(1632 S. K. m. 136)
Dosya kapsamına göre; olay tarihlerinde ve hâlen Ana Jet Üs Meydan Harekât Komutanlığı emrinde görev yapmakta olan sanık Hv. Trf.Kd.Çvş.K.Ç.'nin,
4.12.2002 günü Üs Uçuş Kulesi Nöbetçi Astsubayı iken saat 16.00 sıralarında kendisini ziyaret etmek için Dış Nizamiyeye gelen N.M. isimli kız arkadaşını almak üzere nöbet mahalli olan uçuş kulesinden ayrıldığı, Filo Komutanlığından getirttiği ve Hv.Ulş.Er M.P.'nin kullandığı 630029 askeri plâka numaralı Renault Clio marka araca binerek dış nizamiyeye gittiği- burada kendisini beklemekte olan kız arkadaşını yanına alıp aynı araçla uçuş kulesine döndüğü ve ertesi günü 5.12.2002 tarihinde saat 09.00'da nöbetini devir ve teslim edinceye kadar kız arkadaşını bütün gece uçuş kulesinde misafir ettiği,
6.12.2002 günü saat 09.00'da yeniden uçuş kulesi nöbetçi astsubaylığı görevine başladığı, aynı gün hava karardıktan sonra kendisini tekrar ziyarete gelen kız arkadaşını almak üzere nöbet mahallini terk edip Hv.Ulş.Er Y.U.'nun kullanmakta olduğu uçuş kulesine ait 630007 askeri plâka numaralı Peugeot marka minibüse binerek dış nizamiyeye gittiği, buradan kız arkadaşını aynı araca bindirip nöbet mahalli olan uçuş kulesine getirdiği ve ertesi gün sabahleyin nöbetini devir ve teslim edinceye kadar kız arkadaşını bütün gece ve bir kez daha misafir ettiği,
Maddi birer olay olarak sabit görülmüştür.
Müteselsilen mazarratı mucip olacak şekilde nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçu yönünden yapılan incelemede;
Askeri mahkemece, sanığın görev yerini terk ettiği kısa süreler içerisinde herhangi bir askeri uçuşun olmaması ve sivil uçuş olarak da görev yaptığı esnada Türk Hava Yollarına ait bir uçağın inmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, nöbet talimatına aykırı hareket etmek şeklindeki eylemi nedeniyle herhangi bir mazarratın doğmadığı, bu hâli ile eyleminin ASCKnın 136/1-B.C maddesinde yazılı suçu değil, 477 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinde yazılı nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu oluşturacağı belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de;
Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında belirtildiği gibi ASCK'nın 136/1-B,C maddesinde yer alan "mazarrat" tabiri yalnızca maddi zarar ve ziyanı değil, hizmetle ilgili olup, maddi ölçülere sığmayan manevi zararları da içermektedir. Manevi zararın varlığının tespiti için nöbet talimatına aykırılık teşkil eden eylem nedeniyle hizmetin önemli derecede aksayıp aksamadığına ve bu yüzden bir otorite zafiyeti ve boşluğu doğmuş olup olmadığına bakmak gerekmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 16.10.2003/75-82 tarih ve sayılı kararında da belirtildiği gibi;
ASCK'nın 136'ncı maddesinin l'inci fıkrasının (B) bendi "Nöbet mahallini terk ederse yahut verilen sair talimata mugayir hareket ederse, " (C) bendi "Her iki hâlde de mazarratı mucip olursa " hükmünü içermektedir.
477 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinde "Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliğinde belirtilen nöbet görevlerini yaparken nöbet yerini terk edenler ve başka surette nöbet talimatına aykırı hareket edenler, bu eylemlerinden dolayı hizmet okşamamış veya maddi zarar doğmamışsa... " denilmektedir.
ASCK'nın 136'ncı maddesiyle yaptırıma bağlanan askeri cürümde "mazarrat" unsuru, 477 sayılı Kanunun 56'ncı maddesiyle yaptırıma bağlanan disiplin suçunda ise "hizmetin almaması veya maddi zarar" unsuru, bu suçların kurucu unsurları arasında yer almaktadır. Kanun koyucu mazarrat unsurunu tanımlamamış ise de, bu unsurun açılımı mahiyetindeki hizmetin aksamaması veya maddi zararın doğmaması unsuru. ASCK'nın 136'ncı maddesinde yazılı ve askeri cürüm niteliğinde bulunan suçun oluşup oluşmadığı konusunda yapılacak olan değerlendirmede esaslı bir ölçüt olarak göz önüne alınmalıdır.
ASCK'nın 136'ncı maddesi yürürlükte iken, nöbet yerinin terk edilmesi veya başka bir biçimde nöbet talimatına aykırı hareket edilmesi eylemlerini tekrar ele alıp, "hizmetin aksamaması veya maddi zararın doğmaması" şartı ile bu eylemleri 477 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinde düzenleyen kanun koyucunun neyi amaçladığı iyi tahlil edilmelidir. Esasen, nöbet mahallinin terk edilmesi veya başka bir biçimde nöbet talimatına aykırı hareket edilmesi hâlinde, hizmet mutlak surette aksatılmış olacaktır. Bundan dolayı "hizmetin aksaması" kavramının, en basit hâlde dahi nöbet talimatına aykırı hareket edilmesiyle hizmetin aksadığının ve buna bağlı olarak da mazarratın doğduğunun kabul edilmesi şeklinde değil, ciddi ve vahim bir manevi zararın doğmuş olması şeklinde anlaşılması ve yorumlanması gerekmektedir.
ASCK'nın 136 ve 477 sayılı Kanunun 56'ncı maddeleri hükümleri birlikte ele alınarak bir tahlil ve değerlendirme yapıldığında, ASCK'nın 136'ncı maddesinin, bir yandan, askeri karakolun veya müfrezenin veya hususi bir vazife ile mükellef olan bir kısım askerin komutanı veya subayı iken kendisini verilen vazifeyi yapamayacak hâle koyanların veyahut nöbetçi iken nöbet mahallini terk edenlerin yahut verilen sair talimata aykırı hareket edenlerin, bu eylemleri sonucunda maddi bir zararın meydana gelmesi hâlini yaptırıma bağlayan bir netice suçu iken, diğer yandan da bu eylemlerin sonucunda herhangi bir maddi zarar meydana gelmemiş olsa dahi, önüne geçilmek istenilen böyle bir zararın meydana gelmesi tehlikesini doğuracak derecede hizmetin aksaması hâlini, diğer bir deyişle bu dereceye varan bir otorite zafiyeti ve boşluğunun doğmasına sebep olunmasını yaptırıma bağlayan bir "tehlike suçu" olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamalardan sonra temyiz incelemesine konu olaya dönecek olursak,
Dosyadaki Uçuş Kulesi Nöbetçi Astsubayı Görev ve Sorumlulukları başlıklı talimatın incelenmesinden, sanığın olay tarihlerinde yerine getirmekte olduğu Ana Jet Üs Meydan Harekât Komutanlığı Üs Uçuş Kulesi Nöbetçi Astsubaylığı görevinin uçuş emniyeti, diğer bir deyişle Hava Meydanına iniş ve kalkış yapan tüm uçakların ve uçuş personelinin güvenliği bakımından 24 saat süreyle, kesintisiz ve büyük bir titizlikle yerine getirilmesi gereken çok önemli ve kritik bir görev olduğu. Ana Jet Üs Komutanlığının 29.5.2003 tarihli yazısı ve bu yazıya eklenen belgelere göre Uçuş Kulesinin girişi tahditli ve kontrollü bölge olması nedeniyle yetkili olmayan, hakkında güvenlik sistemi bilgi formu düzenlenmemiş ve Birlik Komutanlığınca izin verilmemiş bulunan kişilerin buraya giremeyeceği,
Tanık Hv.Trf.Üçvş.B.A.'nın yeminli duruşma ifadesine göre Uçuş Kulesinin yetkisiz kişilerin içeriye giremeyeceği kontrollü bir bölge olduğu,
Keza, Ana Jet Üs Komutanlığının 11.4.2003 tarihli yazısının incelenmesinden de, olayın meydana geldiği 04.12.2002 ve 06.12.2002 tarihlerinde Jet Filo Komutanlığına ait iki adet F-16 savaş uçağının 15 dakikalık hazırlık durumunda bekletildiği.
Anlaşılmış bulunmaktadır.
Sanık Hv.Trf.Kd.Çvş.K.Ç.'nin, yukarıda özellikleri belirtilen ve kritik bir yer olan Üs Uçuş Kulesinde Nöbetçi Astsubayı olarak görev yaparken, kendisini ziyarete gelen bir kız arkadaşını, önce 4.12.2002 tarihinde ve daha sonra 6.12.2002 tarihinde Uçuş Kulesine getirip bütün gece sabaha kadar misafir ederek, her defasında bu kadar süreyle Kulede kendisiyle birlikte kalmasına izin vererek uçuş güvenliğini ve gizliliğini önemli derecede ihlâl etmiş olması, uçuş emniyetini tehlike altına sokarak bu konuda büyük ölçüde otorite zafiyeti ve boşluğu doğumuna sebep olması karşısında, nöbet talimatına aykırılık teşkil eden bu hareketlerinin sonucunda manevi zararın meydana gelmediğini söylemek mümkün olmadığından, sanığa yüklenen müteselsilen mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçu tüm unsurları itibariyle oluşmasına, sanığın bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekmesine rağmen, aksi yöndeki görüş ve kabulle yazılı olduğu şekilde görevsizlik kararı verilmesi kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy