılan bu yasal değişikliklerin sebepleri ve hedeflenen amaçları ile 353 sayılı Kanunun 52/2 ve 209/2’inci maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; Yasayla yetki devri dışında bırakılan adli işler ile komutan veya askeri kurum amiri tarafından adli müşavire yetki devri yapılmayan durumlar haricinde, Yasa Koyucunun, adli yetkisini kullanacağı hususla ilgili suç evrakının ve adli mercilerce verilen kararların bizzat teşkilatında askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amirine arz edilmesini öngördüğü; mehil öngörülen durumlarda da hükmün gerekçesiyle birlikte tebellüğ edildiğini gösterir görüldü belgesinin düzenlenme tarihini mehil başlangıcı olarak kabul ettiği sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, 353 sayılı Kanunun 8/2’nci maddesine göre; asli görevi, teşkilatında askeri mahkeme bulunan komutan veya kurum amirinin kanundan doğan adli yetkilerinin kullanılmasında kanuni yardımcılığını deruhte etmek olan ve bu görevi kapsamında, kanun yollarına başvurmada adı geçen komutan ve askeri kurum amirleri adına ilgili soruşturma ve dava dosyalarını inceleyebilme yetkisi bulunan adli müşavirin, Yasayla yetki devri dışında bırakılan adli işler ile komutan veya askeri kurum amiri tarafından adli müşavire yetki devri yapılmayan durumlarda, komutan veya askeri kurum amiri adına, kanun yollarına müracaat edemeyeceği gibi, temyiz iradesi olarak kabul edilebilecek bir işlem yapamayacağı açıktır.
Burada, adli müşavirin, 353 sayılı Kanun'un 8/5’inci maddesi gereğince, kendisine yetki devri yapılan konulardaki yetkileri ile Yasayla yetki devri dışında bırakılan adli işler ve komutan veya askeri kurum amiri tarafından adli müşavire yetki devri yapılmayan hususlardaki yetkilerinin aynı olmaması karşısında, adli müşavire yetki devri yapılan izin tecavüzü suçuna ilişkin bir uyuşmazlık hakkında verilen ve tebliğnamede emsal olarak gösterilen Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.10.2008 tarihli, 2008/162-167 Esas ve Karar sayılı kararının, somut olay açısından emsal teşkil etmeyeceği gözden kaçırılmamalıdır.
Bu itibarla, askeri mahkeme ve askeri savcılık tarafından, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirine tebliğ edilmek üzere, gönderilen hüküm ve kararın adli müşavirlik kaydına girmesi veya adli müşavirlik personelince teslim alınması, mehil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği gibi, adli müşavirin arz hazırlıkları niteliğinde olan dava dosyasını istemesi de, mehil başlangıcı olarak kabul edilemeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olaya dönüldüğünde; sanıklar hakkında, emre itaatsizlikte ısrar suçundan açılan kamu davaları ile ilgili yapılan yargılama sonunda Askeri Mahkemece, yüklenen eylemlerin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3'üncü maddesi kapsamında kaldığı, ceza kanunlarıyla suç olarak düzenlenmiş bir eylemin emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturmayacağı, kaçakçılık suçlarının askeri suç veya askeri bir suça bağlı olmaması, asker kişiye karşı işlenen bir suç olmaması, askeri hizmet ve görevle ilintili de olmaması nedenleriyle, 353 sayılı Kanunun 9 ve 176'ncı maddeleri gereğince görevsizlik kararı verildiği ve gerekçeli hükmün 11.5.2015 tarihli üst yazı ile … gönderildiği, 14.5.2015 tarihinde Adli Müşavirliğe teslim edildiği; Adli Müşavir tarafından, 29.5.2015 tarihli yazı (koordinasyon formu) ile, dava dosyasının tetkikini müteakip iade edilmek üzere Komutanlığa gönderilmesinin istenildiği, Askeri Mahkemenin 29.5.2015 tarihli üst yazısı ile dava dosyasının Adli Müşavirliğe gönderildiği, daha sonra 22.6.2015 tarihli koordinasyon formu ile dava dosyasının Askeri Mahkemeye iade edildiği, akabinde Komutan tarafından imzalanan 22.6.2015 tarihli "Aşağıda yüklenen suçu ve kimliği yazılı sanıklar hakkında … Askeri Mahkemesince düzenlenen ilgi kararı 22.6.2015 tarihinde gördüm. Temyiz ediyorum." şeklindeki gerekçeli kararı gördüğüne ilişkin belge ile aynı tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinin Askeri Mahkemeye gönderildiği ve 23.6.2015 tarihinde Mahkeme Kalemine kaydedildiği, görülmektedir.
Yasayla yetki devri dışında bırakılan adli işler kapsamında olan yüklenen suçtan sanıklar hakkında verilen hükme karşı, Komutan adına temyiz iradesi olarak kabul edilebilecek bir işlem dahi yapamayacağı açık olan, Adli Müşavirin arz hazırlıkları kapsamında dava dosyasını Askeri Mahkemeden isteme yazısının, Komutan açısından mehil başlangıcı olarak kabul edilmesi yasal olarak mümkün olmaması karşısında, karardan 22.6.2015 tarihinde haberdar olan Komutan’ın, bir haftalık hak düşürücü süre içerisinde 23.6.2015 tarihinde Askeri Mahkeme kaydına giren 22.6.2015 tarihli gerekçeli temyiz istemi süresinde olduğundan, temyiz incelemesine devam edilmiştir.
Yapılan incelemede;
14-19.11.2013 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıldönümü Törenlerine iştirak kapsamında … Limanı ziyareti görevi verilen TCG … Komutanlığınca yayınlanan 14.11.2013 tarihli, 15/13 sayılı idari emir ile alkollü içeceklerin gemiye getirilmesinin yasaklandığı ve bu emrin 14.11.2013 tarihinde imzaları karşılığında gemi personeli olan sanıklara tebliğ edildiği, yine Gemi Kuruluş Kurallar Kitabı C 1 madde 92'de gemiye içki sokmanın yasak olduğunun düzenlendiği, bu hususun da 6.6.2013 tarihinde her iki sanığa tebliğ edildiği, sanıkların kendilerine tebliğ edilen emre aykırı hareketle … Komutanlığına alkollü içki soktukları, 13.12.2013 tarihinde yapılan kontrolde sanıklardan Dz.Mot.Bçvş. O.K.’ye ait yedi şişe, Dz.Sey.Asb.Çvş. U.E.’ye ait iki şişe alkollü içkinin gemi içerisinde ele geçirildiği iddiasıyla, sanıklar hakkında emre itaatsizlikte ısrar suçundan cezalandırılmaları talebiyle açılan kamu davasının yargılaması sonucunda Askeri Mahkemece; sanıkların eylemlerinin Kaçakçılık Kanunu’na Muhalefet suçunu oluşturacağı kabul edilerek, sanıklar hakkında görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir.
353 sayılı Kanun’un 5530 sayılı Kanun ile değişik Ek 1’inci maddesinin atıfta bulunduğu 5271 sayılı CMK’nın "Kamu davasının açılması" başlıklı 170’inci maddesinde, görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede, diğer unsurların yanında, yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi ile suçun delillerinin de gösterileceği, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı, iddianamenin sonuç kısmında da, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiğinin açıkça belirtileceği düzenlenmiştir.
CMK’nun 225'inci maddesi uyarınca da; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir”. Bu düzenleme gereğince, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nun 225/1’inci maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir.
Askeri Yargıtay’ın ve Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da kabul edildiği üzere, hükmün konusunun iddianamede açıklanan ve ferdileştirilmiş eylem/fiil olup, hüküm ile iddianamenin aynı maddi olaya ilişkin olması gerekmektedir. İddianamenin dışına çıkılarak karar verilmesi, açılmayan ve mevcut olmayan bir dava nedeniyle karar verilmesi sonucunu doğuracağından, iddianameye yazılarak dava konusu yapılmayan bir eylemden dolayı hüküm verme olanağı yargılama hukukunda bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında temyize konu hükme dönüldüğünde; Donanma Komutanı tarafından "… Komutanlığı emrinde görevli Asb.Bçvş. O.K.'nin ….'den tedarik ettiği 7 şişe alkollü içeceği gümrük heyetine beyan etmemesi olayı" hakkında soruşturma emri verilmesi üzerine, … Askeri Savcılığınca yapılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında düzenlenen iddianame ile sanıklara yüklenen eylemin, sanıkların kendilerine tebliğ edilen emre aykırı hareketle, … Komutanlığına alkollü içki sokmakla sınırlandırıldığı;
Askeri Mahkemece ise; ... somut olayda iddia konusu alkollü içkilerin sanıklar tarafından edinilerek, görevli bulundukları … Komutanlığına … liman ziyareti sonrası sokulduğu, geminin …'den sonra 29.11.2013 tarihinde … Limanına daha sonra … Limanına uğradığı ve alkollü içkilerin 13.12.2013 tarihinde …'de tespit edilip olayın tutanak altına alındığı maddi vakıa olarak kabul edildikten sonra ithali izne tabi olan suça konu eşyalar hakkında, mevzuatta TSK personeli yönünden gümrük vergileri veya yurtdışından getirilebilecek eşyalar konusunda muafiyet tanıyan bir düzenleme bulunmaması karşısında, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve Gümrük Kanuna göre işlem yapılması gerektiği, 5607 sayılı Kanun'un 3/1-2 maddesi ile eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulması ile gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokulmasının suç olarak tanımlandığı, bu durumda, sanıkların eylemleri 5607 sayılı Kanun ile zaten suç olarak tanımlandığından, emre itaatsizlikte ısrar suçunun konusu olamayacağı kabul edilerek yüklenen suçtan sanıklar hakkında 353 sayılı Kanun’un 9 ve 176’ncı maddeleri uyarınca ayrı ayrı görevsizlik kararı verildiği;
Anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere Askeri Savcı tarafından düzenlenen iddianamede; sanıklar hakkında CMK’nın 170’inci maddesine uygun olacak şekilde "Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddelerinin, yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi ile suçun delillerinin gösterildiği, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklandığı, sonuç kısmında da, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin " açıkça belirtildiği ancak, sanıkların söz konusu alkollü içkileri Türkiye'ye sokmalarından iddianamede hiç bahsedilmeyerek yargılama konusu yapılmadığı, dolayısıyla sanıklara yüklenen eylemin kendilerine tebliğ edilen emre aykırı olarak görev yaptıkları gemiye alkollü içki sokmakla sınırlandırıldığı, anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemenin sabit kabul ettiği "sanıkların, alkollü içkileri görevli bulundukları … Komutanlığına … liman ziyareti sonrası soktuktan sonra gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokmaları" şeklinde bir eylemin iddianamede gösterilmediği, dolayısıyla alkollü içkileri ülkeye sokma eylemi ile ilgili açılmış kamu davası bulunmadığından, Askeri Mahkemece iddianamede sınırları çizilen eylemin dışına çıkarak, maddi olay bu şekilde kabul edildikten sonra sanıkların beyan etmedikleri içkilerin Türkiye'ye getirilmesi eyleminin Kaçakçılık Kanununa Muhalefet olarak vasıflandırılıp dava konusu yapılmayan eylem hakkında görevsizlik kararı verilmesi, CMK’nın 225’inci maddesine aykırı olmasının yanı sıra ceza yargılaması hukukunun temel ilkelerinden olan "Davasız yargılama olmaz" ilkesini zedelemesi nedeniyle usule aykırı bulunmuştur
Bu itibarla; sanıklar hakkındaki görevsizlik kararlarının usul yönünden ayrı ayrı bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Komutanın temyizine atfen ve resen, görevsizlik kararlarının, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince usul yönünden ayrı ayrı BOZULMASINA;
10.2.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy