(5271 S. K. m. 223) (1632 S. K. m. 85) (AYDK. 19.02.2006 T. 2006/19 E. 2006/12 K.)
Sanık hakkında daha önce verilen beraat hükmünün, Dairemizin 26.3.2014 tarihli, 2014/378-366 Esas ve Karar sayılı ilamı ile usul yönünden bozulması üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda Askeri Mahkemece; sanığın, 10.11.2012 tarihinde zincirleme üste hakaret suçunu işlediği iddia edilerek, cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın sözlerinin hakaret suçunu teşkil etmediği ve hakaret kastının bulunmadığı gerekçesiyle, CMK’nın 223/2-a,c maddeleri gereğince beraatine karar verilmiştir.
Hüküm; Askeri Savcı tarafından, esasa ilişkin sebepler ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün esas yönünden bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; sanığın, 10.11.2012 tarihinde denetleme tatbikatı esnasında 32 rütbeli personelin hazır bulunduğu yemekhane çadırına girerek “hiçbirinizin Allah’ı Kitabı yok, Allah’ı Kitabı olan varsa rütbeleri söküp nizamiye dışına gelsin” dediği, böylelikle zincirleme üste hakaret suçunu işlediği iddia edilerek cezalandırılmasının talep edildiği, Askeri Mahkemece, sanığın sözlerinin hakaret suçunu teşkil etmediği ve kastının bulunmadığı kabul edilerek yazılı olduğu şekilde beraatine karar verildiği görülmektedir.
Üste hakaret suçu ASCK’nın 85’inci maddesinde düzenlenmiş olup, hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Hakaret suçunun oluşması için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir.
Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında, söylenen sözlerin hakaret oluşturup oluşturmadığının tespiti için, sözün hangi şartlar altında söylendiğinin, failin ve mağdurun durumlarının, sözün söylenme sebebinin araştırılması ve olayın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 20.12.2012 tarihli, 2012/137-133; 19.1.2006 tarihli, 2006/19-12; 26.12.2002 tarihli, 2002/105-105; 4.12.1997 tarihli, 1997/158-157 ve 20.1.1994 tarihli, 1994/11-8 Esas ve Karar sayılı kararları bu doğrultudadır).
Ayrıca, suçun sübutu için sadece sözün sarf edilmesi yeterli olmayıp, suçun manevi unsurunu oluşturan suç kastının da açıkça ortaya konulması gerekmektedir.
Somut olayda; sanığın, olay günü sabah içtimasına geç kalması sebebiyle Bölük Komutanının kendisine yaptığı kötü muamele sonucunda, gönderildiği RDM’de görevli doktorun arazide bulunması sebebiyle bulunduğu yere gittiği, burada yaptığı görüşme neticesinde doktorun da kendisiyle yeterince ilgilenmediği zannına kapılan sanığın, maruz kaldığı haksız muamelelerin etkisiyle duyduğu elem ve keder içerisinde, rütbelilerin bulunduğu yemekhane çadırına girerek “hiçbirinizin Allah’ı Kitabı yok, Allah’ı Kitabı olan varsa rütbeleri söküp nizamiye dışına gelsin” şeklinde sözler sarf ettiği, bunu duyan bazı rütbelilerce sanığın dışarıya çıkartıldığı, huzurda dinlenilen mağdurlardan ikisi hariç diğer mağdurların söylenen sözlerin hakaret niteliğinde değil saygısızlık mahiyetinde algıladıkları yönündeki beyanları da dikkate alındığında, sanığın sarf ettiği sözlerin bir bütün olarak o anki ruh hali içerisinde uğramış olduğu haksızlığa isyan anlamında söylenmiş sözler olduğu, mağdurların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, saygısızlık niteliğinde olduğu, kaldı ki sanığın hakaret etmek kastı ile de hareket etmediği sonucuna varıldığından, Askeri Savcının temyiz sebeplerinin reddi ile, beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir (Yargıtay 18’inci Ceza Dairesinin 8.10.2015 tarihli, 2015/5370-6898 E.K. sayılı kararı da aynı yöndedir).
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Askeri Savcının kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin, 353 sayılı Kanun’un 217/2’nci maddesi gereğince REDDİNE;
Usul ve esas yönlerinden hukuka uygun bulunan, beraat hükmünün ONANMASINA;
23.3.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy