(5271 S. K. m. 223) (353 S. K. m. 52, 196, 197, 205, 209, 211, 212, Ek. m. 1) (AYDK 02.02.2012 T. 2012/20 E. 2012/15 K.) (AYDK 03.10.2013 T. 2013/101 E. 2013/92 K.)
Askeri Mahkemece; sanığın, 4.4.2013 tarihinde emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği iddia olunarak açılan kamu davasında, sanığın kusur ve kastının olduğuna ilişkin şüpheden uzak somut delil bulunmadığından, CMK’nın 223/2’nci maddesi uyarınca beraatine, karar verilmiştir.
Hüküm; Adli Müşavir tarafından esasa (sübut) ilişkin sebepler ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; Adli Müşavirin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yönünde, görüş bildirilmiştir.
Adli müşavirin temyiz isteminin süresinde olup olmadığı yönünden yapılan incelemede;
353 sayılı Kanun’un 196, 197, 209, 211 ve 212’nci maddesi hükümlerine göre, temyizi kabil bir karar hakkında temyiz incelemesi yapılabilmesi için hak ve yetkisi olan kişilerce, kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesine dayanılarak yasal süre içerisinde temyiz iradesini gösteren bir temyiz davası açılmış olması gerekmektedir.
353 sayılı Kanun’un “Temyiz isteminin süresi ve şartları” başlığını taşıyan 209’uncu maddesi; “Temyiz istemi karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde olur.
Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri için temyiz süresi hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ tarihinden başlayarak bir haftadır.” hükmünü içermektedir.
Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "Davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak, 353 sayılı Kanun’un 205’inci maddesinin 2’nci fıkrasında yazılı hâller dışında temyiz davasının açılabilmesi için istek koşulu getirilmiştir. Hükmün temyiz edildiğinden bahsedebilmek için, müracaatta bulunan süjenin, bu yöndeki iradesini açık şekilde yansıtan bir beyanda bulunması gerekir. Hükümden sonra yapılmakla birlikte, bu iradeyi yansıtmayan her türlü beyan veya dilekçeyi temyiz başvurusu olarak kabule imkân bulunmamaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 3.10.2013 tarihli, 2013/101-92 Esas-Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; temyiz dilekçe ve beyanında temyiz sebeplerinin gösterilmesi şart değil ise de, en azından kararın hukuka aykırı olduğu belirtilmek suretiyle temyiz iradesinin açık bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir.
CMK’nın 232/3’üncü maddesi, kısa kararın tefhiminden itibaren on beş günlük bir süre içinde gerekçeli kararın yazılabilmesine olanak tanırken; bir haftalık temyiz süresinin başlangıcı bakımından herhangi bir istisnaya yer vermemiş; temyiz süresinin her halükarda tebliğden/tefhimden itibaren işlemeye başlayacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla, gerekçeli kararın usulüne uygun olarak tebliğinden sonra süresi içinde temyiz iradesinin açıklanmadığı hâllerde, dava dosyası görülüp incelendikten sonra temyiz hakkının kullanılması olanaklı değildir. Adli Müşavirin, verilen hükme yönelik olarak Kanun yoluna müracaat etme iradesi var ise, bunu tebliğden itibaren bir haftalık süre içerisinde, tereddüde mahal vermeyecek biçimde Askeri Mahkemeye bildirmesi gerekmektedir.
Öte yandan, 353 sayılı Kanun’un “Tebliğ usulleri” başlıklı 52’nci maddesinin ikinci fıkrasında, “Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirine gösterilecek evrak kendisine gönderilir. Bu gösterilme bir mehil başlangıcı olursa, gösterilen evrakın konusu ile yer ve zamanını belirten bir belge imzalanır.” şeklinde düzenleme yer almaktadır.
Askeri Yargıtay 3’üncü Dairesinin 3.3.2009 tarihli, 2009/565-559 Esas ve Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; temyiz kanun yoluna başvurulması ile ilgili bir haftalık hak düşürücü süre, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı yönünden, hükmün gerekçesiyle birlikte tebellüğ edildiğini gösterir bir görüldü belgesinin düzenlenerek imzalandığı tarihten itibaren başlamakla beraber, 353 sayılı Kanunun 8’inci maddesi son fıkrası hükmüne göre Komutan adına bu yetkiyi kullanan adli müşavirler yönünden gerekçeli hükmün Adli Müşavire veya Adli Müşavirlik Kalemine teslim edildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında, gerekçeli hükmün, Askeri Mahkeme tarafından … Komutanlığına 11.8.2015 tarihli üst yazı ile gönderildiği (Dz. 90); Adli Müşavirin kararı görerek dava dosyasını 20.8.2015 tarihli yazı ile incelenip iade edilmek üzere istediği (Dz. 91), 2.9.2015 tarihli üst yazı ile dava dosyasının Adli Müşavirliğe gönderildiği (Dz. 92), 8.9.2015 tarihli yazı ile de incelemesi biten dava dosyasının Askeri Mahkemeye iade edildiği ve temyiz dilekçesinin bu tarihten bir ay sonra 8.10.2015 tarihinde verildiği (Dz. 96), anlaşılmaktadır.
Bu yazışmalar kapsamında; Adli Müşavirin, hakkında kanun yoluna başvurduğu karardan 20.8.2015 tarihinde usulüne uygun biçimde haberdar edildiğinden, kendisi bakımından 353 sayılı Kanun’un 209/1’inci maddesinde öngörülen bir haftalık temyiz süresi, bu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Ancak, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 2.2.2012 tarihli, 2012/20-15 E.K. sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 353 sayılı Kanun’un Ek 1’inci maddesinde sayılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun askeri yargıda uygulanmayacak maddeleri arasında, adli tatil ile ilgili maddenin bulunmadığı, yine adli tatil ile ilgili herhangi bir düzenlemenin 353 sayılı Kanun’da yer almadığı, bu nedenle, CMK’nın 331’inci maddesinin askeri yargıda da uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından, 353 sayılı Kanun’un 209/1’inci maddesinde öngörülen hak düşürücü nitelikteki bir haftalık temyiz süresinin son gününün Kanun tarafından adli tatil olarak kabul edilen süreye rastlaması hâlinde, adli tatilin bittiği günden itibaren uzatılmış sayılan üç günlük sürenin, 353 sayılı Kanun’da aksine bir düzenleme yapılmadığı sürece, askeri yargıda da uygulanması gerekmektedir.
Bu bağlamda, tebliğ tarihinin ve temyiz süresi sonunun adli tatil dönemine rastlaması nedeniyle, CMK’nın 331’inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca sürelerin işlemeyeceği, adli tatilin 31.8.2015 tarihinde sona ermekte olması sebebiyle temyiz süresinin üç gün uzayacağı, sürenin üçüncü gününün 3.9.2015 tarihi mesai saati bitiminde sona erecek olmasına rağmen, Adli Müşavirin kararı gördüğü tarih olarak kabul edilen 20.8.2015 tarihli ilk dilekçesinin, sanık hakkındaki hükmün temyiz edildiğine ilişkin açık bir irade beyanı içermediği, bu nedenle temyiz dilekçesi olarak kabul edilemeyeceği, dava dosyasının incelenmek üzere istenmesinin ve dosyanın gönderilmesinin temyiz süresini durdurmayacağı, hükmün sanık aleyhine temyiz edildiğini belirten Adli Müşavirin 8.10.2015 tarihli, 13.10.2015 tarihinde Askeri Mahkeme kaydına giren temyiz dilekçesinin ise, temyiz süresi geçtikten sonra Askeri Mahkemeye teslim edilmiş olduğu anlaşıldığından, Adli Müşavirin temyiz isteminin süre yönünden reddine, karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adli Müşavirin temyiz isteminin, 353 sayılı Kanun’un 217/1’inci maddesi gereğince süre yönünden REDDİNE,
23.3.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy