(353 S. K. m. 38, 207, 219)
Acemi eğitimini tamamlamasını müteakip, 4.8.1998 tarihinde, on gün süreyle dağıtım iznine gönderilen sanığın, izin süresinin sonunda, 15.8.1998 tarihine kadar dağıtım olduğu Birliğine katılması gerekirken katılmadığı, bir süre izin aşımında bulunduktan sonra 7.7.2014 tarihinde yakalandığı, bu suretle atılı suçu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
1) Sanık, 20.8.2014 tarihli vekaletname ile Avukat …’ü kendisine müdafi olarak seçmiştir. Müdafi, sanığın sorgusunun tespiti için yazılan talimat gereğince 12.12.2014 tarihinde … Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan istinabe duruşma katılmış, ancak duruşma günü kendisine tebliğ edilmesine rağmen, Askeri Mahkemede yapılan 12.12.2014 tarihli duruşmaya mazeret bildirmeksizin, 27.2.2015 ve 22.5.2015 tarihli duruşmalara ise mesleki mazeret bildirerek katılmamıştır. Belgegeçer yolu ile gönderilen ve kayıtlara 28.8.2015 tarihinde geçen dilekçesinde de, 29.8.2015 tarihinde yapılacak duruşmaya sağlık problemi nedeniyle katılamayacağını belirtip duruşmanın ileri bir tarihe bırakılarak duruşma gününün tebliğini talep etmiştir. Her ne kadar duruşma günü 28.8.2015 olarak müdafie bildirilmiş ve dilekçede duruşma günü 29.8.2015 tarihi olarak belirtilmiş ise de, dosyanın esas numarasının da belirtildiği dilekçenin 28.8.2015 tarihinde kayda geçmesi karşısında, yapılan bu maddi hatanın sonuca etkisi yoktur. Askeri Mahkemece, 28.8.2015 tarihinde yapılan duruşmada, dosyanın karar verilmek üzere tetkike alınması amacıyla duruşmanın 11.9.2015 tarihine bırakılmasına ve müdafie duruşma gün ve saatinin bildirilmesi hususunda tebligat çıkartılmasına karar verilerek, tebligat çıkarılmış, duruşma gününün tebliği için müdafi adına çıkartılan tebligat parçası dönmediği hâlde sanık ve müdafiin yokluğunda 11.9.2015 tarihinde yapılan duruşmada hüküm kurulduğu, görülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;
149’uncu maddesinde sanığın kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilme hakkının bulunduğu, aynı maddenin 3’üncü fıkrasında da müdafiin hukuki yardımda bulunma hakkının engellenemeyeceği ve kısıtlanamayacağı;
176/3’üncü maddesinde, müdafiin de sanık ile birlikte duruşmaya davet olunacağı;
197’nci maddesinde, sanık hazır bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahip olduğu belirtildiğinden, müdafiin yargılamada sanık yanında davanın tarafı olması ve savunmanın en önemli unsurunu oluşturması nedeniyle, mazereti nedeniyle bir önceki duruşmaya katılamayan müdafie hüküm duruşmasına ait duruşma tarihi usulüne uygun bir şekilde bildirilmeden veya bildirildiğine dair tebligat parçası dönmeden mahkûmiyet hükmü kurulması, 353 sayılı Kanun’un 207/3-H maddesine göre savunma hakkını kısıtlayıcı ve adil yargılanma hakkını ihlâl edici niteliktedir.
28.8.2015 tarihli duruşma için mazeret dilekçesi gönderen ve duruşmanın ileri bir tarihe bırakılarak duruşma gününün tebliğini isteyen müdafie, duruşma gününün bildirildiğine dair tebligat belgesinin dönmemesi durumunda, Askeri Mahkemece duruşmanın yeniden ileri bir tarihe ertelenmesi ve müdafie yeni duruşma gününün tebliğ edilmesi gerektiğinden, duruşma gün ve saatinin müdafie hangi tarihte tebliğ edildiğini gösteren tebligat belgesi dosyada bulunmamasının, sonuca etkisinin bulunmadığı kabul edilmiştir.
2) Sanığın sorgu ve savunmasının tespiti maksadıyla gönderilen talimat uyarınca … Asliye Ceza Mahkemesinde 12.12.2014 tarihinde yapılan duruşma sonunda düzenlenen istinabe duruşma tutanağında hâkim ve tutanak katibi imzasının bulunmadığı, tutanağın hâkim ve tutanak katibi imzası olması gereken yerlerinde “e-imzalıdır” ibaresinin yer aldığı, istinabe tutanağının “Güvenli elektronik imzalı aslı ile aynıdır.” şerhi düşülmeden, keza mühür ve imza ile onaylanmadan gönderildiği, Askeri Mahkemece, 27.2.2015 tarihli duruşmada, tutanaktaki eksikliğin giderilmesi için evrakın ıslak imzalı onaylı suretinin teminine karar verilerek, tutanağın fotokopi çekilerek temin edilmiş suretinin istinabe olunan mahkemeye bir yazı ile gönderildiği, söz konusu fotokopi çekilerek elde edilmiş tutanağın, hâkim ve tutanak katibi imzası bulunması gereken yerlerinin imzalanarak posta yolu ile iade edildiği, imzası tamamlattırılan tutanak ve içeriğindeki sanığın sorgusu esas alınarak, sanığın duruşmalarda hazır bulunma zorunluluğundan bağışık tutulmasına karar verilip ardından mahkûmiyet hükmü tesis edildiği görülmektedir.
CMK’nın 219/1’inci maddesindeki düzenlemeye göre, duruşma tutanağının, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanması gerekmektedir. Aynı Kanun’un 38/A maddesinin 8’inci fıkrasında da; elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanıp mühürlenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Böylece UYAP sistemi içerisinde güvenli elektronik imza ile imzalanan evrakın, sistem harici birim ya da dış kurumlara, fiziksel olarak gönderilmesi gereken durumlarda, evrakın çıktısı alındıktan sonra, yetkili kişilerce “Güvenli elektronik imzalı aslı ile aynıdır.” ibaresi ile imzalayanın adı, soyadı, unvanı, çalıştığı birimin adı ve tarih eklenerek, elle atılan imzayla imzalanıp mühürlenmesi sureti ile gönderilmesi gerektiği yasal şekil şartı olarak öngörülmüştür.
Duruşma tutanağının, CMK’nın 221 ve 222’nci maddelerine göre, duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlara uyulup uyulmadığının belirlenmesi açısından ispat gücü ve önemine sahip bulunması nedeniyle, yasaya uygun şekilde düzenlenmiş ve imzalanmış olması gerekmektedir. İspat gücünden söz edilebilmesi, duruşma tutanağının kapsaması gereken unsurların tamamını içermesiyle olanaklıdır. Hâkimin imzasının yer almadığı bir tutanağın kesin olarak duruşma tutanağı olduğunu söylemek olası değildir.
Bu itibarla, duruşma tutanaklarında imza eksikliğinin bulunması hâlinde, o duruşmada icra edilmiş yargısal işlemlerin tekrar edilmesinin gerekmesi ve salt imza eksiğinin giderilmesi için tutanağın istinabe mahkemesine gönderilip imzanın tamamlattırılmasını temin etmenin yargısal işlem sayılamaması, sanığın sorgusunun tespitine ait geçersiz olan bu tutanak içeriğinin, istinabe mahkemesinde sanığın yeniden sorgusunun tespitiyle giderilmesinin mümkün olması karşısında, e-imzalı tutanak fotokopisinin imzalattırılması suretiyle eksikliğin giderilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 1.6.2006 tarihli, 2006/123-127; Dairemizin 9.11.2004 tarihli, 2004/1385-1377; 4.3.2015 tarihli, 2015/139-158; 9.9.2015 tarihli, 2015/377-393; Askeri Yargıtay 1’inci Dairesinin 14.5.2008 tarihli, 2008/1553-1555 sayılı kararları da benzer mahiyettedir).
3) Öte yandan suç tarihlerinde yürürlükte bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin (TSK SYY) Eki Hastalık ve Arızalar Listesi’nin 17’nci maddesinin (B) diliminde “Antisosyal kişilik bozukluğu” başlığı altındaki 1’inci fıkrasının açıklama kısmında; bu fıkraya gireceklerin; asker hastanelerinin sağlık kurullarından antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alması, adli veya askeri mahkemeler tarafından verilmiş en az bir antisosyal eyleminden dolayı ceza almaları, bu cezalarından en az birinin infaz edilmesine rağmen davranış bozukluklarının devam ettiğinin ve askerlik ile uyumlarının bozulduğunun kıt’a anketi ve diğer resmi belgelerle tespit edilmesi gerektiği şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Dosya kapsamına göre, … Askeri Mahkemesi’nin 13.5.1998 tarihli, 1998/441-199 sayılı hükmü ile, sanığın 12.6.1997-21.2.1998 tarihleri arasında işlediği firar suçundan on ay hapis cezasına mahkûm edildiği, hükmün 2.6.1998 tarihinde kesinleştiği ve 23.6.1998 tarihinde sanığın şartla salıverilmesi suretiyle infaz edildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; sanığın, varsa psikolojik rahatsızlığı nedeniyle görmüş olduğu muayene ve tedavilerine ait tüm bilgi ve belgeler, RDM kayıtları, Danışmanlık Kartı, Kıta Anket Formunun onaylı ve okunaklı suretlerinin dosyaya dahil edilmesinden sonra, TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin eki Hastalıklar ve Arızalar Listesi’nin 17/B-1 maddesi uyarınca, sanığın cezai ehliyeti ile askerliğe elverişsizliğini gerektirecek objektif şartlara sahip olup olmadığı hususunun, psikiyatri uzmanı bir bilirkişiye muayene ettirilip, gerek görülmesi hâlinde gözlem altına alınması suretiyle, şüpheden uzak bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.
Belirtilen nedenlerle, mahkûmiyet hükmünün usul ve noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince, usul ve noksan soruşturma yönünden BOZULMASINA,
27.1.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy