(353 S. K. m. 257)
Sanık Astsb.Ö.U'nun işlemiş olduğu "üste fiilen taarruz" suçunun mağduru konumunda olup bu nedenle davaya müdahil olarak katılan sanık Ütğm.E.B.'nin manevi tazminat istemi, Askeri Mahkemece;
Manevi tazminat istemine konu edilen eylemin üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu, As.C.K.nun 1 inci maddesinde umumi suretle cari olan esaslar bu Kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürüm ve kabahatler hakkında da tatbik edilir şeklinde bir düzenleme getirilerek Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine atıfta bulunulduğu, TCK.nun bu bölümünde yer alan 38 inci maddesine göre "şeref ve haysiyetin" ihlâl edilmesi halinde ancak manevi tazminata hükmedilebileceği, bunun dışında ise Türk Ceza Kanununun genel adaba aykırı olarak işlenen suçlarla ilgili olarak 424 üncü, ölüm ve bireylerin bedensel bütünlüğüne karşı işlenen suçlarla ilgili olarak 467 nci ve hakaret suçları ile ilgili olarak da 486/3 üncü maddelerinde manevi tazminat konusunda düzenlemelerin getirildiği, Askeri Ceza Kanununda üste fiilen taarruz suçundan dolayı gerek genel ve gerekse özel olarak manevi tazminatla ilgili bir hususun düzenlenmediği, TCK.nun 467 nci maddesine de bir atıfta bulunulmadığı belirtilerek manevi tazminat isteminin (hukuk mahkemelerinde) takip hakkı saklı kalmak kaydıyla reddine karar verilmiş ise de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 8.6.1999 gün ve E: 1999/4-146, K; 1999/153 sayılı kararında da belirtildiği gibi (Y.K.D., Cilt 25, Sayı 11, KASIM 1999, Sayfa 1587);
Manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı dışında kalan varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmaktadır. Manevi tazminat, TCK. nun 11 inci maddesinde düzenlenmediği ve suçtan zarar görevinin menfaati ile talebi dikkate alınmadan doğrudan uygulanan bir müeyyide olmadığı için ceza değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği için de, gerçek anlamda bir tazminat olduğu da söylenemez.
Manevi tazminat, esas itibarı ile özel hukuka ilişkin olup 22.11.2001 tarihli ve 4221 sayılı Türk Medeni Kanununun 24, 25, 121, 158, 174 ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 47, 49 uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Medeni Kanunun 24 ve Borçlar Kanununun 49 uncu maddeleri genel bir hüküm niteliğindedir. Medeni Kanunun 24 üncü maddesi kişilik haklarını korumaktadır. Borçlar Kanununun 47 nci maddesi ölüm ve cismani zararlarda, 49 uncu maddesi ise daha geniş bir biçimde "kişilik hakkı hukuka aykırı bir şekilde saldırıya uğrayan kişinin, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adıyla bir miktar para ödenmesini dava edebileceği" kabul edilmiştir. "Kişilik hakları" kavramı daha geniş olarak değerlendirilmiş, manevi zarara uğrayanların manevi tazminat isteyebileceği hükme bağlanmıştır.
Ceza Yargılamasında ise; davanın açılmış ve delillerin toplanmış olması nedeniyle kanıtlama kolaylığı, ucuz olması, ceza hâkiminin taraflarla birebir karşılaşmış olması ve olayı değerlendirmesi, çelişik hükümlerin çıkmaması ve ikinci kez dava açılmaması için dava ekonomisi de dikkate alınarak davaya katılmak suretiyle tazminat istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Bunun için CMUK. nun 358 ve 365 inci maddeleri uyarınca, suçtan zarar görenin kamu davasına katılması ve kişisel hak talebinde bulunması, sanığın mahkûm olması ve istemin, duruşmanın uzaması ya da hükmün tehirine neden olmaması gerekir.
Manevi tazminata ilişkin Türk Ceza Kanununun 38 inci maddesinde genel kural konulmuş, özel olarak da genel adaba aykırı suçlarda 424, ölüm ve bireylerin bedensel bütünlüğüne karşı işlenen fiillerde 467 ve hakaret suçlarında 486/3 üncü maddeler düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanununun 38 inci maddesi gereğince malların geri alınması ve uğranılan zararların tazmininden başka, bir kişinin veya bir ailenin şeref ve haysiyetinin ihlâli halinde, maddi bir zarar meydana gelmemiş olsa bile suçtan zarar görenin isteği üzerine mahkemece; manevi zarar karşılığı olarak belli bir miktar tazminatın verilmesine hükmedilebilecektir. Diğer bir anlatımla, ceza mahkemelerinin manevi tazminata hükmetmesi, işlenen fiilin "şeref ve haysiyeti" ihlâl etmesine bağlıdır.
Genel adaba aykırı suçlar ile bedensel bütünlüğe karşı işlenen fiiller dışında kalan, şeref ve haysiyete dokunmayan diğer fiillerden dolayı, manevi tazminat itası için genel hükümler çerçevesinde hukuk mahkemelerinde dava açılması ve talepte bulunulması gerekmekle beraber, TCK. nun 456 ve müteakip maddelerinde yazılı bulunan suçlarda olduğu gibi bedensel bütünlüğe karşı işlenen bir fiil niteliğinde bulunan As. C.K.nun 91 inci maddesi ile yaptırıma bağlanan "amir ve üste fiilen taarruz" suçlarının mağdurları da, maruz kaldıkları darp ve cebir nedeniyle fiziksel travma geçirmiş olmalarının yanı sıra, böyle bir eylemin sonucunda gerek olayın faili ve gerekse olayı gören veya duyan üçüncü kişiler karşısında küçük düşerek onurları kırılmış bulunacağından, aynı zamanda psikolojik travma geçirmiş ve şeref ve haysiyetleri de ihlâl edilmiş olacaktır.
Somut olayda, müdahil-sanık Ütğm.E.B.'nin Başkanı olarak görevli bulunduğu Askerlik Şubesi binası içerisinde, emri altında bulunan sanık Astsb.Ö.U. tarafından, şubede görevli erlerin, bir sivil memurun ve olay yerine gelen eşinin gözleri önünde yumruklanarak darp edilmesi sonucu, gururunun incinmediğini, onurunun kırılmadığını diğer bir anlatımla, şeref ve haysiyetini ihlâl edilmediğini söylemek mümkün değildir.
O halde, TCK. nun 38 nci maddesindeki; "Emvalin istirdadından ve uğranılan zararın tazmininden başka bir şahsın veya bir ailenin şeref ve haysiyetini ihlâl eden her nevi cürüm ve kabahatlerde bir güne maddi zarar vukua gelmese bile mahkeme mağdurun talebine mebni manevi zarar mukabili olarak muayyen tazminat itasına da hükmedebilir" şeklindeki düzenleme ve As. C.K.nun 1 inci maddesinin; "Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi surette cari olan esaslar bu Kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur" şeklindeki hükmü de göz önüne alınarak, müdahil-sanık
Ütğm.E.B.nin manevi tazminat isteminin kabul edilerek diğer sanık Astsb.Ö.U. aleyhine manevi tazminat itasına da hükmedilmesi gerekirken yasal ve haklı olmayan gerekçelerle bu istemin reddine ve (hukuk mahkemelerinde) takip hakkının saklı tutulmasına karar verilmesi kanuna aykırı bulunduğundan, sanık Astsb.Ö.U. hakkında "üste fiilen taarruz" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün bu noktadan bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy