(765 S. K. m. 340)
1- Olay tarihlerinde Hücumbot Filo Komutanlığı maaş mutemedi olarak görev yapmakta olan sanık Dz.İk.Bşçvş. M.M. A.'nın, ilk olarak ARALIK 1997 ile KASIM 1998 (dahil) tarihleri arasında 12 ay süreyle ve ikinci olarak da aradan sekiz ay geçtikten sonra AĞUSTOS 1999 ile AĞUSTOS 2000 (dahil) tarihleri arasında 13 ay süreyle olmak üzere, tahakkuk işlemlerinin tamamını kontrol etmekle görevli tahakkuk amirlerinin ve tahakkuka esas belgelerden bir olan personel bildirim formunu kontrol etmesi gereken personel şube müdürünün görevlerini gerektiği gibi yapmamalarından faydalanarak, maaş mutemetliği görevi nedeniyle düzenlemesi gereken personel maaş bordoları ile kanıtlayıcı belgelerden olan personel bildirim formları ile personel maaş listelerini gerçeğe aykırı olarak düzenlemek ve personel şube müdürü tahakkuk amirlerince doğruluğu tasdik edilip imzalanan bu belgelerle saymanlık müdürlüğü görevlilerini aldatarak (yanıltarak), kendisi tarafından bordrolara dahil edilmiş olan hayali (sanal) asker kişilere veya filo personeli ve hak sahibi olmayan sivil kişiler adına maaş tahakkuk ettirmek suretiyle müteaddit kez (iki ayrı) müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu işlediği ve her sonucunda toplam olarak 22.825.888.000.-TL. tutarında hazine zararına sebep olduğu ve bu miktar parayı mal edindiği konusunda tam bir vicdani kanaate varılmıştır.
Askeri Mahkemece, sanık Bşçvş. M. M. A.'nın yukarıda açıklandığı, şekilde sübut bulan eylemlerinin iki ayrı resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tebliğnamede, sanık Bşçvş. M. M. A.'nın yukarıda anlatıldığı şekilde sübut bulan eylemlerinin, iki ayrı müteselsilen ve ihtilâsen zimmet suçunu oluşturacağı yönünde görüş bildirilmiş ve sanık müdafii tarafından da müvekkilinin eylemlerinin ASCK'nın 131 inci maddesinde yazılı ihtilâsen zimmet suçunu oluşturacağı ileri sürülmüş ise de;
Askeri Ceza Kanununun 131 inci maddesi ile yaptırıma bağlanan "zimmet" ve "ihtilas" suçları, maddenin birinci fıkrasında; askeri eşyayı çalmak, satmak, satın almak, rehin vermek, rehin olarak kabul etmek ve gizlemek suçlarıyla birlikte topluca ele alınarak; "Askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suiistimal ederek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet edilmiş olan para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi ve emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler yahut ihtilas edenler veya satanlar yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizleyenler... cezalandırılırlar" şeklinde tarif edilmektedir.
ASCK'nın 131 inci maddesinin tatbikatında "zimmet" ve "ihtilâsen zimmet" suçlarının unsurları yönünden, genel hükümleri düzenleyen Türk Ceza Kanunun 202 nci maddesine bakmak gerekmektedir. "Basit ve nitelikle zimmet..." fasıl başlığı altında yer alan TCK'nın 202 nci maddesinin birinci fıkrasında "zimmet" suçu; "Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura... cezası verilir" şeklinde, ikinci fıkrasında da "ihtilâsen zimmet" suçu; "Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile...cezası verilir" şeklinde tarif edilmektedir.
Görüldüğü gibi, zimmet veya ihtilâsen zimmet suçundan söz edebilmek için, her şeyden önce, bu suçun faili olan memura görevi sebebiyle verilmiş veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetler veya diğer malların mevcut olması ve failin, bu para veya para yerine geçen kıymetli evrakı veyahut diğer malları doğrudan veya dairesini aldatacak surette hileli hareketlere başvurmak suretiyle aşırması, mal edinmesi gerekmektedir.
Dava konusu olayda, sanık Bşçvş.M.M.A., maaş mutemetliği görevi gereği maaş bordrolarını düzenlerken, gerçek dışı (sanal) veya hak sahibi olmayan kişileri bordrolara dahil ederek, biri ARALIK 1997-KASIM 1998 ve diğeri AĞUSTOS 1999-AĞUSTOS 2000 tarihleri arasında olmak üzere iki müteselsilen resmi evrakta sahtecilik yapmak suretiyle, bu gerçek dışı (sanal) kişilere veya hak sahibi olmayan sivil kişilere hazineden haksız yere maaş veya vergi iadesi tahakkuk ettirmiş ve bu parayı mal edinerek hazineyi toplam olarak 22.825.888.000.-TL.zarara sokmuştur. Bu miktar para, önceden memur görevi gereği kendisine teslim edilen, muhafaza, denetim ve sorumluluğa altında bulunan bir para değildir. Aksine, resmi evrakta sahtecilik suçunu işleyip bitirdikten, bu suçla ilgili neticeyi meydana getirdikten sonra maliye veznesi tarafından Pamukbank Üsküdar Şubesine aktarılan ve bu bankadan çektiği paradır. Bu miktar paranın, Filo personeline dağıtılacak maaşlar veya vergi iadeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemek suretiyle hazine aleyhine ve haksız yere elde etmiş olduğu bu parayı mal edinmesi, yukarıda açıklandığı şekilde sübut bulan eylemlerini zimmet suçuna dönüştürmeyecektir.
Nitekim, Askeri Yargıtay 5 inci Dairesinin 6.6.2001/201-203 Yargıtay 5.C.D.nin 5.12.1975/3141-3252, 29.10.1981/2748-5858, 7.7.1982/ 2403-2736, 21.4.1983/1357-1723 ve 6.C.D.nin 20.10.1997/4700-5847 tarih sayılı kararları ile de, "Tevdi ve teslim edilme, muhafaza, kontrol ve sorumluluk unsurlarının bulunmadığı durumlarda memur yahut memur sayılanın, haksız mal edinme kastıyla sahte belge düzenlemesi şeklindeki eyleminin zimmet veya 'ihtilâsen zimmet' suçlarını değil resmi evrakta sahtecilik' suç oluşturacağı" kabul edilmiş bulunmaktadır.
Sanık müdafiinin, müvekkili Bşçvş. M. M. A.'nın, resmi evrakta sahtecilik suçuna konu teşkil eden eylemlerinin TCK'nın 240 ncı maddesinde yazılı memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı yönündeki temyiz itirazına gelince:
TCK'nın 240 ıncı maddesi; "Yasada yazılı hâllerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur cezalandırılır." hükmünü içermektedir.
Kanunda yapılan bu tanıma göre, memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan söz edebilmek için, memurun; yasal görev ve yetkisini aşması, yasanın belirlediği şekil, usul ve esasa uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması ve tüm bu eylemleri görevini kötüye kullanma kastı altında gerçekleştirilmesi gerekir. Türk Ceza Kanununun bir çok maddesinde, memuriyet görevinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen özel nitelikli suçlara ilişkin ceza kuralları bulunmaktadır (Örneğin TCK'nın 194, 202, 209, 288 inci maddeleri). TCK'nın 240 ncı maddesinde ise özel olarak düzenlenen suçlar dışında kalan genel anlamda görevi kötüye kullanma suçuna yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenleme ile Türk Ceza Kanununda özel olarak yer verilen zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, keyfi muamele gibi suçlar dışında kalan görevi kötüye kullanmaların da cezasız bırakılmasını önlemek istemiştir.
Resmi evrakın aslında veya asıl yerine geçen suretinde olmak üzere resmi evrakta sahtecilik suçu dört şekilde işlenebilir; ya fail tamamen veya kısmen sahte bir belge düzenler (TCK'nın 339, 342), ya hakiki bir belgeyi tağyir ve tahrif eder (TCK'nın 339, 342), ya sahih olmayan keyfiyet ve ifadeleri sahih imiş gibi gösterir (TCK'nın 340), yahut gerçek bir belgeyi kısmen veya tamamen ortadan kaldırır veya bozar (TCK'nın 348).
TCK'nın 339/1 inci maddesi; "Bir memur memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir varakayı tanzim eder veya hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi veya hususi bir mazarrat tevellüt edebilirse... mahkûm olur. Eğer işbu varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden ise...cezası...verilir.
Evrakın musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lâzım geldiği takdirde mezkûr suretler hakkında asılları gibi muamele olunur",
340 ıncı maddesi de; "Bir memur memuriyetini icra hâlinde bir varaka tanzim veya tahrir ederken hakikate muvafık olmayan keyfiyet ve ifadeleri sahih ve huzurunda cereyan etmiş gibi gösterir yahut zaptına memur olduğu ifadeleri zapt etmez yahut bu ifadeleri değiştirir ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği takdirde baladaki maddede (339 ncu maddede) yazılı olan cezalar ile cezalandırılır",
Hükmünü içermektedir.
TCK'nın 339/1 inci maddesinde yapılan tanıma göre,"resmi evrakta sahtecilik" suçundan söz edebilmek için; öğretide de belirtildiği gibi (Sahir ERMAN, Sahtekârlık Cürümleri, 1970, 3. Bası, Sayfa 374-382), (A.P. GÖZÜBÜYÜK, TCK Şerhi, 3.Cilt, Sayfa 282-286); bu suçun faili ancak memur olabilir. Ceza uygulamasında memur, bir kamu görevi yapan kimsedir, Sahtecilik suçlarında fail, TCK'nın 279 uncu maddesi kapsamına giren "memur" veya 349 uncu maddesinde belirtildiği şekilde "memur sayılan" bir kimse olabilir.
Ancak, sahtecilik cürümlerinde, failin memur olması veya memur sayılması da yeterli değildir. Ayrıca, fail memurun, sahtecilik fiilini görevi sebebiyle işlemiş olması da şarttır. Bundan başka, üzerinde sahtecilik fiilini görevi sebebiyle işlemiş olması da şarttır. Bundan başka, üzerinde sahtecilik resmi belgenin düzenlenmesi memurun yetkisine girmelidir. Burada, memurun, özel nitelikte sahte belge, gerçek resmi bir belgede sahtecilik suretiyle görevini kötüye kullanması söz konusudur. Gerçekte memuriyet görevinin özel şekillerde birer kötüye kullanılmalarından ibaret bulunan ihtilas (TCK'nın 203) ile resmi evrakta sahtecilik (TCK'nın 339 ve devamı) suçlarının maddi unsurları arasında hile-sahtecilik bakımlarından benzerlik bulunmakta ise de; kanuni (maddi) unsurlarının yanı sıra, saikları ve manevi unsurları yönünden birinden ayrılmaktadır. 339 uncu maddedeki "memuriyetini icrada" dan -aksat, memurun görevi sırasında ve fakat kanuni yetkisine dayanarak, bir belgeyi sahte olarak düzenlemesidir. Diğer bir ifadeyle, memurun kanuni yetkisi ile düzenlediği belge arasında bir sebebiyet bağı olmalıdır.
Suçun maddi unsuru, sahte belgenin düzenlenmesi veya gerçek bir belgenin tahrifidir. Sahte belge düzenleme, maddi unsurun ilk şekli olup gerçek resmi belgenin taklit edilmesi demektir. Buna göre, önce, gerçek bir belgenin mevcut olması ve sonra fail tarafından bu gerçek belgenin sahte olarak taklit edilmesi gereklidir. Bu da tam veya kısmi olabilir.
Tamamen sahte belge düzenlenmesinden maksat, gerçek belgenin hüviyetinin tamamen değiştirilmesi demektir. Böylece, gerçek belgeyi düzenlemeye yetkili makama ait unvan ve şeklin, belgeyi imzalamaya yetkili memurun imzasının taklidi söz konusu olur. 339 uncu maddedeki kısmen sahte bir varaka düzenlenmesinden maksat, gerçek olan bir belgeye sahte hükümlerin eklenmesidir. Kısmen sahte bir belgenin düzenlenmesi fiili, gerçek belgeyi meydana getirmiş olan kimse tarafından işlenebileceği gibi, başka bir kimse tarafından da işlenebilir. Kısaca, kısmen sahte belge düzenlenmesi, gerçek belgeye sahte hükümlerin eklenmesi anlamını taşır.
Ancak, fail-memur, başlangıçta esas belgeyi tanzim ederken, ona sahte hükümler eklerse, kısmen sahte belge düzenlenmesi söz konusu olmayıp, TCK'nın 340 ncı maddesindeki (gerçek olmayan hususları doğru imiş gibi göstermek fiilini işlemiş olur. Bu nedenle, 339 uncu maddede belirtilen anlamda kısmen sahte belge tanziminin söz konusu olabilmesi için, resmi belge doğru olarak düzenlenip tamamlandıktan sonra, buna sahte hükümlerin eklenmesi gerekir. Diğer taraftan, sahih kısmın olduğu gibi bırakılmakta olması bakımından, bu durum kısmi tağyir hâlinden ayrılmaktadır.
TCK'nın 340 ncı maddesi "fikri sahtecilik" hâlini düzenlemektedir. Fikri sahtecilik ancak bir memur tarafından ve resmi varakada işlenebilen bir sahtecilik şeklidir. Bu nedenledir ki, 342 nci maddede 340 inci maddeye atıfta bulunulmadığı gibi, hususi evrakta sahtecilik fiilini düzenleyen 345 inci maddede de sadece taklit ve tağyirden söz edilmiş ve 340 ncı maddedeki fiil belirtilmemiştir.
Esasen cezalandırılabilen bütün sahtecilik hâlleri daima maddidir, dış aleme yansımayan sırf fikri sahtecilik ceza hukukunun alanı dışında kalır. Bu itibarla 340 ncı maddedeki suç da esasen maddi bir sahtecilik hâlidir.
340 ıncı maddede yazılı sahtecilik şeklinin gerçekleşmesi için, ilk olarak, genel bir şartın gerçekleşmesi gerekir; o da sahteliğin esas varakanın düzenlenmesi sırasında yapılmasıdır. Bu nedenledir ki, 340 ıncı madde 339 uncu maddedeki taklit fiilinden ayrılır. Taklit hâlinde daha önce var olan gerçek bir varaka bulunduğu ve belki de model görevini gördüğü hâlde, burada böyle bir belge yoktur.
Nihayet taklit fiili hakiki varakanın tamam olarak düzenlenmesinden sonra işlenebildiği hâlde, 340 ncı maddedeki fiil ancak gerçek bir varaka düzenlenir veya yazılırken işlenebilir.
Tüm bu açıklamalardan sonra tekrar dava konusu olaya dönüldüğünde: sanık Bşçvş. M.M. Anın, maaş mutemetliği görevi gereği Hücumbot Filosu personeline ait maaş evrakını düzenlerken, gerçekte olmayan (sanal) kişileri veya hak sahibi (filo personeli) olmayan gerçek kişileri de bordrolara dahi" ederek bu kişiler adına fazladan maaş tahakkuk ettirmesi, daha önceden var olan sahih bir evrakın taklit edilmesi veya böyle bir evraka sonradan sahte hükümlerin eklenmesi mahiyetinde bulunmadığından, sanığın bu şekilde sübut bulan zincirleme eylemleri, daha başlangıçta esas belgeyi (bordroları) düzenlerken her defasında ona sahte hükümler eklemek suretiyle gerçek olmayan hususları doğru imiş gibi göstermek fiilini düzenleyen TCK'nın 340 inci maddesinin ihlâli niteliğinde bulunmaktadır.
TCK'nın 240 ncı maddesinde yazılı "sair hâllerde memuriyet görevini kötüye kullanmak" suçunda olduğu gibi; resmi evrakta sahtecilik suçunu düzenleyen TCK'nın 339 ve 340 inci maddelerinde yazılı suçların işlenmesi sırasında da, bu suçun faili olan memurun görevini kötüye kullanması söz konusu olmakla beraber;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.2.1983 gün ve 6-471/46 sayılı içtihadında da belirtildiği gibi: Kanunun iki hükmü arasında genellik-özellik ilişkisinin ve ilkesinin bulunması için, aynı hukuksal varlık ya da yararı veyahut değeri korumaları, bir başka deyişle hukuksal konularında özdeşlik ve birlik bulunması zorunludur. Sahtecilik suçlarının hukuksal konusu "kamu güveni"; buna karşılık görevi kötüye kullanma suçlarının hukuksal konusu "devlet yönetimi" olup, özdeş değildirler. Bu nedenledir ki, TCK'nın 339 ve bunu izleyen maddeleriyle 240 ncı maddesi arasında özel-genel norm ilişkisi bulunmamaktadır. Bu hükümler arasında ancak, temel hüküm-ikincil (yardımcı) hüküm ilişkisi ve ilkesi bulunabilir. Kaldı ki her iki ilişkinin varlığı ileri sürülse bile, tipik eyleme uygun özel ya da temel hüküm (mad. 340) bulunduğuna göre, özel hüküm genel hükümden (mad. 240) önce geleceğinden ya da temel hüküm bulunduğunda, yardımcı (ikincil) hüküm (mad. 240) geri çekileceğinden, yine eylem sahtecilik (mad. 340) olarak kalacaktır.
Sanık Başçavuşun eylemlerinin iki ayrı mı yoksa tek bir müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu mu oluşturacağı konusunda yapılan incelemede;
Müteselsil suç kavramını düzenleyen TCK'nın 80 inci maddesi; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı, terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır" hükmünü içermektedir.
Kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi denilmekle, her defasında yenilenen bir kasıtla ayrı birer suçun işlenmiş olması kastedilmekle beraber, eğer kanunun aynı hükmünün ihlâli bir suç işleme kararına bağlı olarak yapılmışsa, bu takdirde failin, her biri esasen müstakil birer suç teşkil eden ihlâllerinin bir suç sayılması, ancak müteselsilen işlenmiş olan bu suçtan verilen cezanın altıda birden yarıya kadar artırılması gerekmektedir.
Resmi evrakta sahtecilik suçu, evrakın düzenlenmesiyle oluşmaktadır. Sahte olarak düzenlenen her belge, ayrı bir suçun konusunu teşkil eder. Ancak, fail bir suç işleme kararının yerine getirilmesi amacıyla muhtelif zaman aralıkları içerisinde birkaç kez sahtecilikte bulunmuşsa, eylemleri müteselsil (zincirleme) biçimde tek bir suçu oluşturacaktır.
Sanık Bşçvş. M.M. E. ilk olarak ARALIK 1997 ayına ait maaş bordrosunu hazırlarken sahtecilik yaparak TCK'nın 340 ncı maddesini ihlâl etmiştir. Aynı suçu işleme kararıyla hareket ederek Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım 1998 aylarına ait maaş bordrolarını düzenlerken de sahtecilik yapmaya devam etmiş ve sıra, Aralık 1998 ayına ait bordronun hazırlanmasına geldiğinde, durumun farkına varılması üzerine, Aralık 1997'den itibaren teselsül eden sahtecilik eylemlerine son vermiştir. Sanığın bu aşamaya kadar ki hareketleri Aralık 1997-Kasım 1998 tarihleri arasında müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturmaktadır.
İlk suç bu şekilde işlenip bittikten, aradan sekiz ay gibi bir süre geçtikten sonra, sanık Başçavuş yeniden almış olduğu bir suç işleme kararıyla, bu kez AĞUSTOS 1999 ayına ait maaş bordrolarını hazırlarken sahtecilik yaparak yine TCK'nın 340 inci maddesini ihlâl etmeye başlamış ve bu suçu işleme kararının verine getirilmesi amacıyla hareket ederek Eylül, Ekim. Kasım, Aralık 1999 ve Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos 2000 aylarına ait bordroları düzenlerken de sahtecilik yapmaya devam etmiş ve nihayet sıra, Eylül 2000 ayına ait bordronun düzenlenmesine geldiğinde durumun farkına varılması üzerine Ağustos 1999 ayından itibaren teselsül etmekte olan bu ikinci sahtecilik eylemine de son vermiştir.
Görüldüğü gibi, sanık Başçavuş; biri Aralık 1997-Kasım 1998 tarihleri arasında 12 ay süreyle ve diğeri de Ağustos 1999- AĞUSTOS 2000 tarihleri arasında 13 ay süreyle olmak üzere, iki ayrı müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemiş bulunmaktadır. Kasım 1998 tarihinde sona eren teselsül hâlinin, aradan sekiz geçtikten sonra Ağustos 1999 tarihinde yeniden işlemeye başladığını söylemek hukuken mümkün değildir.
Sonuç olarak ve özetle;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere ve dosya içeriğine göre; tebliğnamedeki, sanık başçavuşun eylemlerinin iki ayrı müteselsilen zimmet suçunu oluşturacağına ilişkin görüş ve sanık müdafiinin yukarıda tartışılıp değerlendirilen tüm temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Askeri Mahkemece, sanık Dz.İk.Bşçvş. M. M. A.'nın müteaddit (iki kez) müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu işlediğinin kabul edilmesinde ve bu kabule göre iki ayrı hüküm kurulmasında isabetsizlik görülmemekle beraber, yukarıda açıklandığı üzere, sanığın her iki eyleminin de TCK'nın 340 ncı maddesi kapsamında mütalâa edilmesi ve buna göre hüküm kurulması gerekirken doğrudan 339 uncu maddesinin tatbiki ile hüküm kurulması ve ayrıca, sahtecilik suçu nedeniyle haksız yere elde ettiği paranın (hazine zararının), tamamının kendisi tarafından tazmin edilmesine karar verilmesi gerekirken, haklarında memuriyet görevini ihmal etmek suçundan hüküm kurulan diğer sanıklarla birlikte müteselsilen tazminine karar verilmesi kanuna aykırı bulunduğundan bozma kararı verilmesi gerekmiştir.
2- İstanbul/Umuryeri Hücumbot Filosu Komutanlığında Eylül 1998-Eylül 1999 (dahil) tarihleri arasında Tahakkuk Amiri olarak görev yapan Dz.İk.Bnb. N.Y.'nin, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunun 22 nci maddesi hükmüne göre Devlet harcamalarının gerçek gereksinme karşılığı olmasından sorumlu olmasına rağmen, Filo maaş mutemedi sanık Bşçvş. MM.A. tarafından hazırlanan maaş bordroları ve personel bildirim formlarının incelenmesi ve kontrolden geçirilmesi konusunda ilgisiz kaldığı, bordroya dahil edilen kişilerin Filoda gerçekten görevli olup olmadıklarını yeterince kontrol etmeden maaş evrakını sanık Başçavuş tarafından hazırlandığı şekilde imzaladığı, bu nedenle Ağustos ve Eylül 1999 aylarında sanık Başçavuş tarafından Uzm.Çvş. M. Ö. ve Uzm.Çvş. S.K. adlarıyla bordrolara dahil edilen iki hayali (sanal) kişinin farkına varmadığı, kendisinin imzasından sonra İta Amirince de onaylanan verile emirleriyle bu hayali kişiler adına da maaş tahakkuk ettirildiği, Tahakkuk Amirliği görevini yapmakta savsama göstermek suretiyle TCK'nın 230/1 inci maddesinde yazılı "memuriyet görevini ihmal etmek" suçunu işlediği anlaşılmıştır.
Askeri Mahkemece, sanık Bnb. N.Y.'nin eyleminin "memuriyet görevini ihmal etmek" suçunu oluşturduğunun kabul edilmesinde isabetsizlik görülmemekle beraber, sanık Bşçvş. M. M. A.'nın yapmış olduğu sahtecilik eylemi sonucu meydana gelen hazine zararı ile, sanık binbaşının eylemi arasında doğrudan bir illiyet (nedensellik) bağı bulunmadığından, bu sanık hakkında TCK'nın 230/1 inci maddesinin tatbiki ile hüküm kurulması gerekirken 230/2 nci maddesi uyarınca hüküm kurulması ve hazine zararından müteselsilen sorumlu tutulması kanuna aykırı bulunmuştur. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy