(1632 S. K. m. 117. Ek. m. 10) (5237 S. K. m. 7, 50, 52, 62) (353 S. K. m. 228, 229, 236, 242) (YCGK 17.02.2009 T. 2008/5-220 E. 2009/28 K.)
Askeri Mahkemece; hükümlünün, 29.9.2008 tarihinde asta müessir fiil suçunu işlediği sabit görülerek, ASCK’nın 117/1, TCK’nın 62, 50 ve 52’nci maddeleri gereğince 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Tesis edilen bu hüküm, Dairemizin 25.1.2012 tarihli, 2012/123-121 Esas ve Karar sayılı ilamı ile onanmak suretiyle kesinleşmiş, 12.4.2012 tarihinde para cezasının tamamının ödenmesi suretiyle infaz edilmiştir.
Müdafi tarafından, özetle; Anayasa Mahkemesinin 17.1.2013 tarihli kararıyla, ASCK’nın Ek 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptaline karar verildiği, bu bağlamda temyiz incelemesinin yapıldığı tarihte uygulanması yasal olarak mümkün olmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla uygulanabilir hâle geldiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, adli para cezasına nazaran daha lehe bir müessese olduğu, Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararının 353 sayılı Kanun’un 228/E maddesindeki “Yeni vakalar veya yeni deliller” niteliğinde olduğu belirtilmek suretiyle, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunarak, hükümlü hakkındaki mahkûmiyet hükmü ile bu hükmün onanmasına ilişkin Daire kararının hükümsüzlüğüne, şartları taşıyan hükümlü hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
Tebliğnamede; yargılamanın yenilenmesi talebinin, kabule değer olmaması noktasından reddine karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Müdafi; tebliğnamenin tebliği sonrası sunmuş olduğu 25.1.2016 tarihli dilekçesinde aynı taleplerini yinelemiştir.
Yapılan incelemede; 353 sayılı Kanun’un 228-242’nci maddelerinde düzenlenen “Yargılamanın yenilenmesi” müessesesi, kesin hüküm kuralına karşı kabul edilmiş olağanüstü bir kanun yoludur.
Aynı Kanun’un 228/E maddesinde; yeni vakaların veya yeni delillerin ileri sürülüp de, bunların yalnız başına veya daha önce irad edilen delillerle birlikte göz önünde tutulduklarında hükümlünün beraatini veya daha az ceza almasını gerektirecek nitelikte olmaları halinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenebileceği düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, yeni olay veya yeni delillerin kuşkusuz yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nitelikte ve yargılama sırasında mahkemece bilinmemiş yahut evvelce verilmiş olan hükmü sarsacak ve mahkemeyi o kararın doğruluğu hususunda tereddüde sevk edecek mahiyette olması gerekmektedir.
Kanunda geçen “Yeni vaka” veya “Yeni delil” den amaç, kesinleşen kararın verildiği tarihte hâkimin bilmediği, dosyada bulunmayan olaylar ve deliller şeklinde kabul edilmektedir. İleri sürülen, yeni delil ve vakalar hükümlünün beraatini veya daha hafif ceza almasını gerektiren bir kanun hükmünün uygulanabilir olmasını gerektirecek nitelikte olması halinde, yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilebilmektedir.
353 sayılı Kanun’un 229’uncu maddesine göre de, hükmün yerine getirilmiş olması yargılamanın yenilenmesi istemine engel teşkil etmemektedir.
Diğer taraftan, TCK’nın 7/2’nci maddesi; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde olup, bu maddeye göre; sonradan yürürlüğe giren kanunun, bir fiili suç olmaktan çıkarması, suçun unsurlarında veya diğer cezalandırılabilme şartlarında, bu suçtan dolayı mahkûmiyetin yasal neticelerinde, ceza ve hatta güvenlik tedbirlerinde değişiklik yapması ve bu değişikliğin failin lehine sonuç vermesi durumunda, yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen suçlar hakkında da uygulanması gerekecektir.
Devam eden davalarda lehe kanun değerlendirmesi yapılması konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. İnfazı tamamlanmış hükümlerde lehe kanun değerlendirmesi yapılıp yapılamayacağı konusunda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.2.2009 tarihli, 2008/5-220 Esas ve 2009/28 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; kanunun infaz edilmiş hükümlere infazdan sonra da bir takım sonuçlar bağladığı bazı istisnai durumlarda, lehe hükmün belirlenerek uygulanmasının, hakkındaki hüküm infaz edilmiş olan hükümlüler açısından da lehe durumlar oluşturabileceği ve hükümlünün böyle bir istemde bulunmasında hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir.
Sonuçta lehe kanun değerlendirilmesi yapılması konusundaki tüm taleplerin hükmü tesis eden mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında müdafiin talepleri incelendiğinde; Anayasa Mahkemesinin vaki iptal kararının, hükmü tesis eden mahkeme tarafından yapılacak olan lehe kanun değerlendirmesine konu edilebilecek bir talep olduğu, ancak hükümlünün beraatini veya daha hafif cezayı gerektiren kanun hükmü ile cezalandırılması sonucunu doğuracak yeni bir delil niteliğinde bulunmadığı ve 353 sayılı Kanun’un 228’inci maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, müdafiin yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan sebeplerle;
Müdafiin, yargılamanın yenilenmesi isteminin, 353 sayılı Kanun’un 228 ve 236/1’inci maddeleri uyarınca, istemin kabule değer olmaması noktasından REDDİNE,
10.2.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy