(2709 S. K. m. 41) (1632 S. K. m. 66, 73) (5237 S. K. m. 50, 52, 62) (353 S. K. m. 221)
Askeri Mahkemece; sanığın, 9.6.2015-15.6.2015 tarihleri arasında, izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK’nın 66/1-b, 73, TCK’nın 50, 52 ve 62’nci maddeleri uygulanmak suretiyle, üç bin Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın aylık taksitler hâlinde ve yirmi eşit taksitte tahsiline, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsiline, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından, sebep gösterilmeden temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; 2015 yılında daha önce kullandığı izinlerde kendisine yol süresi tanınan sanığın, 20.5.2015 tarihinde üç gün süreyle memleket iznine gönderildiği, memleketi ….’da izinde bulunduğu dönemde Merkez Komutanlığı aracılığı ile sevk edildiği … Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 21.5.2015 tarihinde yapılan muayenesi sonucunda on gün istirahatinin uygun görüldüğü, istirahat süresi bitmeden yine Merkez Komutanlığı aracılığı ile sevk edildiği … Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 29.5.2015 tarihinde yapılan muayenesi sonucunda on gün istirahatinin uygun görüldüğü, istirahat süresinin bitiminde Amasya-Eskişehir arası bir gün dönüş yol süresi de tanındığında 9.6.2015 tarihinde Birliğine katılması gerekirken katılmadığı, bir süre izin aşımında bulunduktan sonra 15.6.2015 tarihinde kendiliğinden gelerek Birliğine katıldığı, bu suretle atılı suçu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
İzin tecavüzü suçunun düzenlendiği ASCK’nın 66/1-b maddesinde; kıtasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyenlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin açık düzenlemesine göre, kabul edilebilir bir özür nedeniyle birliğe zamanında katılma olanağının bulunamadığı hâllerde atılı suçun varlığından söz edilemeyecektir.
Askeri Ceza Kanunu’nda özrün tanımı yapılmadığı gibi ne gibi durumların özür sayılacağı da açıklanmamıştır. Dolayısıyla bu konunun takdiri mahkemelere ve içtihatlara bırakılmıştır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında, izin tecavüzü suçlarında hangi hâllerin özür sayılacağının her olayın arz edeceği niteliğe, iznin geçirildiği süreye, sanığın hareket tarzına ve kastına göre mahkemece değerlendirileceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Özrün, toplumun değer ölçülerine göre askerlik hizmetine tercih edilebilecek, sanığı maddi ve manevi zarara uğratabilecek ve yaşamında olumsuzluk doğurabilecek nitelikte olması gerekli ve zorunludur.
Bu nedenle, her somut olayda, özür olarak ileri sürülen durumun, askerlik hizmetine üstün tutulabilir nitelikte bulunup bulunmadığı, hayatın olağan akışında beklenen bir durum olup olmadığı, aniden ortaya çıkıp çıkmadığı, sanığın özür nedeniyle ne kadar süreyle Birliğinden ayrı kaldığı, Birliğine katılmakta geciktiği süre içinde özür oluşturan hâli gidermeye ve bir an önce Birliğine katılmaya yönelik olarak ne gibi davranışlar sergilediği, özür olarak ileri sürülen olguların ne tür hukuki sonuçlara yol açacağı veya açtığı dikkate alınarak, sanığın kabul edilebilir bir özre sahip olup olmadığı tartışılıp irdelenmek zorundadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda temyize konu olaya bakıldığında; sanık, savunmalarında; babasının küçük yaşta kendilerini terk ettiğini, annesinin kanser hastası olduğunu, annesi ile ilgilenebilecek kimsenin bulunmadığını, öz kardeşlerinden ablasının uyuşturucu bağımlısı olduğunu, ağabeyinin İstanbul’da çalışmakta olduğunu, kız kardeşinin ise eğitim gördüğünü beyan etmiştir.
Dosyada mevcut nüfus kaydına göre, baba Z.T.’nin 2001 yılında sanığı tanıdığı, sanığın aynı anneden olma biri erkek üç kardeşinin daha bulunduğu anlaşılmaktadır.
T.C. Anayasası’nın 41’inci maddesinde; ailenin Türk toplumunun temeli olduğu vurgulandıktan sonra, ailenin, ananın ve çocuğun korunmasının Devletin görevi olduğu açıklanmıştır. Maddenin gerekçesinde de, ailenin ahlâki bir çevre ve millet hayatı bakımından kutsal bir temel olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, dosya dizi 4’de bulunan ve Bölük Komutan Vekili ile Bölük Astsubayı tarafından imza altına alınan belgede, 12.6.2015 tarihinde sanığın üvey ağabeyi ile telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmede sanığın kaza geçirmesi nedeniyle … Devlet Hastanesinde yatmakta olduğu bilgisinin alındığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, izinden yaklaşık yedi gün gibi kısa bir süre geç dönen sanığın, annesinin kanser hastası olup olmadığı, kanser hastası ise izin ve suç tarihlerinde sağlık kuruluşlarında muayene ve tedavisinin yapılıp yapılmadığı, annesi ile ilgilenebilecek yakın akrabalarının bulunup bulunmadığı, ayrıca sanığın kaza geçirmesi nedeniyle … Devlet Hastanesinde ayaktan veya yatarak tedavi görüp görmediği, görmüş ise hangi tarihlerde muayene ve tedavisinin yapıldığı hususlarının mahallinden araştırılarak belirlenmesinden sonra hüküm kurulması gerektiğinden, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiş, bozma sebebi karşısında diğer yönlerden inceleme yapılmamıştır.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince, noksan soruşturma yönünden BOZULMASINA,
24.2.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy