(2709 S. K. m. 145) (1111 S. K. m. 80) (1632 S. K. m. 91) (5237 S. K. m. 35, 50, 51, 62, 63, 81) (353 S. K. m. 9, 17, 19, 176, 207, 221)
Askeri Mahkemece; sanığın, 13.10.2013 tarihinde;
1) Mağdur Bkm.Uzm.Çvş. K.A.’ya karşı, silahla üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK’nın 91/2 ile TCK’nın 50, 51/B ve 62’inci maddesi uyarınca dört yıl yedi ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK'nın 63'üncü maddesi uyarınca mahkûmiyet müddetinden mahsubuna;
2) Mağdur P.Er S.K.’ye karşı yönelik eyleminin TCK'nın 81/1 ve 35'inci maddeleri kapsamında kasten öldürmeye teşebbüs suçuna vücut verebileceği kabul edilerek ve kasten öldürmeye teşebbüs suçunun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanığın askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilgi kesilmesi karşısında, yargılama görevi adliye mahkemelerine ait olduğundan, 353 sayılı Kanun’un 9, 17 ve 176’ncı maddeleri uyarınca Askeri Mahkemenin görevsizliğine;
Karar verilmiştir.
Hükümler; müdafi tarafından, silahla üste fiilen taarruz suçu bakımından usule, esasa ve suç vasfına; kasten öldürmeye teşebbüs suçu bakımından usul ve göreve ilişkin sebepler ileri sürülerek, temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; mahkûmiyet hükmünün, usul yönünden bozulmasına; görevsizlik kararının ise, onanmasına karar verilmesi gerektiği hususunda görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; 13 Ekim 2013 tarihinde, saat 19.00-21.00 saatleri arasında 3 No.lu Nöbet Kulesinde, mağdur P.Er S.K. ile birlikte nöbetçi olan sanığın, nöbete başladıktan bir müddet sonra saat 19:20 sıralarında kendisine zimmetli olan ... seri numaralı ... Tüfeğini tam dolduruşa getirerek havaya ve etrafa kontrolsüz bir şekilde 36 el ateş açtığı; silah seslerini duyarak olay yerine gelen AMM Komutanı mağdur Bkm.Uzm.Çvş. K.A.'nın, bir askerin silahına şarjör taktığını gördüğü, ancak havanın karanlık olması nedeniyle nöbetçilerin kim olduğunu tam olarak seçemediği ve 20-25 metre mesafeden nöbetçilere kim olduklarını sorduğu; mağdur P. Er S.K.'nın, kendi ismini söyledikten sonra yanındaki nöbetçinin de M.R.Ş. olduğunu söylediği; ateş eden nöbetçinin M.R.Ş. olduğunu anlayan mağdur Bkm.Uzm.Çvş. K.A.'nın, "R. ne oldu, ben K. uzman, yanına geliyorum, konuşalım." diyerek sanığa 10 metre mesafe kalacak şekilde yaklaştığı; sanığın ise, "Yaklaşmayın Komutanım sıkarım." demek suretiyle kendisine zimmetli ... tüfeğini Bkm.Uzm.Çvş. K.A.'nın bel hizasının yukarısına doğrulttuğu ve hedef alarak tetiğe bastığı, ancak silahın tutukluk yaparak ateş almadığı; Bkm.Uzm.Çvş. K.A.’nın, sanığa "R. ne yapıyorsun" diyerek ağacın arkasına saklandığı; müteakiben mağdur P.Er S.K.'nin, mevziiden çıkarak sanığa, "R. ne yapıyorsun, sakin ol kendine gel." şeklinde sözler söylediği ve yanına yaklaşmaya çalıştığı; sanığın, "Sana ne, yaklaşma seni de vururum." şeklinde sözler söyleyerek tüfeği bu kez P.Er S.K.'ye çevirdiği, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle tam dolduruşa getirdiği, P.Er S.K.'nin göğüs hizasına hedef aldığı; bu durumu gören P. Er S.K.'nin yakınında bulunan duvarın arkasına saklanmaya çalıştığı sırada sanığın tetik düşürdüğü, ancak silahın bu kez de ateş almadığı, kısa bir süre sonra olay yerine gelenler tarafından sanığın sakinleştirdiği ve olay yerinde uzaklaştırıldığı, yapılan incelemede, olay yerinde 36 adet boş kovan ve 30 adet dolu fişeğin tespit edildiği, sanığa ait şarjörlerde yapılan kontrollerde iki adet şarjörün tamamen boş olduğu, bir adet şarjörde 12 adet fişek, 1 adet şarjörde 10 adet fişek ve 1 adet şarjörde 9 adet fişek olmak üzere toplam 31 adet fişeğin bulunduğunun tespit olunduğu, olay yeri ve çevresinde ele geçirilen yukarıda seri numarası belirtilmiş piyade tüfeğinin, 5 adet şarjörün, 62 adet 7,62 mm. ... tüfeği fişeğinin, 1 adet hafif ezik durumda 7,62 mm. ... tüfeği fişeği çekirdeğinin emniyete alındığı, böylece sanığın, mağdur P.Er S.K. 'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, mağdur Bkm.Uzm.Çvş. K.A.'ya yönelik olarak da silahla üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlediği iddia olunarak silahla üste fiilen taarruza teşebbüs suçundan eylemine uyan ASCK’nın 91/2 (az vahim hâl), 50 ve 51/B ile TCK'nın 35'inci maddeleri uyarınca, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan TCK'nın 81/1 ve 35'inci maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle açılan kamu davalarının yargılaması sonucunda Askeri Mahkemece; maddi vakıanın iddianamede iddia edildiği şekilde gerçekleştiği kabul edilerek, yukarıda yazılı olduğu şekilde mahkûmiyet hükmü ve görevsizlik kararı verildiği, anlaşılmaktadır.
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak görev yönünden yapılan inceleme;
Kamu düzenine ilişkin olan görev konusu, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiğinden ve müdafinin göreve ilişkin de temyizinin olması nedeniyle, öncelikle sanığa isnat edilen suç bakımından Askeri Mahkemenin yargılama görevinin devam edip etmediği hususunun incelenmesi gerekmektedir.
Askeri Mahkemece; sanığın mağdur P.Er S.K.’ye karşı yönelik gerçekleştirdiği iddia olunan eylemin, TCK'nın 81/1 ve 35'inci maddeleri kapsamında kasten öldürmeye teşebbüs suçuna vücut verebileceği kabul edilerek ve kasten öldürmeye teşebbüs suçunun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanığın askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilgi kesilmesi karşısında, yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğundan, 353 sayılı Kanun’un 9, 17 ve 176’ncı maddeleri uyarınca Askeri Mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş ise de;
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 15.5.2014 tarihli, 2014/35-42 Esas ve Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, Anayasa’nın "Askeri yargı" başlıklı 145/1’inci maddesi; "Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her hâlde adliye mahkemelerinde görülür." hükmünü;
353 sayılı Kanun’un "Genel görev" başlıklı 9’uncu maddesi: "Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler." hükmünü;
Aynı Kanunun "Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi" başlıklı 17’nci maddesi: "Askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması hâlinde askeri mahkemenin görevi sona erer." hükmünü içermektedir.
Maddede geçen "İlginin kesilmesi" tabiri, kesin terhis, askerliğe elverişsizlik gibi, asker kişiler bakımından bir daha geri dönülmeyecek şekilde gerçekleşen statü değişikliğini ifade etmektedir. Geçici terhisle askerlikten ilişiği kesilen ve şartların gerçekleşmesi hâlinde, noksan kalan muvazzaflık hizmet süresini tamamlamak üzere tekrar silah altına alınarak asker kişi statüsünü kazanabilecek olanlar bakımından, 353 sayılı Kanun’un 17’nci maddesinde belirtilen anlamda "askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi" hâlinden söz edilemeyecektir.
Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte, sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması veya askeri bir suça bağlı bulunmaması hâlinde, askeri mahkemelerin görevlerinin sona ereceği konusunda tereddüt yoktur.
Askerlik hizmet süresine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı mevzuata bakıldığında;
1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 80’inci maddesinde; "... Herhangi bir mahkemenin hükmettiği hapis cezaları …muvazzaf ve yedek hizmetlerinden sayılmaz..
Beraatle neticelenen davalarda mevkufiyet müddetleri hizmetten sayılır. Ancak muvazzaflardan altı ay talim görmemiş olanlara bu müddet tamamlattırılır. Yedeklere talim müddeti kadar hizmet yaptırılır.";
MSY: 70-11 (A) Terhis Yönergesi’nin, askerlik hizmetinden sayılacak ve sayılmayacak sürelere ilişkin Birinci Bölüm 5/ç bendinde; "Hizmetleri sırasında tutuklanan ve tutukluluk süresi içinde hizmet süresi sona eren erbaş ve erlerin geçici olarak terhisleri yapılır ve terhis işleminin yapıldığı askeri savcılığa bildirilir. Ancak, tutukluluk öncesinde altı aylık hizmeti olmayanlar terhis edilmez. Davanın, tutukluluk süresinin askerlik hizmetinden sayılmasını gerektirecek bir kararla neticelenmesi hâlinde; suçun niteliği ve tutuklama kararının verilmesi zamanına bakılmaksızın tutukluluk süresi askerlik hizmetine mahsup edilir ve terhisleri kesinlik kazanır. Davanın, tutukluluk süresinin askerlik hizmetinden sayılmamasını gerektirecek bir kararla neticelenmesi hâlinde; tutukluluk süresi kadar noksan hizmetli olarak hizmet yaptırıldıktan sonra kesin terhisleri yapılır." düzenlemesine yer verildiği ve benzer düzenlemenin, MSY:70-1/C Asker Alma Yönergesi’nin İkinci Bölüm Altıncı Kısım 4/(6)-(d) bendinde de yer aldığı görülmektedir.
Söz konusu düzenlemelerde yer alan "Geçici terhis" uygulaması, işlediği bir suç nedeniyle tutuklanan yükümlülerin mağduriyetini önlemeye ve birliklerin kadro ihtiyacını belirleyip gidermeye yönelik idari bir tedbirdir.
Ayrıca, Terhis Yönergesi’nin Birinci Bölümünde "Terhis"; "Kanunlarda belirtilen muvazzaflık hizmet sürelerini tamamlayan veya tamamlamış kabul edilen yükümlülerin, ... Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılmalarıdır." şeklinde tanımlanmıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanık hakkında düzenlenen 12.2.2014 tarihli terhis belgesinde, sanığın askerlik hizmetini tamamladığından terhis edildiği kaydı yer almakla birlikte, 12 ay askerlik hizmet süresine tabi olan sanığın, 5.3.2013 eğitim birliğine sevk edildiği, 8.3.2013 tarihinde eğitim birliğine katıldığı, 23.1.2014 tarihinde gönderildiği izinden 27.1.2014 tarihinde Birliğine katılması gerekirken 4 gün geç katıldığı, 14.10.2013-10.12.2013 tarihleri arasında temyize konu suçlardan tutuklu kaldığı ve 9.3.2014 tarihinde terhis edildiğinin kayıtlı olduğu, dosyadaki tutuklama ve tahliye kararına göre de 14.10.2013-10.12.2013 tutuklu kaldığı süre dikkate alındığında, terhis yönergesi hükümleri doğrultusunda sanık hakkında geçici terhis işlemi yapıldığı hususunda duraksama bulunmadığı, dolayısıyla yargılaması devam ettiğinden, tutuklu kaldığı sürelerin askerlik hizmetinden sayılması suretiyle geçici terhis edildiği anlaşılan sanığın, tutuklu kaldığı sürenin askerlik hizmetinden sayılıp sayılmayacağının ve muvazzaflık hizmet süresini tamamlayıp tamamlamadığının, yani, kesin terhis tarihinin yüklenen suça ilişkin kamu davasının sonucuna göre belirlenecek olması nedeniyle, kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak, Askeri Mahkemede yargılanmasını gerektiren ilgi henüz kesilmediğinden ve Askeri Mahkemenin yargılama görevinin devam ettiği sonucuna varıldığından, Askeri Mahkemece hukuka aykırı olarak verilmiş olan görevsizlik kararının bozulmasına karar verilmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesinin 1.11.2004 tarihli, 2004/45-45; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 14.7.2011 tarihli, 2011/82-82, 30.9.2010 tarihli, 2010/93-91; 12.6.2008 tarihli, 2008/131-112 ve 25.5.2006 tarihli, 2006/122-120 Esas ve Karar sayılı kararları da aynı doğrultuda bulunmaktadır).
Üye …; gerek yasal düzenleme, gerekse muvazzaf ve terhis kavramlarının lügat anlamları birlikte gözetildiğinde, geçici terhisli er ve erbaşların, fiilen askerlik hizmetine devam etmemeleri karşısında, asker kişi sıfatlarının, yeniden kıt’alarına sevk edilmedikleri sürece söz konusu olamayacağından, 9.3.2014 tarihi itibarıyla terhis edildiğine dair terhis belgesi düzenlenmiş olması ile sanığın, asker kişi sıfatının ortadan kalktığı, buna göre, işlediği iddia ve kabul olunan atılı suçun, askeri bir suç olmaması ve askeri bir suça da bağlı bulunmaması karşısında, sanığın Askeri Mahkemede yargılanmasını gerektiren ilgi kesilmiş olduğundan, görevsizlik kararının onanması görüşü ile karara katılmamıştır.
Usul yönünden yapılan inceleme;
Müdafi tarafından, tutuklamaya ve tutukluluk halinin devamına dair kararların kendilerine tebliğ edilmediği, iddianamenin, duruşma gününün ve diğer safahatlarla ilgili kendilerine tebligat yapılmadığı, yokluklarında yapılan duruşmalarda mağdur, tanık ve bilirkişi dinlendiği, delil ikame edildiği, yokluklarında yapılan işlemlerin tekrarlanmasını talep etmelerine rağmen bu yönde bir karar verilmediği, bilirkişi ve uzmanlık raporlarının kendilerine tebliğ edilmediği, soruşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerinin değerlendirilmediği ve tutanağa geçirilmeden reddedildiği, Mahkemece müdafi huzurunda alınmayan beyanlara dayanılarak hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği ileri sürülmüş ise de;
Yüklenen suçlardan soruşturma aşamasında 14.10.2013 tarihinde tutuklanan sanığın, yine soruşturma aşamasında 10.12.2013 tarihinde tahliye olduğu, itiraz kanun yoluna tabi olan tutuklama ve tutukluluk hâlinin devamı kararlarına yapılacak itirazların aşama itibari ile en yakın askeri mahkemece incelenebileceğinden, keza bu tür kararlar 353 sayılı Kanun'un 206'ncı maddesi kapsamında bir karar olmadığından, müdafiin bu hususa ilişkin temyiz sebepleri incelenmemiştir.
Askeri Mahkemece yapılan muhakeme işlemleri incelendiğinde; 16.4.2014 tarihinde kendisine tebligat yapılmayan müdafiin ve terhis olduğu için duruşmaya katılmayan sanığın yokluklarında, mağdurlar ile tanık İkm.Yzb. T.M.'nin dinlendiği ve gelen yazılı belgelerin okunduğu, keza, 11.2.2015 tarihinde müdafiin ve sanığın yokluklarında yapılan duruşmada mağdurlar ile tanık İkm.Yzb. T.M. dinlendiği, intaniye ve dahiliye uzmanı bilirkişilerin atandığı ve mütalaalarının tespit edildiği görülmekte ise de; bu duruşmalarda dinlenen tanık ve mağdur ifadeleri ile tespit edilen bilirkişi mütalaalarının, ikame edilen delillerin müdafiin ve sanığın hazır bulunduğu 18.6.2014, 19.11.2014 ve 8.4.2015 tarihlerinde yapılan duruşmalarda okunduğu, sanığa ve müdafie diyeceklerinin sorulduğu ve tutanağa geçirildiği, 17.6.2015 tarihinde müdafiin yüzüne karşı ve duruşmalardan bağışık tutulması nedeniyle duruşmaya katılamayan sanığın yokluğunda yapılan ve hükme varılan duruşmada mağdur P.Er S.K.’nin talimatla tespit edilen ifadesi okunup taraflardan diyecekleri sorulduğu, gelen yazılı belgelerin okunduğu, dinlenecek yazılı ve sözlü delil kalmadığı belirtildikten sonra yazılı belgelerin okunmasına geçildiği, soruşturmanın genişletilmesi hususunda taleplerin sorulduğu, müdafiin bir talepte bulunmadığı esas hakkında mütalaa ve mütalaaya karşı savunmalar ve sanığın son sözü yerine geçmek üzere önceki ifadeleri okunduktan sonra da hükme varıldığı, görülmektedir.
Askeri Mahkemece, her ne kadar müdafiin ve sanığın yokluğunda yapılan duruşmalarda deliller ikame edilmiş ise de, bu duruşmalarda ikame edilen deliller CMK'nın 206'ıncı maddesine uygun olarak müteakip duruşmalarda sanığa ve müdafiine okunarak bildirilmiş, sanık ve müdafiin diyecekleri tutanağa geçirilmiştir. Dolayısıyla bu şekilde ikame edilen delillerin yok sayılması yasal olarak mümkün değildir. Keza, müdafie soruşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerinin sorulduğu, müdafiin bir talepte bulunmadığı, duruşma tutanaklarının sahteliği konusunda bir iddia da bulunmadığı dikkate alındığında, müdafiin bu hususlardaki temyiz sebepleri kabule değer görülmemiştir.
Ancak, sanık hakkında yüklenen suçlardan açılan kamu davalarının, isabetli olarak 353 sayılı Kanun’un 19/1 maddesi uyarınca heyet hâlinde kurulan Askeri Mahkemede görüldüğü, buna göre mağdur P.Er S.K.'nin ifadesinin de sanığın ve müdafiin katılmadığı 16.4.2014 tarihinde yapılan duruşmada huzurda tespit edildiği, müdafiin katıldığı 18.6.2014 tarihinde yapılan duruşmada mağdurun ifadesinin okunduğu; müdafiin, yokluklarında dinlenen tanık ve mağdurların ifadelerinin ve ikame edilen delillerin yok hükmünde sayılmasına karar verilmesini ve bu delillerin yeniden ikmal edilmesini talep etmesi üzerine, Askeri Mahkemece 16.4.2014 tarihli duruşmada beyanları tespit edilen tanık ve mağdurların duruşmaya celplerine karar verildiği ve duruşmanın 24.9.2014 tarihine bırakıldığı, ancak mağdurun terhis olduğunun anlaşılması üzerine terhis adresi itibari ile … Askeri Mahkemesinin istinabe edildiği, P.Er S.K.’nin ifadesi heyet hâlinde oluşan İstinabe Askeri Mahkemesince, tespit edilmesi gerekirken, tek hâkimden oluşan Askeri Mahkeme tarafından tespit edildiği, gerekçeli hüküm incelendiğinde Askeri Mahkemece mağdur P.Er S.K.'nin 16.4.2014 tarihinde yapılan duruşmada huzurda usulüne uygun olarak tespit edilen beyanına yer verilmeyip tek hâkimden oluşan İstinabe Askeri Mahkemesi tarafından tespit edilen ifadesine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Söz konusu husus, 353 sayılı Kanun’un 19/1 ve 207/3-A maddelerine aykırı olduğundan, her iki hükmün usul yönünden ayrı ayrı bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, Askeri Mahkemece; sanığın, olay sırasında mağdurlara tüfeğini doğrultup hedef aldıktan sonra tetiğe bastığı, ancak silahın tutukluk yaparak ateş almadığı, kabul edilmiş ise de;
1- a) Olayı müteakip tutulan 13.10.2013 tarihli "Olay Tespit Tutanağında" imzaları bulunan Bkm.Bçvş. M.G., İkm.Ütğm. A.O. ve Bkm.Bnb. H.Ç.'nin, sanığa zimmetli ... seri numaralı ... Tüfeğinin boşaltma işlemi sırasında atım yatağında fişek sıkışıp sıkışmadığı ve tüfeğin tutukluğunun neden kaynaklandığı, atım yatağına sıkışan fişeğin tüfeğin tetiğinin düşmesine engel olup olmadığı, olay yerinde arazide bulunduğu belirtilen 30 adet dolu fişek kapsülü üzerinde iğne izi olup olmadığı hususlarında tanıklıklarına başvurulması;
b ) Olaya ilk müdahale eden İkm.Yzb. T.M. ile birlikte araçla olay yerine geldiği belirtilen P.Er M.K.'nin tanıklığına başvurulması;
c ) Olaydan sonra arazide bulunduğu belirtilen ve emanet makbuzuna göre emanete alındığı görülen 30 adet dolu fişek kapsülü üzerinde iğne izi olup olmadığı hususunda uzmanlık raporu alınması;
2) Yukarıda belirtilen eksik hususların tamamlanmasında sonra soruşturma aşamasında silahın tutukluluk yapma sebepleri hakkında mütalaası tespit edilen J.Bk.Bçvş. U.D.'nin, ... Tüfeklerinde atım yatağında fişek sıkışmasının tüfeğin tetiğinin düşmesine engel olup olmayacağı hususunda ek mütalaasının alınması; gerekmektedir.
Belirtilen sebeplerle; yukarıda bahsedilen hususlarda araştırma yapılmak suretiyle maddi olay tam olarak ortaya konduktan sonra sanığın hukuki durumu değerlendirilip hükme varılması gerekirken, noksan soruşturma ile hükme varılması hukuka aykırı olduğundan, mahkûmiyet hükmünün ve görevsizlik kararının noksan soruşturma yönünden de bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sebebi karşısında, diğer yönlerden inceleme yapılmamış, üste fiilen taarruza teşebbüs suçundan uygulama yapılırken "ASCK'nın 50, 51/B" maddeleri yerine "TCK'nın 50, 51/B" maddeleri yazılmasındaki hataya işaret edilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
1) Müdafiinin temyizine atfen ve resen, görevsizlik kararının, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince görev, usul ve noksan soruşturma yönlerinden hukuka aykırılık sebebiyle BOZULMASINA, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak, Üye ….’nin karşı oyu ve oy çokluğu ile;
2) Müdafiinin temyizine atfen ve resen, mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince usul ve noksan soruşturma yönlerinden hukuka aykırılık sebebiyle BOZULMASINA; tebliğnamedeki görüşe sebepte farklı sonuçta uygun olarak, oybirliği ile;
17.2.2016 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy