(353 S. K. m. 257)
Askeri Mahkeme 10 4 2002 tarihli ara kararında müdahale talebinin yerinde olmadığını belirterek itiraz yolu açık olmak üzere reddine karar vermiş ise de, 353 sayılı Kanunun 202 nci maddesinde: itirazın kanunda açıkça gösterilen bellerde kararlara veya askeri mahkeme kararlarına karşı yapılabileceği belirtilmiş olup, itirazı kabil askeri savcılık kararlarının 353 sayılı Kanunun 107 ve 112 nci maddelerinde yer aldığı, itirazı kabil askeri mahkeme kararlarının ise aynı kanunun 57, 66, 74, 75, 91, 214 ve 254 üncü maddelerinde yer aldığı, 353 sayılı Kanunun 44, 44/b ve 206 ncı maddelerinde yer alan kararların ise hükümle birlikte temyiz edilebilen kararlar olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, katılma yolu ile dava müessesesini düzenleyen 353 sayılı Kanunun 257 nci maddesinde, askeri mahkemelerde, bu kanunun 197 ve 198 inci maddelerdeki şartlar dairesinde katılma yolu ile dava olunabileceği gibi, şahsi dava da açılabileceği, bu hallerde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun hükümlerinin tatbik edileceği, bu başvurmalar üzerine askeri mahkemenin vereceği kararların temyiz olunabileceği öngörülmüştür.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 365 ve devamı maddelerinde de müdahale konutu düzenlenmiş olup, müdahale talebinin reddine dair olan kararların esas hükmün temyizi halinde tetkiki mümkün bulunmaktadır (3.CD. nin 28.2.1951 gün 81/37 E.K. sayılı Kararı)
Doktrinde de aynı görüş hakim olup, itirazın kanunda gösterilen hallerde uygulanan bir kanun yolu olduğu, mahkemece verilen red kararının temyizi ürerine incelenmesinin mümkün olduğu belirlenmiştir. (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku. 1986 Basımı, S 405)
Bu açıklamalar doğrultusunda müdahale talebinin reddine dair mahkemenin ara kararına itiraz yasal olarak mümkün olmayıp, 353 sayılı Kanunun 206 ncı maddesi gereğince hükümden önce verilip hükme esas alımın kararların hükümle birlikte temyiz olunabileceği hükmü karşısında, müdahale talebi reddedilen Ter. Atğm. K.V. nin temyiz niteliğinde kabul edilen başvurusuyla ilgili olarak inceleme yapılmıştır.
Müdahale talebinde bulunan ve bu talebi mahkemece reddedilen Ter. Atğm. K.V.'nin temyize hakkı olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır Ancak inceleme konusu müdahaleye hakkı bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Müdahil olabilmek için işlenen suçtan doğrudan zarar görmüş olmak gerekmektedir. CMUK nun 365 inci maddesinin. 17.6.1937 gün ve 3207 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bugünkü mevcut halinden önceki halinde bir kişinin suçtan zarar görmüş sayılması için suçun hayata, sıhhate, ırza, şahsi haklara ve mallara yönelmiş olması gerektiğini ortaya koymuş iken, mevcut haline göre, zarar görme olgusu geniş yorumlanarak belirlenmiş, suçlan zarar gören her şahsın tahkikatın her halinde müdahale yolu ile hukuku amme davacına iltihak edebileceği belirlenmiştir.
Suçları zarar gören kavramı ceza yasalarında yer almakta ancak, bunun tanımı yasalarda yer almamaktadır.
Bu nedenlerle, hâkim, müdahil davacı olmak isteyen kişinin m zarar gören olup olmadığını kendi değerlendirmesine göre belirleyecek olmakla beraber, yargı denetimi sırasında ister müdahil davacı olma isteğinin kabulüne, isterse reddine karar verilmiş olsun, bunun isabetli ve hukuka uygun bir karar olup olmadığına bakılacaktır. Bu yargı denetiminin Yargıtay'ca yapılacağı hususu CMUK. nun 371 inci maddesinde yer aldığı gibi, içtihatlarla da benimsenmiştir (4. CD 23.6.1964 gün ve 1440/2935 sayılı, 5. CD. nin 5.6.1964 gün ve 2467/ 2533 sayılı, l. CD. nin 10.12.1959 gün ve 2960/3572 sayılı kararları, As. Yarg. Dr1. Krl. nun 27.6.2002 gün ve 2002/56 56 sayılı kararı).
Uygulamada istikrarlı olarak kabul edildiği şekilde, derdest kamu davasına ya da tüzel kişinin müdahale yoluyla katılabilmesi için o kişinin dava konusu suçtan doğrudan zarar görmüş olması gerekmekte olup, dolaylı olarak suçtan zarar gören kişilerin müdahale talepleri kabul görmemektedir. C.G.K. nun 10.05.1993/(2/122)-148 sayılı kararı ile Dairelerin benzer kararları (V. Savaş-S. MOLLAMAHMUTOĞLU. C.G.K. nun Yorumu, Temmuz 1995 Basımı Sh. 2131, 2164, 2167), keza C.G.K. nun 29.5.1989/(1-147)-209 sayılı kararı ile Dairelerin benzer kararları (İçel-Yenisey Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları 4 üncü Bası Sh. 1213-1214) da aynı mahiyettedir.
Dava konusu olay ele alındığında; sanık Bnb. S.Ş. hakkında Ütğm İ.O.'yü kanunda öngörülen ceza yerine daha hafif bir ceza ile cezalandırması eyleminden dolayı, müsaade olunmamış disiplin cezası vermek suçundan kamu davası açılmıştır.
Ütğm. İ.Ö. ye kanunda öngörülenden daha hafif bir disiplin cezası verilmesiyle asta hakaret suçunun mağduru olan K.V.' nin doğrudan zarara uğradığını söylemek mümkün değildir. Üsteğmen' in kanunda öngörülen cins ve miktarda ceza ile cezalandırılmasının K.V. açısından manevi bir tatmin sağlayabileceği, daha hafif bir ceza ile cezalandırılmasının K.V.' yi manevi yönden zarara uğrattığı ileri sürülebilir ise de bu durumun dahi doğrudan zarar görme niteliğini taşımaması nedeniyle müdahale talebini kabule imkân vermemektedir.
Müdahalenin suçtan dolaylı zarar gören özel ve tüzel kişilere teşmili halinde pek çok olayda, ilgisi olmayan kişilerin davaya müdahalesinin söz konusu olacağı, hatta davaların konusuna ve nitelisine göre tüm toplumun dahi davaya müdahalesine imkân tanınacağı, bu durumun ceza yargısını görevini yapamayacak hale getirebileceği gibi, kanunun müdahale müessesesini ihdas etmekte ki amacına aykırı nitelik taşıdığı anlaşılmaktadır.
Ter. Atğm. K.V. nin müdahale talebinin reddine dair ara kararına ve buna bağlı olarak Askeri Mahkemenin hükmüne karsı temyize gelinmiş ise de, müdahale isteminin reddinde bir isabetsizlik bulunmayıp, müdahil olarak kabul edilmediği ve dolayısıyla davaya taraf olmadığı anlaşılan şahsın (temyiz edenin) buna hakkı olmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddi gerekliği sonucuna ulaşılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy