(1632 S. K. m. 87, 88) (5237 S. K. m. 50, 52, 62) (353 S. K. m. 207) (5271 S. K. m. 147, 191)
Sanık hakkında evvelce verilen mahkûmiyet hükmünün, Dairemizin 24.9.2014 tarihli, 2014/811-828 Esas ve Karar sayılı ilamı ile usul yönünden bozulması üzerine, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, Askeri Mahkemece; sanığın, 18.1.2012 tarihinde toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 87/1, 88, TCKnın 62, 50/1-a ve 52nci maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hüküm; sanık tarafından, uygulamaya ilişkin sebepler ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede; hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; Askeri Mahkemece; sanığın, 18.1.2012 tarihinde toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
1) Dairemizin 24.9.2014 tarihli, 2014/811-828 Esas ve Karar sayılı ilamı ile; sanığın atılı suça ilişkin sorgusu yapılmadan mahkûmiyet hükmünün tesis edildiği anlaşıldığından, sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu durumun, hukuka kesin aykırılık teşkil etmesi nedeniyle, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verildiği,
Bozma kararı sonrası istinabe olunan
.. Asliye Ceza Mahkemesince düzenlenen duruşma tutanağında (Dz. 485); iddianame ve eklerinin okunduğu yazılı olmasına rağmen, Askeri Mahkemece istinabe olunan mahkemeye gönderilen talimatta ek olarak sadece bozma ilamının yer aldığının yazılı olduğu (Dz. 478), ayrıca, sanığın Askeri Yargıtay bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespitinden sonra, yasal haklarının hatırlatılmasının ardından sorgu ve savunmasının tespit edilmesi gerekirken, istinabe duruşma tutanağında; sanığın
Daha önce konuyla ilgili beyanda bulunmuştum. Bundan ceza aldım. Aldığım cezayı temyiz ettim. Yargıtayın kararına bir diyeceğim yoktur
şeklindeki beyanı dışında atılı suça ilişkin sanığın sorgu ve savunması olarak değerlendirilebilecek bir beyanının bulunmadığı, bu durumda iddia konusu suçlamaya karşı sanığın usulüne uygun olarak sorgu ve savunmasının tespit edilmediği, anlaşılmaktadır.
Bozma kararının, sanığın sorgusunun usulünce yapılmamış olmasına dayandığı ve savunma hakkının özüne ilişkin olduğu dikkate alındığında, bozma ilamına uyulup uyulmama konusunda sanığın beyanının tespit edilmesi ve uyma kararı verildikten sonra da mutlaka yargılama kurallarına uygun olarak, sorgunun yapılması gerekmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.1.2006 tarihli ve 2006/28-14 sayılı kararında da belirtildiği üzere; savunma hakkı ceza muhakemesi sujesi olan sanığın en önemli hakkıdır. Bu hakkın kutsallığı ve gözardı edilemez olduğu hem insan hakları beyannameleri, hem de Anayasa ile güvence altına alınmış bulunmaktadır. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında ve gerekse doktrinde sorguya çekilme, adil yargılanma hakkının bir parçası olarak kabul edilmektedir. Yasal kurallar çerçevesinde yapılacak sorgu, hem maddi gerçeğin aydınlatılması yönünden, hem de sanığın savunma hakkını kullanabilmesi bakımından önem taşımaktadır. Sorgunun hiç veya kanunun öngördüğü şekilde yapılmaması, doğrudan kamu düzenini ilgilendiren yargılama hukuku normlarının ihlali anlamına gelmektedir.
Askeri Mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilmiş olmasına rağmen, sanığın usulüne uygun bir şekilde sorgusunun tespit edilmediği, dolayısıyla bozma ilamında belirtilen hukuka aykırılığın giderilmediği, sorgusu Kanunun öngördüğü şekilde tespit edilmeden sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin CMKnın 147 ile 191inci maddelerine aykırı olduğu, savunma hakkının kısıtlanması anlamında 353 sayılı Kanunun 207/3-H maddesine göre de hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır,
2) Öte yandan, Dairemizin 24.9.2014 tarihli, 2014/811-828 Esas ve Karar sayılı ilamı ile; temyiz incelemesine konu hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmesinin yanı sıra sanık hakkında hizmete müteallik bir muameleden dolayı amire hakaret ve toplu asker karşısında amire fiilen taarruz suçlarından tesis edilen mahkûmiyet hükümlerinin ayrı ayrı onanmasına karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli hükümde onanan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin yazılı ve sözlü delillere de yer verildiği (Dz. 491-494), Delillerin Tahlili ve Değerlendirilmesi bölümünde 18.1.2012 tarihinde meydana gelen temyize konu olayın ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin mahkemenin kabulüne yer verilmesinin yanı sıra 16.11.2011 tarihinde meydana gelen onanan mahkûmiyet hükümlerinin konusunu teşkil eden maddi vakanın kabulüne de yer verildiği (Dz. 491), ayrıca sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamasına gerekçe olarak Yukarıda ayrıntılı izah edildiği üzere, sanığın sabıkasının olduğunun anlaşılması sebebiyle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemiştir. şeklinde bir ifade yazılı olmasına rağmen (Dz. 489), gerekçeli hükümde mahkemenin Yukarıda ayrıntılı izah edildiği üzere ifadesine karşılık gelecek, mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamasının gerekçesi olarak değerlendirilebilecek herhangi bir gerekçenin mevcut olmadığı, hüküm 5.4.2016 tarihli duruşmada tesis edilmesine rağmen gerekçeli hükmün tüm sayfalarının sağ üst tarafında 7 Haziran 2016 tarihinin, hüküm fıkrasının sonunda ise 5 Nisan 2016 tarihinin yer aldığı, hükmün başlık kısmında onanan hükümlerden hizmete müteallik bir muameleden dolayı amire hakaret suçuna ilişkin hüküm açısından katılan sıfatını alabilecek olan, temyize konu hüküm açısından ise katılan olarak kabul edilemeyecek A.U. isimli Uzman Çavuşun kimlik bilgilerinin Müdahil Kimliği olarak yazılı olduğu, belirtilen bu hususların usule aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen sebeplerle, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sebebi karşısında diğer yönlerden inceleme yapılmamıştır.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden BOZULMASINA,
18.1.2017 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe sebepte kısmet farklı sonuçta uygun olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy