(765 S. K. m. 40) (1412 S. K. m. 404) (353 S. K. m. 251) (YİBK. 06.03.1940 T. 1940/5 E. 1940/68 K.)
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesinin 6.12.1983 gün ve 1980/990 sayılı, sanık vekilinin derdest davada geçen tutukluluk süresinin başka bir davada kesinleşen hapis cezasından mahsubu hususundaki talebinin reddine mütedair kararlarına, sanık vekilinin süresinde itirazı üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 12.3.1984 gün ve 1984/702 sayılı tebliğnamesi ile 3 ncü Daireye gönderilen dava dosyasında yapılan inceleme sonunda:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık vekili, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkeme Başkanlığına verdiği 21.11.1983 günlü dilekçesinde; sanık KAMİL TEKİN SÜREK'in, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesinin 24.6.1988 gün ve 1980/990-1982/597 sayılı kararları ile neticeten üç yıl hapis, 500-TL ağır para cezasına mahkum olduğunu, sanığın aynı mahkemenin 1982/867 Esas nolu davasında da yargılandığını, bu davanın derdest bulunduğunu, sanılın bu davada bir yıl, on bir ay, on gün tutuklu kaldığını, Yargıtay Kararları TCK. nın. 40, CMUK. un 404 üncü maddeleri hükümleri nazara alınarak bu davada tutuklu kaldığa sürenin kesinleşen mahkumiyetinden mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Askeri Mahkemesinin 6.12.1983 gün, I980/990 sayılı kararları ile kararda yazıyı gerekçe ile sanığın derdest davadaki tutukluluk süresinin üç yıllık kesinleşen hapis cezasından mahsubu, isteğinin reddine karar vermiştik.
Sanık vekili, 15.12.1983 tarihli itiraz dilekçesinde; sanığın derdest olan 1982/867 Esas sayılı davasında beraat etmesi halinde, tutuklu kaldığı sürenin telafisi mümkün olamayacağını, T.C.K.nın 40, 353 sayılı Kanunun 251, CMUK. un 404 üncü maddeleri, Askeri Yargıtayın kökleşen kararları da nazara alınarak, 1 nolu Askeri Mahkemenin 6.12.1983 gün ve 1983/990 sayılı mahsup isteminin reddine dair kararlarının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Anlaşmazlığa göre çözümlenmesi gereken konu; (tutuklamaya neden olan soruşturmanın henüz sonuçlanmamış olması halinde; tutukluluk süresinin, kesin mahkumiyet süresinden mahsup edilip edilmeyeceğidir.)
Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için, tutuklulukta geçen sürenin kesin mahkumiyet süresinden mahsup edilmesi sisteminin mahiyet ve amacının incelenmesi gerekir.
Tutuklulukta geçen sürenin, kesin mahkumiyet süresinden mahsup edilip edilmemesi konusunda leh ve aleyhe olmak üzere çıkan tartışmalar üzerine, mahsup edilmemesi gerektiği görüşünü kabul eden (siyasi sistem) ile; mahsup edilmesinin hak ve adalete daha uygun olacağı görüşünü kabul eden (hukuki sistem) değişik biçimlerde mahsubu kabul eden amprik ve karma sistem olmak üzere başlıca dört sistem benimsenmiştir. (Geniş bilgi Doç. Dr. HASAN BIYIKLI, Tutukluluk Süresinin Ceza Mahkumiyetlerinden İndirilmesi, Yargıtay Dergisi Cilt. 9 Temmuz 1983, Sayı: 3 Sahife 272, Dönmezer, Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku 8. Bası, İstanbul 1980 Cilt: III Sahife: 118-122)
Türk Ceza Hukukunda (Hukuk Sistem) kabul edilerek, Türk Ceza Kanununun 40, Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanununun 251 ve Disiplin suçları açısından Askeri Ceza Kanununun 177 nci maddeleri düzenlenmiştir.
Bu sistem, tutuklama ve mahkumiyet kararlarının infazı arasındaki fark hukuki bir varsayım olmaktan ileri geçemez Günümüzdeki infaz politikası ve Cezaevlerinin durumu yakından incelenirse, hükümlü ve tutuklulara uygulanan infaz rejimi açısından önemli bir fark bulunmadığı kolaylıkla anlaşılır.
Bu nedenle tutukluda geçen sürenin ceza mahkumiyetlerinden indirilmesi adalet ve hak gereğidir, düşüncesine dayanmaktadır. (Doç. Dr. Hasan BIYIKLI a.g. yazı; Faruk EREN, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt:2, 10. Bası, Ankara 1974 Sahife:232)
Bu sistemi kabul eden TCK. nın 40 ıncı maddesi; Hüküm kat'iyet kesbetmeden evvel vuku bulan mevkufiyet ceza mahkumiyetlerinden indirilir.
As.Mah.Krlş. ve Yargılama Usulü Kanununun 251 inci maddesi; Hüküm kesinleşmeden önceki tutukluluk süresi hükümlülük süresinden indirilir. hükmünü ihtiva etmektedir.
Her iki maddenin sözünden, tutuklamaya neden olan suç ile mahkumiyete neden olan suçun aynı suçlar olup olmayacağı açık bir biçimde açıklanamaması üzerine doğan tereddütler Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 6.3.1980 gün, 5/68 numaralı kararı ile açıklığa kavuşturulmuş, suçlar farklı olsa dahi mahsup edilebileceği benimsenmiş ve uygulamalar bu doğrultuda olmak üzere kararlılık bu düşüncenin gerekçesini teşkil eden nedenlerden biri 40 ıncı maddede Ceza mahkumiyetlerinden söz edilmesidir.
Her ne kadar As.Mah.Krlş.ve Yrg.U.K.nun 251 inci maddesinde TCK.nın 40 ıncı maddesinde olduğu gibi çoğul bir ifade kullanılmayarak, madde Hükümlülük süresinden indirilir biçiminde ise de; aynı hukuki sistemi kabul eden kanunlardaki bu farkın, uygulamada bir farklılık yaratmak amacını taşıdığı düşünülemez.
Yukarıda sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında tutuklamaya neden olan suçtan dolayı verilen beraat kararının kesinleşmesinden sonra işlenen suçlar için bu kuralın uygulanmaması kararlaştırılarak; bu zaman sınırlandırılması ile böyle bir indirim imkanının, tutuklamaya neden olan suçtan beraat edilmesi halinde yeniden bir suç işlemeye teşvik edilebileceği ihtimalinden ibaret olup bu sistemin yegane sakıncası da ortadan kaldırılmıştır.
Bu incelemeden şu sonuca ulaşılmaktadır ki; kesin hükümden evvelki tutukluluk süresinin, mahkumiyetten indirilmesi için, hükmün kesinleşmesinden evvel tutuklu kalınmış olmak yeterli olup, bu tutuklamaya neden olan suç ile ilgili soruşturmanın sonuçlanmış olmasına, suçların aynı neviden bulunmasına, davaların birleştirilerek görülmüş olmasına gerek bulunmamaktadır.
Mahsup işlemi için, tutukluluğa neden olan suçtan beraat edilmiş olması gerektiği, bu itibarla tutukluluğa neden olan suç ile ilgili soruşturma neticelenmemiş ise mahsup işlemi yapılamayacağı düşüncesi, 6.3.1940 gün ve 5/68 numaralı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından kaynaklanmaktadır.
Bu karar, tutukluluğa neden olan suçtan beraat edilmiş olmayı esas almış gibi görünmekte ise de; Askeri Yargıtay 3 üncü dairesinin 9.3.1965 gün ve 1965/161-214 numaralı kararındaki, aynen ...bu kararda hakim olan mantık ve hava beraatın mutlaka bir şart olarak kabul edildiğini göstermekte olup, bu karara mevzu davanın tesadüfen beraat ile neticelenmiş bulunmasından ibarettir. Nitekim aynı mevzuda Yargıtay 4 üncü Ceza Dairesinin dosya içersinde bir sureti mevcut 17.1.1962 gün ve Esas 1960/24, Karar 1960/13 sayılı mahsup kararı da mevkufiyetin taalluk ettiği suçtan dolayı ortadan beraat veya bir düşme kararı olmadığı halde, bahsi geçen içtihatları birleştirme kararına mesnet alınmıştır. biçimindeki açıklamada belirtildiği gibi karar, tüm olarak okunduğunda ceza mahkumiyetlerinden indirim yapılabilmesi için tutukluluğa neden olan suçtan beraat kararı verilmesi şartı kılınmamaktadır.
Aksi düşünce, kanun hükmünde bulunmayan ve kabul edilen (hukuki sistem)in, (hak ve adalete uygunluğu) şeklindeki amacına ters düştüğü gibi, telafisi mümkün olmayan adaletsizliklere neden olabileceği bir şartın kabul edilmesi demek olacaktır.
Her ne kadar 466 sayılı Kanun ile haksız tutuklamalar için tazminat hakkı tanınmış ise de; tazminatın, cezanın çekilmesinden duyulan açıyı karşılamayacağı tartışmasızdır.
Henüz neticelenmemiş tutukluluğa neden olan davanın mahsup işleminden sonra mahkumiyet ile neticelenmesi halinde bu cezanın her zaman için çektirilmesi imkanının mevcut olması dikkate alındığında, kamu hakkı yönündün de herhangi bir zarar söz konusu değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık KAMİL TEKİN SÜREK'in örgüt üyeliği suçundan dolayı 26.11.1981 tarihinden 11.10.1983 tarihine kadar tutukluluktan geçen sürenin, 6136 sayılı Yasaya muhalefet ye T.C.K.nun 188/Son maddesine muhalefet suçlarından mahkum edildiği kesinleşmiş cezanın mahsup edilmeyeceğine dair sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul 1 Nolu Askeri Mahkemesinin 6.12.1983 gün ve 1980/990 numaralı kararının KALDIRILMASINA,
Yukarıda işaret olunan tutukluluk süresinin kesin mahkumiyet süresin en MAHSUBUNA ve bu kadar süre ÇEKTİRİLMİŞ SAYILMASINA;
Keyfiyetin gerek kesinleşmiş hüküm dosyasına, gerekse soruşturması devam eden dava dosyasına işaret olunmak üzere ilgili mercilere BİLDİRİLMESİNE;
353 Sayılı Kanunun 254/Son ve 204 ncü maddeleri uyarınca tebliğnameye uygun olarak 27.3.1984 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy