(353 S. K. m. 146, 83, 156)
Askeri mahkemece, sanığın 5.7.2003-12.9.2003 tarihleri arasında "izin tecavüzü" suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1 -b ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri uyarınca on ay hapsine karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından sebep gösterilmeksizin ve süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, sanığın istinabe yoluyla tespit edilen sorgusundan önce 353 sayılı Kanunun 120 ve 130'uncu maddelerinde öngörülen bir haftalık savunma hazırlık süresinden faydalanma hakkının hatırlatılmadığı, askeri mahkemenin talimatında "...sanığa kanuni süreden faydalanma hakkı hatırlatılarak, kanuni süreden feragat etmesi hâlinde sorgusunun tespiti..." ibaresi mevcut olmakla birlikte, bu sürenin ne kadar olduğu yazılmadığı için, sorgudan önce okunmuş olan talimat metni ile dahi, bu konudaki haklarının yeterince anlatılmış sayılamayacağı, ayrıca, sanığın istinabe sorgusunun usulünce yapılmadığı, önce sorguya çekilip savunması saptandıktan sonra hazırlık ifadesinin okunması ve varsa aradaki çelişkilerin giderilmesi gerektiğinin düşünülmediği belirtilerek bozma isteminde bulunulmuştur.
Usul yönünden yapılan incelemede;
1) Askeri mahkemenin 31.12.2003 tarihli tensip kararı ve aynı tarihli talimatı gereğince, sanık J.Komd.Er M.U.'nun, kıt'asının bulunduğu yer Çorum l'inci Asliye Ceza Mahkemesine celp edilerek, 27.1.2004 tarihinde istinabe yoluyla sorguya çekildiği görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 120'nci maddesinin birinci fıkrasında, "İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir haftanın geçmesi gerektiği." ikinci fıkrasında "sanığın uygun görmesi hâlinde bu sürenin azaltılabileceği," üçüncü fıkrasında da, "bu süreye uyulmamış ise, iddianamenin okunmasından önce sanığın duruşmanın tehiri veya talikini isteyebileceği," 130'uncu maddesinin son fıkrasında ise, "120'nci maddede yazılı süreye uyulmamış ise, askeri mahkeme kıdemli hâkimi tarafından duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunun sanığa bildirilmesi gerektiği" belirtilmektedir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 210 ve 221/3'üncü maddeleri ile de benzeri düzenlemeler getirilmiş, bulunduğu gibi, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 176/4 ve 190/2nci maddeleri de aynı hükümleri içermektedir.
27.1.2004 tarihli istinabe sorgu tutanağı incelendiğinde, sanığın, sorgusuna başlanılmadan önce, talimat ile iddianame ve eklerinin okunmasıyla birlikte hakkındaki isnattan ilk kez bu tarihte ve bu şekilde haberdar olduğu, diğer bir deyişle ne ile suçlandığını ve ceza isteminde bulunulduğunu ilk kez bu tarihte öğrendiği, ancak savunmasını hazırlayabilmesi için gereken bir haftalık yasal süre geçmeden aynı gün sorgu ve savunmasının tespiti cihetine gidildiği anlaşılmaktadır.
Askeri mahkemenin 31.12.2003 tarihli talimatı ile, sanığın, "...kanuni süreden faydalanma hakkı hatırlatılarak, kanuni süreden feragat etmesi hâlinde talimat zaptına bu hususun da yazılıp..." dava hakkında sorguya çekilmesi istenilmesine rağmen, istinabe olunan mahkemece talimat ile iddianame ve ekleri okunduktan, iddianame bu tekildi da olsa tebliğ edildikten sonra, sorgusuna başlanılmadan önce, sanığa, talimat metnine kapalı bir biçimde yazılan, diğer bir deyişle açıkça belirtilmemiş olan bu kanuni sürenin ne olduğu, savunma hazırlığı için kendisine en az ve ne kadar bir süre tanınması gerektiği, henüz bu süre geçmediği için duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğu konusunda herhangi bir açıklama yapılmadan, sadece CMUK'un 135'inci maddesinde belirtilen yasal haklarının hatırlatılması ile yetinilmesi, savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde bulunduğundan, 353 sayılı Kanunun 207/3-H ve CMUK'un 308/8'inci maddeleri hükümlerine göre kanuna mutlak aykırılık teşkil eden bu durum bozmayı gerekmiştir.
Dairemizin 23.9.2003/979-975 tarih ve sayılı ilâmı ve Askeri Yargıtayın yerleşik kararları ile de aynı görüş benimsenmiş bulunmaktadır.
2) Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.11.2001 tarihli ve 2001/104-107, 1inci Dairesinin 21.5.2003/500-496, 2'nci Dairesinin 25.2.2004/255-251, 3'üncü Dairesinin 9.4.2004/408-402 ve 4üncü Dairesinin 27.1.2004/104-101 tarih ve sayılı ve yerleşik diğer kararlarında da belirtildiği gibi,
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesi hükmüne göre; duruşmada iddianamenin okunmasından sonra, aynı Kanunun 83'üncü maddesinde belirtilen şekilde sanığın sorgusunun yapılması ve bu sırada sanığın kendi lehine olup söyleyeceği delillere engel olunmaması gerekir.
Sanığın, duruşmada evvelce hazırlıkta alınan ifadesinin okumasını istemesi üzerine, bu ifadesinin okunması ve bu ifadesini aynen tekrar ettiğini bildirmesi üzerine de, bu beyanının yeterli görülmesi hâlinde, sorgusunun usulüne uygun olarak yapıldığını söylemek mümkün değildir.
Savunma hakkının bir parçası olarak, sanığın kendi fikirlerini, diyeceklerini serbestçe açıklayabilecek şekilde sorguya çekilmesi gereklidir.
Her ne kadar, sanığa hazırlık ifadesinin okunmasından sonra söz verildiği ve böylece kendi lehine olan delilleri söylemesine imkân tanınmış olduğu söylenebilirse de; sanığın duruşmada mahkemece sorgulanmayıp hazırlık ifadesinin tekrarıyla yetinilmesi, vicdani delil sistemini benimsemiş olan Ceza Yargılama Hukukumuz ile bağdaşmayacağı gibi, gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 4709 sayılı Kanun ile değişik 36'ncı maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6ncı maddesinde yer alan "Adil yargılanma hakkına, gerek 353 sayılı Kanunun 146, 83 ve 156'ncı maddelerine aykırılık teşkil edecektir.
Bu açıklamalardan sonra temyiz incelemesine konu olaya dönecek olursak;
Askeri mahkemenin 31.12.2003 tarihli talimatı uyarınca, Çorum 1. Asliye Ceza Mahkemesinde istinabe yoluyla sorguya çekilen sanık J.Komd.Er M.U.'nun, 27.1.2004 günü yapılan bu istinabe duruşmasında talimat ile iddianamenin okunmasından sonra, 353 sayılı Kanunun 146/2 ve 83'üncü maddeleri hükümlerine göre sorguya çekilip, dava hakkında kendi lehine olan delilleri söylemesine imkân tanınmak suretiyle, diyecekleri tespit edilerek duruşma tutanağına geçirildikten sonra ancak hazırlık ifadesinin okunması, duruşmadaki ifadesi ile evvelce alınan ifadesi arasında bir aykırılık görülürse, aynı Kanunun 156/2'nci maddesi uyarınca bunun sebebi sorularak, bu konudaki beyanlarının da tutanağa geçirilmesi, özetle sorgunun bu şekilde yapılması gerekirken, önce hazırlık ifadesinin okunması ve ardından da sorgu ve savunması yerine geçmek üzere; "...Ben daha önce tabur komutanlığında ifade vermiştim. 12.9.2003 tarihli ifademi tekrar ederim. Ekleyecek bir husus yoktur. Suçumu kabul ediyorum." şeklindeki beyanı ile yetinilmesi kanuna aykırı bulunmuştur. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy