(1632 S. K. m. 66) (5271 S. K. m. 147, 191) (5237 S. K. m. 50, 52, 62, 63) (353 S. K. m. 207)
Sanık hakkında yüklenen suçtan tesis edilen ilk mahkûmiyet hükmünün, Dairemizin 24.9.2014 tarihli 2014/835-840 Esas ve Karar sayılı kararı ile, usul yönünden bozulması üzerine bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda Askeri Mahkemece; sanığın, 21.7.2002-31.3.2009 tarihleri arasında firar suçunu işlediği sabit görülerek, ASCKnın 66/1-a, TCKnın 62/1, 50/1-a ve 52nci maddeleri gereğince 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, adli para cezasının taksitlendirilmesine, taksitlerden birinin ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edilerek ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine, gözetim ve adli gözlem altına geçirdiği sürelerin TCK'nın 63'üncü maddesi uyarınca mahkûmiyetinden mahsubuna karar verilmiştir.
Hüküm; müdafi tarafından, esasa yönelik sebeplerle temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün, usul yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği hususunda görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; 21.7.2002 tarihinde çarşı iznine çıkan sanığın, aynı gün Birliğine dönmesi gerekirken dönmeyerek firar ettiği, 31.3.2009 tarihinde yakalandığı, böylece 21.7.2002-31.3.2009 tarihleri arasında yüklenen firar suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sanık hakkında tesis edilen ilk mahkûmiyet hükmünün, Dairemizin 24.9.2014 tarihli 2014/835-840 E. K. sayılı ilamı ile; İstinabe Mahkemesinde yapılan talimat duruşmasında sanığa yasal savunma süresi hatırlatılmadan ve bağışık tutulma talebi olup olmadığı tespit edilmeden sanığın sorgusunun tespit edilmesinin ve Hüküm Mahkemesince 24.1.2011 tarihinde yapılan duruşmada iddianamenin okunmamasının, aleniyet ilkesini ve savunma hakkını ihlal ettiğinden bahisle bozulduğu,
Bozma kararı sonrası istinabe olunan
Askeri Mahkemesinde 24.2.2015 tarihinde yapılan istinabe duruşmasında usulüne uygun olarak kimliği saptanan, yasal hakları hatırlatılan sanığın, haklarını anladığını, yasal süreden feragat ettiğini, müdafi talebinin bulunmadığını, duruşmalardan bağışık tutulma talebinde bulunduğunu beyan ettiği, bunun üzerine bozma ilamı okunarak diyecekleri sorulduğunda da, "Askeri Yargıtay bozma ilamına uyulmasını talep ediyorum. lehime olan hükümlerin uygulanmasını talep ederim." şeklindeki beyanda bulunarak
Asker Hastanesince verilen ön rapor fotokopisini ibraz ettiği, akabinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar hakkında taleplerinin tutanağa geçirildiği, ancak yüklenen suça ilişkin sorgu ve savunmasının usulüne uygun tespit edilmediği,
İstinabe duruşma tutanağının Hüküm Mahkemesine ulaşmasını müteakip 29.4.2015 tarihinde yapılan duruşmada, istinabe duruşma tutanağı üzerinden kimlik tespiti yapıldığı, bozma ilamı ve iddianamenin okunduğu, sanığın duruşmalardan bağışık tutulmasına ve bozma ilamına uyulmasına karar verildiği, ancak sanığın sorgunun usulüne uygun olarak tespiti cihetine gidilmeden hükme varıldığı, görülmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 25.3.2004 tarihli ve 2004/61-57 E.K. ve 19.1.2006 tarihli ve 2006/28-14 E.K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; savunma hakkının kutsallığı ve göz ardı edilemez oluşu, hem insan hakları beyannameleri, hem de Anayasa ile güvence altına alınmış bulunmaktadır. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, gerek doktrinde Sorguya çekilme, adil yargılanma hakkının bir parçası olarak kabul edilmekte ve yasal kurallar çerçevesinde yapılacak sorgu, hem maddi gerçeğin aydınlatılması yönünden, hem de sanığın savunma hakkını kullanabilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu anlamda, sorgunun hiç veya kanunun öngördüğü şekilde yapılmaması, doğrudan kamu düzenini ilgilendiren yargılama hukuku normlarının ihlali anlamına gelmektedir.
Bozma kararının, sanığın sorgusunun usulünce yapılmamış olmasına dayandığı ve savunma hakkının özüne ilişkin olduğu dikkate alındığında, bozma öncesi yapılan sanık sorgusuna ilişkin muhakeme işleminin geçersiz olmasından dolayı bozma ilamına uyulup uyulmama konusunda sanığın beyanının tespit edilmesi ve uyma kararı verildikten sonra mutlaka yargılama kurallarına uygun olarak, geçersiz hâle gelmiş olan sorgunun yinelenmesi gerekmektedir.
Askeri Mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilmiş olmasına rağmen, sanığın usulüne uygun bir şekilde sorgusunun tespit edilmediği, dolayısıyla bozma ilamında belirtilen hukuka aykırılığın giderilmemesine rağmen, sorgusu Kanunun öngördüğü şekilde tespit edilmeyen sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin CMKnın 147 ile 191inci maddelerine aykırı olduğu, savunma hakkının kısıtlanması anlamında 353 sayılı Kanunun 207/3-H maddesine göre de hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği sonucuna ulaşılarak, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 25.3.2004 tarihli, 2004/61-57; 1inci Dairesinin 3.12.2008 tarihli, 2008/2958-2954; Dairemizin 4.11.2015 tarihli, 2015/471-489; 3üncü Dairesinin 6.5.2014 tarihli, 2014/446-438 ve 1.4.2014 tarihli, 2014/325-313; 4üncü Dairesinin 30.5.2006 tarihli, 2006/829-848 Esas ve Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.).
Bozma sebebi karşısında diğer yönlerden inceleme yapılmamıştır.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden BOZULMASINA;
13.4.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy