(5237 S. K . m. 29) (5271 S. K. m. 7, 231) (353 S. K. m. 19)
Askeri Mahkemenin 13.3.2007 tarihli ve 2007/312-176 Esas ve Karar sayılı kararı ile; hükümlünün, 28.11.2005 tarihinde mağdur P.Onb. R.K.'ye karşı üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 91/1 (az vahim hâl cümlesi, teşdiden), TCKnın 29 ve 62'nci maddeleri gereğince beş ay onsekiz gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, Dairemizin 26.9.2007 tarihli ve 2007/1624-1611 Esas ve Karar sayılı ilamı ile onanarak 26.9.2007 tarihinde kesinleştiği; infaz aşamasında, CMK'nın 231inci maddesinde yapılan değişiklik üzerine, Askeri Mahkemenin 14.4.2008 tarihli, 2007/312 Esas ve 2008/599 Müt. Karar sayılı Duruşmasız işlere Ait Kararı ile infazın durdurulmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın taraflarca itiraz edilmeksizin 14.5.2008 tarihinde kesinleştiği; hükümlünün, denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçlar sebebiyle taraf teşkili sağlanmak suretiyle yeniden duruşma açılarak yapılan yargılama sonunda Askeri Mahkemece, 17.12.2015 tarihli, 2015/481-523 Esas ve Karar sayılı karar ile; hükümlü hakkında üste fiilen taarruz suçundan 14.4.2008 tarihli, 2007/312 Esas ve 2008/599 Müt. sayılı kararla açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, hükümlünün 28.11.2005 tarihinde mağdur P.Onb. R.K.'ye karşı üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 91/1 (az vahim hâl cümlesi, teşdiden), TCKnın 29, 62, 50/1-a ve 52/2nci maddeleri gereğince 3.360 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bu tutarın yirmi eşit taksit hâlinde tahsiline, karar verilmiştir.
Hüküm; hükümlü tarafından suçsuz olduğu ve ödeme gücü olmadığı ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün, onanmasına karar verilmesi gerektiği yönünde, görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 25.12.2014 tarihli, 2014/105-108 Esas ve Karar sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 5530 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi ile değişik, 353 sayılı Kanunun 19'uncu maddesi; "Subay ve astsubayların işledikleri suçlara ait davalar hariç olmak üzere, adli para cezasını veya yukarı haddi üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren Askeri Ceza Kanununda ve diğer kanunlarda yazılı suçları işleyenlerin davalarına ve suç konusu olmayan eşyanın müsaderesine askeri mahkemelerin hâkim sınıfından olan üyelerinden birisi tarafından bakılır." şeklinde düzenlenmişken;
21.6.2010 tarih ve 6000 sayılı Kanunun 2nci maddesi ile yapılan değişiklikten sonra, 353 sayılı Kanunun 19uncu maddesi;
Subay ve Astsubayların işledikleri suçlara ait davalar ile Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçlara ait davalar hariç olmak üzere, üst sınırı beş yıla kadar (beş yıl dahil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarını ve güvenlik tedbirlerini gerektiren Askeri Ceza Kanununda ve diğer Kanunlarda yazılı suçlara ait davalara ve suç konusu olmayan eşyanın müsaderesine tek hakim tarafından bakılır.
Kurulla veya tek hâkimle bakılacak işlerin belirlenmesinde, cezayı ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin, kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.
Bir kimse tarafından işlenmiş müteaddit fiillerin yargılanması görevinin belirlenmesinde, en ağır cezayı gerektiren fiil esas alınır. Fiilde veya failde bağlantı hâlinde de kurulla veya tek hâkimle bakılacak işler, birinci fıkra hükmüne göre belirlenir.
Tek hâkim tarafından bakılan davalarla ilgili soruşturmalarda, hâkim kararı gerektiren her türlü işleme ait kararlar, tek hâkim tarafından verilir. Bu kararlara karşı itirazları incelemeye en yakın askeri mahkeme yetkilidir.
İddianamenin kabulünden sonra, yargılamanın tek hâkim tarafından yürütülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilemez.
Görülmekte olan davalar nedeniyle tek hâkim ile askeri mahkeme Kurulu arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını, Askeri Yargıtay çözümler. düzenlemelerini içermektedir.
Yine 353 sayılı Kanuna 6000 sayılı Kanunun ile eklenen Ek Geçici 7nci maddesinde;
Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulla bakılmakta olan davalarda, davanın tek hakim tarafından yürütülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilemez.
Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulla verilerek kesinleşmiş kararlar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da yine kurulla karar verilir. hükmü yer almaktadır.
CMKnın 7nci maddesinde ise, Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Somut olayda hükümlü hakkında üste fiilen taarruz suçunun yargılama tarihi itibarıyla heyet hâlindeki askeri mahkemenin görevine girdiği, bu nedenle heyet hâlindeki askeri mahkemenin hüküm kurduğu ve kesinleştiği görülmektedir.
353 sayılı Kanunun Ek Geçici 7nci maddesi uyarınca kurulla verilerek kesinleşmiş kararlar hakkında, yine kurulla karar verileceğine dair amir hüküm gereğince, lehe kanun maddesinin uygulanması için yapılan uyarlama yargılamasının, heyet teşkil edilerek kurulan askeri mahkemece yürütülmesi zorunludur.
Bu nedenlerle, hükümlünün denetim süresi içerisinde işlediği suç nedeniyle taraf teşkili sağlanarak yeniden duruşma açılmak suretiyle yapılan yargılamanın heyet hâlinde kurulu Askeri Mahkemece sürdürülmesi gerekirken, tek hâkimden kurulu Askeri Mahkeme tarafından sürdürülerek karara varılması, 353 Sayılı Kanunun 19 ve 207/3 A-D maddelerine mutlak aykırılık teşkil etmektedir.
Öte yandan; kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik (Uyarlama) yargılaması, asıl ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp hükmün kesinleşmesinden sonra ve ancak infazdan önce yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisinin bulunup bulunmadığının saptanmasına ilişkin ve esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Bu bağlamda, sonraki yasanın lehe sonuç doğurup doğurmadığının saptanması, lehe ise uygulanması ile sınırlı kendine özgü bir yargılamadır. Bu yargılamada asli ceza yargılaması sürecinde kesinleşmiş bulunan önceki kararın dışına çıkılmayacak, karardaki suça konu sabit eyleme uygulanması olanağı bulunan yeni yasadaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra, yeni yasanın lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için, infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecek, aksi saptandığında ise Önceki hükümde değişikliğe yer olmadığına, karar verilmesi gerekecektir.
Önceki kesinleşmiş hükmü yeniden ele almaya olanak tanıyan bu istisnai yetki, hükmü veren hâkim veya mahkemeye sadece lehe kanun konusuyla sınırlı bir uyarlama yetkisi vermekte, bu yolla gerek olağan gerekse olağanüstü kanun yolu denetimine konu olabilecek hukuka aykırılıkların giderilmesi mümkün görülmemektedir. Uyarlama yargısı için kesin hükmün yeniden ele alınmasına olanak tanıyan bir kanun hükmü bulunmadıkça, talep vukuunda hükme el atılması, kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesi ile bağdaşmaz.
Bu itibarla; sadece hükmün infazını ilgilendiren bir konu hakkında karar verilirken, önceki hükmün içeriğini tartışılır hâle getiren ve sabit görülen eylemle ilgili yeniden ve tekrar hüküm tesis edildiği izlenimini uyandıracak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığa konu olan uyarlamaya ilişkin mahkûmiyet hükmü incelendiğinde; kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesine aykırı olacak şekilde, kısa karar, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ve gerekçeli hükmün tamamında hükümlüden "sanık" olarak bahsedildiği, daha önce kesin hükme bağlanmış olan üste fiilen taarruz suçu ile ilgili olarak, sübut ve vasıf yönlerinden yapılan değerlendirmelere yer verildiği, kısa kararda 14.4.2008 tarihli, 2007/312 Esas ve 2008/599 Müt. sayılı duruşmasız işlere ait kararın dayanağını oluşturan 13.3.2007 tarihli ve 2007/312-176 Esas ve Karar sayılı önceki mahkûmiyet hükmünün de belirtilmesi gerekirken, yalnızca duruşmasız işlere ait kararla verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının açıklanmasına karar verilmesinin infazda karışıklığa ve tereddüte yol açabileceği, bu hususun usul yönünden hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına, karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Hükümlünün temyiz sebeplerine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden BOZULMASINA,
13.4.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy