(353 S. K. m. 227)
2' nci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 17.5.2002 gün ve 2002/131-207 Esas-Karar sayılı hükmü ile, sanığın;
a) Silâhla üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK' nın 91/2 ve TCK' nın 59/son maddeleri uyarınca on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına;
b) Üzerine atılı bulunan üstü tehdit suçunu işlediği sabit görülmediğinden, müsnet suçtan beraatına;
karar verilmiştir.
Bu hükümlerin askeri savcı ve sanık vekili tarafından temyiz edilmesi neticesinde, Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 25.3.2003 gün ve 2003/366-362 Esas-Karar sayılı ilâmı ile her iki hükmün de usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Askeri mahkemenin bozma ilâmına uyarak ve bozma gereklerini yerine getirerek tesis ettiği 2004/142-60 Esas-Karar sayılı hükmü ile, sanığın;
a) Silâhla üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK' nın 91/2 ve TCK' nın 59/2'nci maddeleri gereğince dört yıl iki ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ASCK' nın 30/A maddesi gereğince Türk Silâhlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına;
b) Silâhla üstü tehdit suçu oluşmadığından, bu suçtan beraatına;
Karar verilmiştir.
Bu hüküm sanık vekili tarafından, süresinde duruşmalı temyiz isteminde de bulunularak, duruşma gününün taraflarına tebliğ edilmediği, bozmaya karşı beyanlarının alınmadığı, CMUK' un 326/2'nci maddesinin açıkça ihlâl edildiği, sanığa son savunma hakkı verilmediği, yeni bir karar ittihazının usule aykırı olduğu, keşif yapılmadığı, suç vasfında yanılgıya düşüldüğü, tanık M.D.'nin anlatımlarının yanlış değerlendirildiği, üste fiilen taarruz suçunun manevi unsur yönünden oluşmadığı, hükmün gerekçesinin çelişki içerdiği ileri sürülerek usule ve esasa ilişkin nedenlerle temyiz edilmiştir.
Üstü tehdit suçundan verilen beraat kararı taraflarca temyiz edilmediğinden kesinleşmiş olmakla inceleme dışı bırakılmıştır.
Sanık vekili duruşmalı temyiz incelemesi talebinde bulunmuş ise de, 353 sayılı Kanunun 218' inci maddesinde belirtilen şekilde, ortada ağır cezalı işlere ait bir hüküm bulunmadığından, sanık vekilinin bu isteminin reddi ile dosya üzerinden yapılan incelemede;
Adıyaman Kahta İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanığın, 10.6.2001 tarihinde rütbeli personel ile birlikte bir odada toplanıp sohbet ettikleri, bu sırada odada bulunan J. Uzm. Çvş. M.Ç.'nin İ.S. Bçvş.un köpeğini vuralım diye söylediği, İ.S. Bçvş.un ellerini yıkamak için lavaboya gittiğini gördüğünde komutanım köpeğinizi vurursam bir şey yapar mısınız dediği, İ.S. Bçvş.un bir şey yapmam, ancak bir şarjör mermi boşaltırım diyerek cevap verdiği, bu konuşmadan sonra sanık J.Astsb.Üçvş. İ.N., J.Uzm.Çvş. M.Ç. ve J.Uzm.Çvş. M.Ç.'nin hep birlikte karakol binası önündeki merdiven boşluğuna çıktıkları, sanıkla İ.S. Bçvş.un sandalye getirtip oturdukları, sanığın, köpeğin etrafı kirlettiğinden ve çocuklara saldırdığından şikâyetçi olduğu ve köpeği vuracağım dediği, ortamın gerildiğini gören uzman çavuşların olay yerini terk ettikleri, bu arada Uzm. Çvş. M.D.'nin olay yerine geldiği, tartışmanın devamında sanığın sinirlenerek ayağa kalktığı, mağdur J. Astsb. Bşçvş. İ.S.'nin yakasından tutarak ileri geri ittirdiği, itişme sırasında İ.S. Bçvş, yakasını sanığın elinde kurtardığı, sanığın daha sonra belindeki silâhı çıkararak doldurduğu ve 10-15 cm mesafeden üstü bulunan mağdurun şakağına doğrulttuğu, "vururum bak seni, sen benim ne manyak olduğumu bilmiyorsun, sen beni daha tanımıyorsun" dediği, mağdur astsubayın "çeksene tetiği" şeklinde bağırmasından sonra, olay yerinde bulunan J.Uzm.Çvş. M.D.'nin bir eli ile sanığın belinden tutarak çektiği, diğer eliyle de sanığın bileğinden tuttuğu, bu sırada silâhın ateş aldığı ve bir adet merminin tavana isabet ettiği, çok korkan mağdurun titreyerek "ne oluyor sana" diye söylendiği, sanığın tabancasını kılıfına soktuğu, olay yerine gelen Mehmet, Mustafa ve Cengiz Uzm.Çvş.ların çabalarıyla sanık ve mağdurun odalarına götürüldükleri tüm dosya kapsamıyla maddi olgu olarak kesinlik kazanmaktadır.
Sanığın üstü durumunda olan J.Astsb. İ.S.'nin yakasından tutup itmekle başlayan ve silâhını şakağına doğru doğrultup "vururum bak, sen benim ne manyak olduğumu bilmiyorsun, sen beni tanımıyorsun" şeklinde sözler sarf etmekle devam eden ve silâhın elinden alınmak istenmesi sırasında, silâhın ateş almasıyla sonuçlanan olayın bir bütün olarak değerlendirilmesinde, sanığa atılı bulunan silâhla üste fiilen taarruz suçunun tüm unsurları ile sübut bulduğunda kuşku bulunmamakta olup, yerel mahkemenin kabulü ve suç nitelendirmesi yerindedir.
Sanık vekiline duruşma günü tebliğ edilmesine rağmen, duruşmalara katılmadığı, sanığın bozma ilâmına karşı sorgusunun tespit edildiği Adıyaman Asliye Ceza Mahkemesinde savunmasını yaptığı belirlendiğinden, sanık vekilinin savunma hakkının kısıtlandığına, sanığa son söz verilmediğine ve mevcut delil durumu dikkate alındığında müsnet suçun sübuta ermediğine ilişkin temyiz itirazlarına katılmak olası değildir.
Ancak, sanık hakkında verilen ilk hüküm askeri savcı tararından temyiz edildiğinde, askeri savcı müddeti muhafaza dilekçesinde sadece tehdit suçundan verilen beraat kararının temyiz edildiğini açıkça belirtmesine rağmen, temyiz lâyihasında üste tehdit suçuna ilişkin beraat kararı yanında üste fiilen taarruz suçuna ilişkin hükümdeki ASCK' nın 30/1-A maddesinin tatbikine yer olmadığına ilişkin kararın temyiz edildiği belirtilmiştir. Askeri savcının müddeti muhafaza dilekçesinde, sadece tehdit suçuna ilişkin beraat kararının temyiz edildiği belirtildiğinden, üste fiilen taarruz suçuna ilişkin hükmün askeri savcı tarafından süresinde temyiz edilmediği anlaşılmaktadır. Üste fiilen taarruz suçundan sanık aleyhine süresinde temyiz olmadığına göre, gerek 353 sayılı Kanunun 227/1, gerekse CMUK'un 326/3'üncü maddesi gereği sanık için kazanılmış hak teşkil eden husus bozmadan evvel takdir olan ceza miktarıdır. Bu hâle göre, mahkemece bozmadan sonra yeniden yapılan yargılamada, sanık hakkında bu suça ilişkin ceza tayin edildikten sonra, sonuç ceza olarak daha önce tertip edilen "on ay hapis" cezasına karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek, dört yıl iki ay hapis cezası ile cezalandırılmasına şeklinde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy