(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36) (353 S. K. m. 207, 221) (5271 S. K. m. 34, 74, 230) (5237 S. K. m. 29, 50, 52, 62) (1632 S. K. m. 91)
Askeri Mahkemece; sanığın, 27.4.2011 tarihinde üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK’nın 91/1 (az vahim hâl cümlesi), TCK’nın 62/1, 50 ve 52’nci maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hüküm; müdafi tarafından, hükmün eksik inceleme ile tesis edildiği ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Dava dosyasındaki diğer sanık P.Er M.A. hakkında üste fiilen taarruz suçundan tesis edilen beraat hükmü taraflarca temyiz edilmediğinden, inceleme dışında bırakılmıştır.
1) Müdafiin hükmü temyiz etme yetkisinin bulunup bulunmadığı konusunda yapılan incelemede;
Askeri Mahkemenin 27.2.2014 tarihli duruşmada aldığı ara karar ile (Dz. 215); CMK’nın 74/2’nci maddesi gereğince bir müdafi görevlendirilmesinin … Barosu Başkanlığından talep edilmesine karar verildiği ve … Barosu Başkanlığınca görevlendirilen Av. A.Y.S.’nın aynı gün duruşmalara kabulüne karar verildiği (Dz. 216), yapılan yargılama sonucunda tesis edilen mahkûmiyet hükmünün müdafi tarafından bir haftalık yasal süre içerisinde verilen dilekçe ile temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Anayasamızın 36/1 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-b ve c maddeleriyle, ceza yargılamasında, savunma hakkı güvence altına alınmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununda da, bu hakkın ne şekilde kullanılacağı düzenlenmiştir.
Sanığın, yargılama sırasında müdafi istememesi ve müdafi olarak görevlendirilen Av. A.Y.S.’nin de adli gözlem sebebiyle atanmış olması nedeniyle, müdafiin görevinin adli gözlem işlemi ile sınırlı olduğu anlaşılmakla birlikte, gerekçeli kararda Av. A.Y.S.’nin müdafi olarak gösterilmesi, sanığın verilen hükmün müdafi tarafından temyiz edileceği düşüncesiyle hareket edip, hükmü temyiz etmemeyi tercih edebilmesinin muhtemel olması ve böyle bir düşünceye kapılmış olmasının da hayatın olağan akışına uygun düşeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; savunma hakkının, dolayısıyla, adil yargılanma hakkının kısıtlanmaması bakımından, müdafiin hükmü temyiz etme yetkisinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Üye …; CMK’nın 74/2’nci maddesine göre görevlendirilen müdafiin verilen hükmü temyiz yetkisinin bulunmaması nedeniyle, müdafiin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.
2)Temyiz İncelemesinde;
Askeri Mahkemece; 27.4.2012 tarihinde Birliğin erbaş ve er çay ocağında televizyon izlenirken, P.Er M.A.’nın kanalın değiştirilmesini istemesi nedeniyle, mağdur P.Çvş. İ.F. ile P.Er M.A. arasında tartışma çıktığı, sanık ve birkaç arkadaşının da tartışmaya dâhil oldukları, P.Çvş. İ.F.’nin zorla gazino dışına çıkarıldığı, bu arada sanığın, mağdurun sol göğüs bölgesine tekme attığı, böylece atılı suçu işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Gerekçeli hükmün “Deliller, Değerlendirilmesi ve Kabul” bölümünün maddi vakanın kabulünün yer aldığı kısmında (Dz. 304); sanığın eylemi mağdurun sol göğüs bölgesine “tekme atmak” olarak kabul edilmiş iken, eyleminin “az vahim hâl” kapsamında kaldığının değerlendirildiği paragrafta ise sanığın eyleminin “kafa atma” olduğunun belirtildiği (Dz. 305), ayrıca kısa kararda ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında suç tarihi doğru olarak “27.4.2011” olarak kabul edilmiş iken, gerekçeli hükmün “Deliller, Değerlendirilmesi ve Kabul” bölümünün maddi vakanın kabulünün yer aldığı kısmında suç tarihinin “27.4.2012” olarak kabul edildiği, böylelikle gerekçeli hüküm ile kısa karar arasında ve gerekçeli hükmün kendi içerisinde teşevvüşe (karışıklığa) yol açıldığı görülmektedir. Bu çelişki ve karışıklığın, CMK’nın 34/1, 230 ve 353 sayılı Kanun’un 207/3-G maddelerine göre, hukuka kesin aykırılık niteliğinde olduğu anlaşıldığından, mahkûmiyet hükmünün öncelikle usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Bununla birlikte, sanığın savunmalarında (Dz. 6, 66, 131); mağdurun, diğer sanık P.Er M.A.’ya “Siz terörist misiniz” dediğini ve küfür ettiğini, kendisinin bu duruma gülmesi üzerine, mağdurun kendisine “Sen ne gülüyorsun, o… çocuğu” dediğini, mağduru ikaz etmesine rağmen mağdurun kendisine vurmaya çalıştığını, bunun üzerine sinirlenerek mağdurun göğsüne tekme salladığını beyan ettiği, tanıklardan P.Er M.S.’nin Birlik Komutanlığınca tespit edilen ifadesinde (Dz. 5); mağdurun sanığa “Sen nasıl gülersin” diyerek saldırmaya başladığı yönünde beyanda bulunmasına rağmen, kovuşturma safhasında tespit edilen ifadesinde (Dz. 232); sanık ile mağdur arasında cereyan eden olaya ilişkin bir beyanda bulunmadığı, diğer tanıkların da ifadelerinde; mağdurun sanığa hakaret edip etmediği, vurmaya çalışıp çalışmadığı hususlarına ilişkin bir beyanının bulunmadığı görülmektedir.
Maddi vakanın ne şekilde gerçekleştiğinin, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin ortaya konulması için, diğer sanık P.Er M.A. da dâhil olmak üzere tüm tanıklardan; sanık ile mağdur arasında hangi konuşmaların geçtiği, mağdurun sanığa hakaret edip etmediği, vurmaya çalışıp çalışmadığı hususlarının sorulmasının ardından, elde edilecek delil durumuna göre, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği sonucuna varıldığından, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden de bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince, mahkûmiyet hükmünün usul ve noksan soruşturma yönünden BOZULMASINA;
2.3.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe sebepte kısmen farklı, sonuçta uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy