(2709 S. K. m. 36) (1632 S. K. m. 47, 50, 52, 62, 66) (353 S. K. m. 207) (5237 S. K. m. 61) (AYDK 11.06.2009 T. 2009/82 E. 2009/78 K.)
Askeri Mahkemenin 27.12.2012 tarihli, 2012/1701-578 Esas ve Karar sayılı lehe kanun uyarlamasına dair hükmü ile, hükümlünün; 5.10.2004-15.11.2004 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK’nın 66/1-b, TCK’nın 62, 50 ve 52’nci maddeleri uygulanmak suretiyle altı bin Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın aylık taksitler hâlinde ve yirmi dört eşit taksitte tahsiline, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine, yasal imkansızlık nedeniyle hapis cezasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Hüküm; müdafi tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından istifade ettirilmediği, para cezasının ödeme gücünün üzerinde belirlendiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Dairemizin 12.3.2014 tarihli, 2014/300-12 sayılı ara kararı uyarınca, uyarlama hükmü hükümlüye 7.10.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, hükümlü tarafından kanun yoluna müracaat edilmemiştir.
Yapılan inceleme sonucu tesis edilen Dairemizin 2.12.2015 tarihli, 2014/300 Esas ve 2015/549 Karar sayılı ilâmı ile; Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafiin, lehe kanun uyarlamasına ilişkin hükmü temyiz etmeye hakkının bulunmadığı kabul edilerek, temyiz isteminin 353 sayılı Kanunun 217/1’inci maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
Dairemizin kararına Askeri Yargıtay Başsavcılığı tarafından, süresinde itiraz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 28.1.2016 tarihli ve 2016/1-12 Esas ve Karar sayılı kararı ile; hükmün kesinleşmesiyle birlikte, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 7’nci maddesi gereğince, zorunlu müdafiin görevi sona ermekte ve CMK’nın 74’üncü maddesi gereğince görevlendirilen müdafiin görevi, o işlemle sınırlı olup, sonraki aşamaları kapsamamakla birlikte; taraf teşkili yapılmaması nedeniyle uyarlama yargılamasına katılmayan, hakkında uyarlama yargılaması yapıldığını herhangi bir şekilde bilmediğinden müdafii ile de bu aşamada görüşmeyen, hakkında daha önce verilen mahkûmiyet hükmü sadece müdafii tarafından temyiz edilen ve uyarlama mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçeli kararın netice ve hüküm kısmında “… temyiz müracaatının sanık veya müdafii tarafından … yapılabileceği” kendisine tebliğ edilen hükümlünün, verilen bu uyarlama hükmünü de müdafiinin temyiz edeceği düşüncesiyle hareket edip, hükmü temyiz etmemiş olma ihtimali bulunduğundan, savunma hakkının temini açısından, müdafiinin temyiz isteminin kabulü gerektiğinden, Başsavcılık itirazının kabulüne, Daire kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesine devam edilmek üzere, dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede:
... Askeri Mahkemesinin 24.11.2009 tarihli, 2009/1170-1065 Esas ve Karar sayılı hükmüyle; hükümlünün, 5.10.2004-15.11.2004 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK’nın 66/1-b ve TCK’nın 62’nci maddeleri uygulanmak suretiyle on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün Dairemizin 1.2.2012 tarihli, 2012/171-161 Esas ve Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği;
İnfaz aşamasında, Anayasa Mahkemesinin 5.7.2012 tarihli, 2012/9-103 Esas ve Karar sayılı kararıyla, ASCK’nın 47/1-A madde, fıkra ve bendinin birinci ve ikinci cümleleri ile Ek 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf askeri suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile …” bölümünün ve Ek 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının, izin tecavüzü suçu yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi karşısında, Askeri Savcılığın talebi üzerine, Askeri Mahkemece; Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararı doğrultusunda uyarlama yargılaması yapıldığı, bu kapsamda dosyanın yeniden esasa kaydedildiği, duruşma tensip kararı ile, temyize konu 27.12.2012 tarihli, 2012/1701-578 Esas ve Karar sayılı lehe kanun uyarlamasına dair hükmün tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay ve Yargıtay kararlarında benimsenip, vurgulandığı gibi; kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik (Uyarlama) yargılaması, asıl ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp, hükmün kesinleşmesinden sonra yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisinin bulunup bulunmadığının saptanmasına ilişkin ve esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Bu bağlamda, sonraki yasanın lehe sonuç doğurup doğurmadığının saptanması, lehe ise uygulanması ile sınırlı kendine özgü bir yargılamadır.
Önceki kesinleşmiş hükmü yeniden ele almaya olanak tanıyan bu istisnai yetki, hükmü veren hâkim veya mahkemeye sadece lehe kanun konusuyla sınırlı bir uyarlama yetkisi vermekte, bu yolla gerek olağan gerekse olağanüstü kanun yolu denetimine konu olabilecek hukuka aykırılıkların giderilmesi mümkün görülmemektedir. Uyarlama yargısı için kesin hükmün yeniden ele alınmasına olanak tanıyan bir kanun hükmü bulunmadıkça, talep vukuunda hükme el atılması, kesin hüküm dokunulmazlığı ilkesi ile bağdaşmaz.
Bu itibarla; sadece hükmün infazını ilgilendiren bir konu hakkında karar verilirken, önceki hükmün içeriğini tartışılır hâle getiren ve sabit görülen eylemle ilgili yeniden ve tekrar hüküm tesis edildiği izlenimini uyandıracak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 18.12.2008 tarihli, 2008/208-202; 12.2.2009 tarihli, 2009/5-14; 11.6.2009 tarihli, 2009/82-78 ve 28.10.2010 tarihli, 2010/98-104 Esas ve Karar sayılı ilamlarında da aynı görüşlere yer verilmiştir).
Yapılan açıklamalar ışığında temyiz konusu olaya dönüldüğünde; Askeri Mahkemece lehe kanun değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen 27.12.2012 tarihli, 2012/1701-578 Esas ve Karar sayılı hüküm ve bu kapsamda gerekçeli karar incelendiğinde; sadece ilk bölümde, daha önce verilen 24.11.2009 tarihli, 2009/1170-1065 Esas ve Karar sayılı hükmün kesinleştiği, ilamın infazı aşamasında, Anayasa Mahkemesi’nin 5.7.2012 tarihli, 2012/9-103 Esas ve Karar sayılı iptal kararının lehe hüküm doğurması ihtimaline binaen, dosya ve infaz evraklarının Askeri Mahkemeye ulaştırıldığı yolunda açıklamanın yer aldığı,
Kısa karar içeriğinde, önceki hükmün lehe kanun kapsamında değerlendirmeye tabi tutulduğu ve infazın hükümde yazılı olduğu şekilde yapılmasına yönelik bir karar tesis edilmediği, hükmün başlık kısmında, içeriğinde ve kısa kararda hükümlünün sanık olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.
Kanunda açık bir biçimde öngörülmediği sürece, Askeri Mahkemenin kesinleşen bir eylemle ilgili olarak, yeni baştan hüküm tesis etmesi, kesin hükmün bağlayıcılığı ve dokunulmazlığı ilkesine aykırı düşmektedir.
Ayrıca, kesin hüküm hâline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehe hükümler içeren kanuna dayalı bulunan uyarlama yargılamasında, her iki kanunun ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmeli, bu belirleme herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmemesi; eylemin suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması, önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hâllerde, evrak üzerinde; sonraki kanun ile; suçun unsurlarının veya özel hâllerinin değiştirilmiş olması, cezanın tayininde 5237 sayılı TCK’nın 61’nci maddesi gözetilerek cezanın tayin ve takdirinin gerekmesi, önceki hükümde cezanın asgari haddin üzerinde tayini nedeniyle bu olguların 5237 sayılı TCK’nın 61’nci maddesi uyarınca tartışılmasının gerekmesi, artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerektirmesi, seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması, seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hâllerin değerlendirilmesinin gerekmesi, durumlarında ise duruşma açılarak değerlendirme yapılmalıdır.
Bu hâllerde, yani hükmün konusunun bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektiren durumlarda, duruşma açılmasının amacı, sonradan yürürlüğe giren ve hükümlü lehine düzenlemeler içeren kanun hükümlerinin, hükümlü hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususunda, Anayasa’nın 36/1’inci maddesinde teminat altına alınmış olan adil yargılanma hakkı da gözetilerek, taraf teşkil edilmek suretiyle duruşma açılıp iddia ve savunmanın usulünce dinlenilmesinden sonra karar verilmesi olduğu, Askeri Mahkemece, seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hâllerin değerlendirilmesinin gerekmesine rağmen, hükümlünün beyanlarının tespiti yoluna gidilmeksizin, müdafiin ve Askeri Savcının da hazır olmadığı duruşma tensip kararı ile hüküm kurulması, 353 sayılı Kanun’un 207/3-E-H maddesine göre hukuka kesin aykırılık teşkil ettiğinden hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, lehe kanun uyarlamasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince usul yönünden BOZULMASINA,
23.3.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy