(1632 S. K. m. 91) (5271 S. K. m. 34, 223, 230)
Askeri Mahkemece; sanığın, 14.2.2015 tarihinde üste fiilen taarruz suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın atılı suçu işlediğine dair kesin bir delil elde edilemediğinden, CMKnın 223/2 maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.
Hüküm; Adli Müşavir tarafından; atılı suçun oluştuğu ileri sürülerek, sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün, usul yönünden bozulması gerektiği hususunda görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; 14.2.2015 tarihinde, er koğuşlarını kontrol eden mağdur Nöbetçi Astsubay Uz.J.III.Kad.Çvş. Y.D.nin, sanığın yatağında cep telefonu gördüğü ve telefonu muhafaza altına aldığı, koğuştan ayrılırken sanığın, mağdurun peşinden odasına gelerek "ben size diğer askerler gibi saygısızlık mı yapıyorum?, niye telefonumu alıyorsunuz?" dediği, mağdurun odadan çıkmasını emretmesi üzerine sanığın "bana askerliğimi yaktıracaklar" diyerek odadan çıktığı, mağdurun "beni tehdit mi ediyorsun" diye karşılık verdiği, bu esnada sanığın kendisine yaklaşan mağduru diğer askerler ve personelin karşısında iki eliyle ittirerek "bana askerliğimi yaktırmayın" dediği, böylelikle sanığın, Nöbetçi Astsubay olarak görevli olması nedeniyle amiri konumunda olan mağdur Uz.J.III.Kad.Çvş. Y.D.yi iki eliyle ittirmek suretiyle amire fiilen taarruz suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı,
Askeri Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; sanığın, üzerine gelerek kendisini sıkıştıran mağdurdan kurtulmak için eliyle onu hafifçe ittirdiği, bu nedenle üste fiilen taarruz kastıyla hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konamadığı kabul edilerek, CMKnın 223/2 maddesi uyarınca beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ancak, CMKnın 230uncu maddesinde; hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi yanında, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi; iddia ve savunmanın delillere göre irdelenmesi neticesinde ulaşılan kanaatin açıklanarak, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin ortaya konulması ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması gerektiği hususları düzenlenmiş bulunmaktadır. Keza, Anayasanın 141/3 ve CMKnın 34/1inci maddeleri, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağına amir bulunmaktadır.
Bu düzenlemelere göre, hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi yanında, iddia ve savunma bu delillere göre irdelenmeli, gerek sanığın ortaya koyduğu savunmaların, gerekse iddia makamının istemlerinin ne ölçüde ve hangi sebeplerle kabule değer bulunup bulunmadığı hususu temyiz incelemesine imkân verecek yeterlilikte açıklanarak; sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ortaya konulmalı ve bu fiilin nitelendirilmesi yapılmalıdır. Bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesine, tarafların ikna olmalarına, yargılama makamının güvenilirliğine ve özellikle adil yargılanma ilkesine hizmet edeceği açıktır. Öte yandan, gerekçenin usule uygun ve yeterli olmamasının gerekçe yokluğu ile aynı sonuçları doğurduğunda kuşku bulunmadığından, uygulamada gerekçesizlik kadar, yetersiz gerekçe de mutlak bozma nedeni oluşturmaktadır.
Ayrıca; CMKnın 230/2nci fıkrasında, beraat hükmünün gerekçesinde, 223üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerektiği; CMKnın 223/2nci maddesinde ise, beraat kararının; a) yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, b) yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, c) yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, d) yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve e) yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde verileceği belirtilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında temyiz konusu hükmün gerekçesi incelendiğinde; sanık savunmasına, mağdur ve tanık anlatımlarına gerekçeli hükümde yer verilmediği gibi, olayın sübut şekli konusunda hükme esas alınan delillerin, hangi nedenle, hükme esas alınmayan delillere üstün tutulduğunun açıklanmadığı; ayrıca, kısa kararda hem sanığın atılı suçu işlemediği, hem de atılı suçun işlendiğine dair kesin bir delil elde edilemediği belirtildiğinden, beraat hükmünün gerekçesinde teşevvüş oluştuğu anlaşılmaktadır.
Bu durum, CMKnın 34/1 ve 230uncu maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden, beraat hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adli Müşavirin temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, beraat hükmünün usul yönünden BOZULMASINA,
13.4.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy