(765 S. K. m. 104)
Askeri mahkemece; sanığın yüklenen suçları işlediğinin kabulüyle eylemine uyan;
1) ASCK'nın 131/1 (teşdiden), TCK'nın 80, ASCK'nın 50, 51/c ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay ağır hapis cezasıyla mahkûmiyetine;
2) ASCK'nın 131/1 (teşdiden), TCK'nın 61, ASCK'nın 50, 51/c ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri uyarınca 3 ay 16 ay gün ağır hapis cezasıyla mahkûmiyetine;
Aynı cins hürriyeti bağlayıcı cezaların TCK'nın 71'inci maddesi gereğince toplanarak 2 yıl 4 ay 16 gün ağır hapis cezasıyla mahkûmiyetine;
Bu cezanın, kazanılmış hakkı nedeniyle 2 yıl 1 ay ağır hapis olarak infazına;
353 sayılı Kanunun 251 'inci maddesi gereğince nezarette, tutuklulukta geçirdiği sürelerin verilen cezadan mahsubuna;
ASCK' nın 47/A ve 647 sayılı Kanunun 4 ve 6/son maddeleri uyarınca cezanın tedbire çevrilmesi ve ertelenmesiyle ilgili isteminin reddine;
Keza 4616 sayılı Kanunun uygulanmasıyla ilgili isteminin reddine;
Hazine zararının ödenmiş olan 28.020.000 TL'lik bölümü dışında kalan 168.065.326 TL'lik bölümünün, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen hükümlülerle birlikte müteselsildi ve mütesaviyen tazminine;
492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince 10.100.000 TL nispi harç alınmasına; karar verilmiştir.
Sanık, bire bir eylemlere katılmadığını, büyük depodan hırsızlık yapıldığını diğerlerinden öğrendiğini, 4616 sayılı Yasadan yararlandırılmasının ve kendisine tek ve asgari had üzerinden ceza uygulanmasının gerektiğini, suç kastının bulunmadığını belirterek temyiz itirazında bulunmuş; Başsavcılık ise, hükümlerin onanmalarına karar verilmesini istemiştir.
Yapılan incelemede;
Askeri mahkemenin karar yerinde gösterdiği deliller ve bu delillerin tahlil ve münakaşası sonucu kurduğu hükümde belirttiği ve ilk hükmün Dairemizce bozulmasına konu olan ilâmımızda kabul edildiği gibi;
Hakkâri Dağ ve Komando Tugay K.lığı enirinde askerlik görevini yaptığı sırada, dosyası tefrik edilen sanık Onb. N.G.'nin, daha önce çalıştığı tugay kantinine malzeme getirdiği için tanıdığı ve hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürülen svl. kişi M.Y.'nin, mutfaktaki erzak ve yiyecek maddelerinden gizlice dışarıya çıkartıp, satılması ve elde edilecek paranın paylaşılması önerisini kabul ettiği ve Onb. N.G. ile Svl.kişi M.Y'nin bu konuda anlaştıkları, bu anlaşma gereğince Onb. N.G.'nin önce mutfak gece sorumlusu Er T.A. ile (hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir), sonra, çalınan malzemelerin taşınıp muhafazası için, sivil eşya deposu sorumlusu sanık Ter. Er V.Ç. ile ve daha sonra da bu malzemelerin taşınmaları için, yine, haklarındaki mahkûmiyet hükümleri kesinleşen erler B.K, Ş.A. ve A.I. ile anlaştıkları ve bu hususu Svl.kişi M.Y.'ye Onb.N.G.'nin duyurduğu;
Bu anlaşma doğrultusunda, tugay mutfağından Mayıs 1998 ayı içinde dört kez yiyecek ve erzak maddeleri çalınıp dışarı çıkarılarak M.Y. tarafından satıldığı ve elde edilen paranın sanık ve hükümlüler arasında paylaşıldığı, bu olay nedeniyle hazinenin 196,085.326 TL'lik zararının doğduğu;
Mutfaktaki malzemelerin çalınıp satılmasıyla yetinmeyen adı geçenlerin, bu kez daha büyük ve geniş çaplı hırsızlığı düşündükleri ve bu defa levazım deposundan malzeme ve erzak çalmaya karar verdikleri; bunun yapılabilmesi için levazım deposunun iç durumunu ve tertibini bilen, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olan Er S.Ç.'ye konuyu açtıkları, Er S.Ç.'nin öneriyi kabul etmesi üzerine 30 Mayıs günü Er Sadin'nin, görevli bulunduğu depodaki işlerini bitirdikten sonra depoyu terk etmeyip içeride gizlendiği ve 30-31 Mayıs gecesi deponun içeriden açılmasını sağladığı, bu şekilde kapısı açılan depoya giren diğer sanık ve hükümlülerin depoda bulunan 50 kadar yiyecek ve erzak kolisini depo dışına çıkardıkları, bu durumu, gece yarısı 02.00 sıralarında oradan geçmekte olan nöbetçilerin fark ettikleri ve ilgililere bildirdikleri, alınan tertibat üzerine asker sanık ve hükümlülerin eşyalarla birlikte 31.5.19998 gecesi saat 02.20 sıralarında suçüstü yakalandıkları, olayın anlaşılması üzerine, malzemelerin gelip alınması için Svl. kişi M.Y.'ye Onb. N.G.'nin haber vermesinin sağlandığı, 65 EV 665 plâka no.lu kamyoneti ile gelen M.Y.'nin malzemeleri araca yüklediği, nizamiyeden çıkış yapacağı 31.5.1998 günü saat 13.00 sıralarında yakalandığında bir kuşku yok ise de;
Sanık terhisli Er V.Ç. hakkında dava zamanaşımı gerçekleşmiştir. Bu nedenle, sivil kişi M.Y. hakkında olduğu gibi, V.Ç. hakkında da kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
Şöyle ki; askeri savcılık tarafından düzenlenen 28.7.1998 tarihli iddianame ile sanık hakkında, diğer sanıklarla birlikte 1998 Mayıs ayı içinde 4 kez, mutfaktan askeri eşyayı çalma ve daha sonra da 30-31 Mayıs gecesi levazım deposundan 50 koli (yaklaşık 2 milyar TL değerindeki) yiyecek ve erzakı dışarı çıkarıp, haberdar edilen Svl.M.Y.'nin getirdiği sivil araca yüklendiği, aracın nizamiyeden çıkış yaptığı sırada suçüstü yakalanma eylemlerini gerçekleştirdiğinden, müteselsilen askeri eşyayı çalmak suçundan dolayı ASCK'nın 131/1 ve TCK'nın 80'inci maddeleri gereğince cezalandırılması ve 196.085.326 TL Hazine zararının müteselsilen tahsil edilmesi, 353 sayılı Kanunun 251'inci maddesi gereğince tutuklukta geçirdiği sürenin mahkûmiyet müddetinden mahsubuna karar verilmesi için kamu davasının açıldığı;
Yapılan yargılama sonucunda, esas hakkındaki mütalâaya uygun olarak askeri mahkemece, 22.4.1999 tarihinde, sanığın gerçekleştirdiği, iddia konusu eylemler dolayısıyla işlediği yüklenen suçtan dolayı ASCK'nın 131/1, TCK'nın 80, ASCK'nın 50, 51/C, TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince iki yıl bir ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 353 sayılı Kanunun 251 'inci maddesi gereğince nezarette ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin mahkûmiyet süresinden sayılmasına, cezanın paraya çevrilmesi ve tecili istemlerinin ASCK' nın 47/A ve 647 sayılı Kanunun 4 ve 6/son maddeleri gereğince reddine karar verildiği;
Bu hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.1.2000 gün ve 2000/20-17 Esas ve Karar sayılı ilamıyla; eylemlerin gerçekleştirilişinde bir kuşkunun söz konusu olmadığı, ancak, hem mutfaktan gerçekleştirilmiş ve tamamlanmış hırsızlık eylemlerinin ve hem de levazım deposundan gerçekleştirilip teşebbüs aşamasında kalan, daha kapsamlı hırsızlık eyleminin aynı kasıt altında gerçekleştirildiğinin kabul edilemeyeceği, mutfaktan gerçekleştirilen eylemlerle, müteselsilen askeri eşyayı çalma suçunun işlenmesi yanında, ayrı bir kasıt ile levazım deposundan gerçekleştirilen hırsızlık eyleminin askeri eşyayı çalmaya teşebbüs suçuna vücut vereceği nedeniyle bozulduğu;
Bozma üzerine yerel askeri mahkemece, sanığın bozmaya karşı diyeceğinin tespiti amacıyla aranmaya başlandığı, bulunamayınca 16.2.2001 tarihli celsede "Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceklerinin tespiti" nedeniyle gıyabında tutuklanmasına karar verildiği ve bu nedenle hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresinin düzenlendiği;
Sanığın 29.8.2002 tarihinde yakalanması üzerine, Antalya Cumhuriyet Savcılığınca "gıyabi tutuklama müzekkeresinin vicahiye çevrilmesinden sonra" yapılacak işlemin,"serbest bırakılıp bırakılmayacağının" bildirilmesi için çekilen faksa, aynı tarihte, sanığın Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceğinin tespit edilmesinden ve TCK' nın 80'inci maddesinin uygulanması durumunda verilecek cezanın artması ihtimaline binaen, ek savunmasının tespiti yapıldıktan sonra tutuklama müzekkeresi geri alınarak, sanığın tahliye edilmesi şeklinde faksla cevap verildiği, sanığın 30.8.2002 tarihinde, Antalya Nöb. Asliye Ceza Mahkemesinde, bozma ilâmımıza karşı diyeceğinin ve "TCK' nın 80'inci maddesinin uygulanması ihtimali bulunduğundan" ek savunmasının tespit edildiği, burada sanığın savunmalarım tekrar ettiği, bunun üzerine istinabe mahkemesinin "gıyabi tutuklama kararının kaldırılmasına, geri istenmesinin mahkemesince düşünülmesine" karar verildiği;
Daha sonra yazılan talimatlar çerçevesinde, sanığın birçok kez ek savunmalarının tespit edildiği ve nihayet 22.9.2004 tarihli celsede sanık hakkında yukarıda yazıldığı ve bozma ilâmımızda belirtildiği şekilde müteselsilen askeri eşyayı çalmak ve askeri eşyayı çalmaya teşebbüs etmek suçlarından mahkûmiyetine karar verildiği
Görülmüştür.
Dava zamanaşımıyla ilgili yasal düzenlemelere bakıldığında;
ASCK' nın 131inci maddesinde düzenlenen askeri eşyayı çalmak suçundan dolayı, beş yıla kadar ağır hapis cezasının verilmesinin öngörüldüğü;
Aynı kanunun 49'uncu maddesi düzenlemesine göre, bu suç ile ilgili dava zamanaşımının TCK'nın ilgili bükümlerine tâbi olduğu;
TCK' nın 102/4'üncü maddesine göre, beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis
cezasına müstelzim cürümlerde dava zamanaşımının beş sene olduğu;
Yine TCK' nın 104'üncü maddesine göre, dava zamanaşımının mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp ve ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi ... ile kesileceği, kesilme gününden itibaren zamanaşımının yeniden işlemeye başlayacağı, birden fazla zamanaşımını kesen işlem olduğunda, zamanaşımının en son işlem tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı, ancak bu şekilde zamanaşımını kesen bir işlem nedeniyle zamanaşımının, zamanaşımı süresinin yarısı kadar uzayacağı,
353 sayılı Kanunun 83'üncü maddesi, sorgunun usulü başlığıyla "Sorgunun başlangıcında sanığa İsnat olunan suçun neden ibaret olduğu anlatılır" düzenlenmesini, CMUK'un 135'inci maddesi, ifade ve sorgunun tarzı başlığı altında " ... 1) İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tespit edilir...; 2) Kendisine isnat edilen suç anlatılır ... " düzenlemesini taşımaktadır. 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5271 sayılı (yeni) Ceza Muhakemesi Kanununun tanımlar başlıklı 2'nci maddesinde sorguyu "Şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suç ile ilgili olarak dinlenmesini... ifade eder" şeklinde tanımlamıştır. 353 sayılı Kanunun 227/4'üncü maddesi, bozmadan sonra daha ağır bir ceza verilecek ise sanığın herhalde dinlenmesinin gerektiği;
Hükümlerini taşıdığı görülmektedir.
Bu tespitlerden sonra, sanık ile ilgili dava zamanaşımının, Mayıs 1998'den itibaren beş yıl olduğu, soruşturma ve kovuşturma süresince tutuklama, iddianamenin düzenlenmesi, iddianame çerçevesinde sorgusunun yapılması, mahkûmiyet hükmünün verilmesi gibi dava zamanaşımını kesen nedenlerle kesildiği ve dolayısıyla zamanaşımını kesen en son nedenin 22.4.1999 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmü olduğu görülmektedir.
Dava zamanaşımını kesen ilk mahkûmiyet hükmünün, Dairemizce bozulmasından sonraki yargılama döneminde gerçekleşen usulü işlemlerin, bozmaya karşı diyeceğinin tespitinin, ek sorgu ve savunmasının alınmasının, bu amaçla yakalanmasının, celp ve ihzar müzekkereleri ve tutuklama karar ve müzekkerelerinin dava zamanaşımını kesip kesmediğinin irdelenmesine gelince;
Dava zamanaşımında, Devletin suçlu hakkında davanın açılmasından veya ceza verilmesinden vazgeçmesinin ve aradan geçen zaman nedeniyle artık suçlunun cezalandırılmasında yarar görmemesinin amaçlandığı söylenebilecektir. Bozma kararından sonra yapılan usulü işlemlerin doğrudan savunma hakkı ile ilgili olduğunu söyleme yelinde bu belirlemedir. Zira yargılama, verilen ilk hükme kadar yapılmakta, ilk hükme kadar iddia, savunma ve sonuçta yargı (karar) tüm kurallarıyla ortaya konmakta, tartışılıp bir sonuca ulaşılmaktadır. Bozmadan sonraki yeni bir karara kadar yapılan, eksikliklerin giderilmesi, sanığın bozmaya karşı diyeceğinin tespiti, gerekiyorsa ek sorgusunun alınması savunma hakkıyla ilgili hususlar olmaktadır. Savunma hakkı ise, sanığa verilmesi gereken, vazgeçilmeyen, vazgeçilmesi ya da ihlâli hükmün bozulmasını gerektiren bir haktır. Böyle bir hakkın kullandırılması işleminin, meselâ bozmaya karşı diyeceğinin tespiti veya ek sorgusunun alınması için çıkarılan celp ve ihzar müzekkeresinin, yakalama ve tutuklama kararının sanığın aleyhinde sonuç doğurmasını kabul etmek, dolayısıyla dava zamanaşımını keseceğini değerlendirmek ise savunma hakkıyla bağdaşmayacaktır.
İşte bu nedenlerle, bozma kararından soma, bozma kararına karşı sanığın diyeceğinin tespiti ve ek sorgusunun alınmasını temin için çıkarılan tutuklama celp ve ihzar müzekkereleri ve yakalama işlemi, TCK' nın 104'üncü maddesinde yazılı, dava zamanaşımını kesen nedenlerden kabul edilmemektedir.
Yargıda;
Bozmaya karşı sanığın diyeceğinin sorulmasının CMUK'un 135inci maddesi anlamındaki bir sorgu olmadığını, dolayısıyla zamanaşımını kesmeyeceğini (Y.9-CD nin 17.10.1980 gün 3069/4016, 24.12.1982 gün ve 4239/4329; C.G.K. 11.5.1981 gün ve 7-27/175), bu bağlamda, bozmaya karşı diyeceğinin sorulması ve ek sorgusunun tespiti amacıyla çıkarılan ihzar müzekkeresinin, celp müzekkeresinin, tevkif müzekkeresinin zamanaşımını kesmeyeceğini (Y.4. CD.'nin 4.6.1985 gün ve 4964/5970, 11 CD.'nin 1.5.1997 gün ve 3140/2937,2. CD.'nin 1.7.1992 gün ve 6613/7143,9. CD.'nin 19.2.1984 gün ve 6586/1105, Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 24.11.2004 gün ve 2004/1121-1108) benimsenmiştir.
Böyle olunca, sanık hakkında verilen ve Dairemizce bozulan 22.4.1999 tarihli ilk mahkûmiyet hükmünden sonra, 22.4.2004 tarihine kadarki zamanda, dava zamanaşımını kesen, onu uzatan bir işlemin gerçekleşmemiş olması nedeniyle, sanık hakkında 22.9.2004 tarihinde davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmiş olması nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Hükmün, bu şekilde bozulması sanığın yeniden yargılamasını gerektirmemektedir. 353 sayılı Kanunun 220/2-c maddesi, ceza kovuşturmasını düşüren sebeplerden birisinin varlığı hâlinde, bozmaya karar verildikten sonra davanın esasını da hükmedileceği hükmünü taşıyor olması nedeniyle, sanık V.Ç. hakkındaki, askeri eşyayı çalmak suçlarıyla ilgili davaların, dava zamanaşımına uğraması nedeniyle düşürülmelerine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy