(353 S. K. m. 196, 243) (7201 S. K. m. 35)
Kanun yararına bozmaya konu istem yazısında, bozulması istenilen kararın, hükümlü terhisli Er N.İ. hakkında tesis edilen,
Askeri Mahkemesinin, 11.3.2009 tarihli, 2005/429 Evrak ve 2009/155 DİAK Karar sayılı karar olduğu belirtilmiştir.
Dava dosyasında ise, hükümlü terhisli Er N.İ. hakkında tesis edilen,
Askeri Mahkemesinin, 11.3.2009 tarihli, 2005/429 Evrak ve 2009/115 DİAK Karar sayılı kararı bulunmaktadır.
Dava dosyasında
Nüfus Müdürlüğünce 20.8.2002 ve 4.11.2002 tarihlerinde tanzim edilmiş iki ayrı nüfus kayıt örneği bulunmakta, her iki nüfus kayıt örneğindeki TC Kimlik Numarası da dahil diğer tüm bilgiler aynı iken 20.8.2002 tarihli nüfus kayıt örneğinde hükümlünün soyadı İ. olarak, 4.11.2002 tarihli nüfus kayıt örneğinde ise İ. olarak belirtilmiştir. Her iki nüfus kayıt örneğinde de hükümlünün soyadının değiştirildiğine dair bir kayıt bulunmadığı gibi, dosya içerisinde de bu yönde bir bilgi yoktur.
Hükümlü, şartla salıverme kararının geri alınmasına dair karara itiraz ederken sunduğu dilekçesinde ad ve soyadının N.İ. olduğunu belirtmiş ve 4.11.2002 tarihli nüfus kayıt örneğindeki bilgileri içerir nüfus cüzdanının fotokopisini ibraz etmiştir.
Her ne kadar N.İ. ismi ile tanzim edilen 10.8.2010 tarihli adli sicil belgesinde sabıka kaydı bulunmamakta ise de, aynı isim yazılarak tanzim edilen 8.8.2002 tarihli adli sicil belgesi ile TC Kimlik Numarası da yazılıp N.İ. ismi ile tanzim edilen 21.3.2012 ve 3.12.2015 tarihli adli sicil belgelerinde ise, hükümlü hakkında 30.5.1992 tarihinde işlediği tehdit suçundan,
Ceza Mahkemesinin, 25.1.1993 tarihinde kesinleşen, 10.12.1992 tarihli, 1992/35-29 Esas ve Karar sayılı mahkûmiyet hükmüne ait kaydın bulunduğu görülmüştür.
Ceza Mahkemesinin, 25.1.1993 tarihinde kesinleşen, 10.12.1992 tarihli, 1992/35-29 Esas ve Karar sayılı mahkûmiyet hükmünün de dosyada mevcut olduğu ve bu hükmün N.İ. hakkında tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, dosya içerisinde Karar Numarası 2009/155 DİAK olan bir karar da mevcut değildir.
Tüm bu nedenlerle, hükümlünün soyadı ve Karar Numarası konusundaki farklılıkların maddi hatadan kaynaklandığı, kanun yararına bozma isteminin, terhisli Er N.İ. hakkında tesis edilen,
Askeri Mahkemesinin, 11.3.2009 tarihli, 2005/429 Evrak ve 2009/115 DİAK Karar sayılı kararına karşı yapıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
353 sayılı Kanunun 243üncü maddesinin açık düzenlemesi karşısında; Milli Savunma Bakanının kanun yararına bozma istemini, Askeri Yargıtayda incelenmeksizin kesinleşen tüm hüküm veya kararlara karşı kullanabileceği açıktır.
Kanun yararına bozmaya konu edilen,
Askeri Mahkemesince verilen 11.3.2009 tarihli, 2005/429 Evrak ve 2009/115 DİAK Karar sayılı duruşmasız işlere ait kararın, hükümlüye tebliği için, hükümlünün yargılama sırasındaki kimlik tespitinde bildirdiği İstanbul ilindeki adresi itibariyle İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye, hükümlünün adreste ve çevrede tanınmadığı, muhtarlık kayıtlarında da kaydının bulunmadığı Polnet Adrese Dayalı Kayıt Sisteminde hükümlünün
,
/
adresinde kayıtlı olarak gözüktüğünün bildirilerek cevap verildiği,
Bunun üzerine belirtilen adres itibariyle kararın hükümlüye tebliği için İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye de, hükümlünün babasının da imzaladığı 7.7.2009 tarihli tutanak içeriğine göre, hükümlünün en son askere giderken görüldüğü, yaklaşık altı yıldır kendisinden haber alınamayıp nerede olduğunun bilinmediği belirtilerek cevap verildiği,
Askeri Mahkemece, adres araştırması yapılmaksızın, Tebligat Kanununun 35inci maddesine ait metin de şerh düşülerek, aynı adrese tebligat mazbatası çıkartıldığı ve Tebliğ Memuru tarafından da, Tebligat Kanununun 35inci maddesi uyarınca 3.8.2009 tarihinde tebliğin sağlandığına dair kayıt düşülmek suretiyle, tebliğ işleminin tamamlandığı anlaşılmaktadır.
İşlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35inci maddesi uyarınca yapılan bir tebligatın geçerlilik şartı, ilgili kişiye daha önceden aynı adreste usulüne uygun bir tebliğ işlemi yapılmasına rağmen, ilgilinin bu adresini haber vermeden değiştirmesidir. İnceleme konusu olayda, hükümlüye bu adreste daha önce usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmamaktadır. Her ne kadar şartla salıverme kararının tebliği için de
İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmış olup, bu müzekkereye de hükümlünün babası tarafından da imzalanan 29.2.2008 tarihli tutanak içeriğine göre, hükümlünün
ilinde ikamet edip
te ikamet etmediği, açık adresinin bilinmediği belirtilerek ilgili karar hükümlünün babasına tebliğ edilerek cevap verilmiş ise de, bu tebligatın da usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat olarak kabulü mümkün değildir.
353 sayılı Kanunun 196ncı maddesi gereğince, hükümlünün kanun yollarına başvurma hakkı bulunmaktadır. Bu itibarla, şeklen kesinleştirilen kararın, hukuken kesinleştiğinden bahsetmek mümkün değildir.
Henüz kesinleşmemiş bir karara karşı, kanun yararına bozma yoluna gelinemeyeceğinden, Milli Savunma Bakanının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Milli Savunma Bakanının, yerinde görülmeyen 14.3.2016 tarihli, MAİY:51393309-9010-767-16/As.Adlt.İşl.Rap.Tet. ve İşl.Ş. (26.B-23-16) sayılı kanun yararına bozma isteminin, 353 sayılı Kanunun 243üncü maddesi uyarınca REDDİNE,
4.5.2016 tarihinde, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy